Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
wezEo.png
wezEo.png

SON DAKİKA


googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
wem8j.png
ABDULLAH AYATA

İÇ GÜVEYİSİ-4

Bu haber 17 Nisan 2019 - 12:07 'de eklendi ve 17 kez görüntülendi.
İÇ GÜVEYİSİ-4

“Hayırlı sabahlar, Hatem oğlum.”

“Hoş geldin Fahrettin Amca. Buyur otur.”

İşyerinin camekânla kaplı büro kısmına geçtiler.

“Geçiyordum da şöyle bir uğrayayım dedim.”

“Çok iyi düşünmüşünüz. Size ne ikram edeyim.”

“Çay alayım.”

“Selim, iki çay söyleyiver.”

“Oğlum, kendini işe öyle kaptırdın ki dışarı çıkmıyorsun, kimsenin yanına uğramıyorsun.”

“Ne yaparsın amca, adamcağız bizi emin bilip dükkânını, tezgâhını emanet etti. Hakkını vermek lazım.”

“Çalışmana diyeceğim yok da, gençsin, yakışıklısın. Yavaş yavaş etrafa bakın. Evlenmenin yuva kurmanın zamanı geldi artık.”

“Güzel söylüyorsun da Fahrettin Amca, ev geçindirmek, sorumluluk almak kolay mı? Ben tek başıma zor idare ediyorum. Hangi parayla evlenir, elkızına nasıl bakarım!”

“Korktuğun kadar zor değil. Ben evlendiğim zaman, Akseki’den Mersin’e yeni gelmiştim. Limanda hamallık yapıyordum. Hacı Mahmut’sa seyyar satıcıydı. Biraz cesur ol, tevekkel ol. Allah evlenen insana yardım eder.”

“Bilmem ki, aslında yengemle amcam da bir an önce evlenmen gerek, diye sıkıştırıyorlar. Evde, çoğu akşamlar bu konu gündeme geliyor.”

“Gelir elbette. Mutluluğunu, huzurunu görmek istiyorlardır.”

“Hele birkaç sene daha çalışıp para biriktirmeye uğraşayım. Becerebilirsem o zaman düşünürüm.”

“Ooo… evde kalmaya niyetlisin galiba.”

“Ne yapayım?”

“Bizler sana yardımcı oluruz. Yeter ki sen evlenmeye niyetlen. Hacı Mahmut, kimseye gerek kalmadan düğün masraflarını karşılar.”

“Oğlu değilim. Akrabası olmam. Mecbur değil. Zaten asker harçlığımı karşılamakla beni yeterince mahcup etti. İkinci bir defa yük olamam adama.”

“Yahu, niye benim aklıma gelmedi. Hacı Mahmut demişken onun bekâr bir kızı var. Gördün mü hiç?”

“Duymuştum ama hiç görmedim.”

“Tamam işte. O kızı sana isteyelim. Senden iyisine verecek değil ya.”

“Aman amca, sen ne dediğinin farkında mısın?”

“Elbette farkındayım.”

“İnsan ekmek yediği sofraya bıçak saplar mı?”

“Ne bıçağı oğlum. Adam, seni evladı gibi seviyor. Damadı olursan sevginiz samimiyetiniz ebedileşir.”

“Olacak iş değil. Düşünülmesi bile benim için büyük terbiyesizlik.”

“Bunun ayıp tarafı yok. Yarın, o kız ipsiz sapsız birine düşerse daha mı iyi olacak. Servetini on paralık insanlar yiyip içecekler. Mantıklı ol, hayatını kurtar. Böyle tezgâhtarlık yaparak bir şeye  sahip olamazsın.”

“Kulun kölen olayım Fahrettin Amca, hacı amcanın böyle bir konuşmadan haberi olmasın. Sonra yüzüne bakamam adamın.”

“Olmaz, aslanım olmaz. Hem sen bir şey söylemedin. Ben seni sevdiğim, iyiliğini istediğim için böyle bir öneride bulundum.”

“Beni sevdiğini biliyorum ama bahsettiğin durum bana yakışmaz.”

“Çay için teşekkür ederim. Ben kalkıyorum. Gidip bakayım, çocuklar ne yapıyorlar. Gene de sen, söylediklerimi aklının bir köşesinde tut. İyice düşün taşın. Birkaç gün sonra aynı konuda yine konuşalım. Bu fırsatı kaçırma. Haydi, hayırlı işler.”

“Güle güle Fahrettin Amca.”

Nalbur Fahrettin gittikten sonra Hatem’in kafası iyice karıştı. Düşünüyor, zihninde birçok şeyi ölçüp biçerek, olacak iş değil. Denk değiliz. Fahrettin Amca eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürüyor. Rezil olmanın âlemi yok… düşüncesinde bir müddet durakladıktan sonra, neden olmasın, onlar da benim gibi başlamışlar iş hayatına. Bir de patronun damadı olursam ev, araba, servet… Bırak kendimi, ailemi, kardeşlerimi, amcamı bile düzlüğe çıkarabilirim, düşüncesi araya girip umutlarını artırıyor, hayallerini genişletiyordu. Bu vaziyette bir haftayı düşünerek geçirdi.

Ertesi hafta bir gün telefon çaldı, arayan nalbur Fahrettin’di.

“Merhaba Hatem ne yapıyorsun?”

“Müşteriler var, uğraşıyorum.”

“İşin bitince bana uğrayıver.”

“Tamam amca, yarım saat sonra gelirim.”

Müşterileri gönderdikten sonra, dükkânı çırak Selim’e emanet edip nalbur dükkânına vardı.

Hoşbeşten sonra konuyu açan Fahrettin, “Ne yaptın, geçen hafta söylediğim meseleyi düşündün mü?” diye sordu.

“Benim düşünmem ne ifade eder ki. Aramızda dağlar kadar fark var. Sonra hacı amca, ‘Ekmeğimi yedi. Namusuma göz dikti. Nankör’ demez mi?”

“Oğlum sen ne yapacaksın hacı amcayı, hoca amcayı. Eğer sen tamam diyorsan ben bizzat gider kızı isterim. Ağırlığımı koyarım. Beni kıramaz. Nazlanırlarsa, onlara eski durumlarını hatırlatırım.”

“Bilmem ki.”

“Haydi haydi köftehor. İstemem yan cebime koy!”

“İnan ki öyle düşünmüyorum.”

“Yalnız, başka bir mesele daha var.”

“Ne gibi?”

“Kız, galiba biraz senden büyükçe. Omuz tarafında az bir sakatlığı da var. Ama eli yüzü çok güzel.

Biraz yaşının geçmesi kimseyi beğenmediğinden oldu. Bakalım sana ne diyecek?”

“Öyleyse bu işten vazgeçelim.”

“Niye?”

“O kız beni de beğenmez.”

“Dur bakalım. Biz kendi kendimize yorum yapıyoruz. En iyisi sen, yarın amcanı yanıma gönder. Biz bu meseleyi onunla enine boyuna konuşalım. Ne yapabileceğimize karar verelim.”

“Nasıl isterseniz.”

“Tamam bekliyorum.”

Hatem, akşam eve varınca olanları amcasıyla yengesine anlattı. Onlar duruma çok şaşırdılar. Bir ara yengesi, “Mutlaka kızın büyük bir kusuru var. Eğer iyiyse, niye Fahrettin denilen adam kendi  oğullarından birine almamış. Evde kalmış kızı bizim oğlanın başına sarmak istiyorlar,” dedi.

Amcası, “Öyle deme hanım, Hatem’i seviyorlar, koruyup gözetiyorlar. Zengin adamların bazıları paradan çok insana değer verir. Yarın gidip görüşeyim. Vaziyet o zaman belli olur,” diyerek eşini susturdu. (Devam Edecek)

 

 

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA