PROF. DR. KARATAY: “EN SAĞLIKLI YİYECEK PASTIRMA”

PROF. DR. KARATAY: “EN SAĞLIKLI YİYECEK PASTIRMA”

DİREKSİYON HAKİMİYETİNİ KAYBETTİ…ÇOCUKLARI EZDİ

DİREKSİYON HAKİMİYETİNİ KAYBETTİ…ÇOCUKLARI EZDİ

SURİYELİ SAĞIR KARDEŞLER GÜVERCİNLERİNİN SESİNİ DUYMAK İSTİYOR

SURİYELİ SAĞIR KARDEŞLER GÜVERCİNLERİNİN SESİNİ DUYMAK İSTİYOR

ASDEP DARA DÜŞENİN AİLESİ OLUYOR

ASDEP DARA DÜŞENİN AİLESİ OLUYOR

YILDIZ: MÜFTÜLERE NİKAH YETKİSİ LAİKLİKLE ALAKALI DEĞİL

YILDIZ: MÜFTÜLERE NİKAH YETKİSİ LAİKLİKLE ALAKALI DEĞİL

İYİLERİN TAKVASI
  • OSMANEFEKERE
    • OSMAN EFEKERE
    • OSMANEFKERE@kayserihakimiyet2000.com
    • 26 Mart 2015 - 16:33:07

İYİLERİN TAKVASI

Yine bir gün büyük âlimlerden ve dört mezhep imamı azama biri gelerek şöyle der: Ey imam şu anda çok ihtiyacım var bana biraz borç olarak bir şeyler ver, borcuma karşılık siz evimi rehin (ipotek) olarak vereyim der. Bunun üzerine imam fazla dayanamayıp fakirin ihtiyacı olan kadar parayı verir, evi de borcuna karşılık alır. Ancak günlerden bir gün çok yakıcı, hararetli bir günde o büyük imam evin gölgesinde oturmayıp sıcakta oturduğunu görenlere imamı azama neden ey imam bu yakıcı güneş altında evin gölgesi olduğu halde güneşte kalıyorsun diye sorduklarında, o büyük âlimin cevabı şu oluyor; Ey kardeşler, en her ne kadar benim elimin altında da olsa aslında benim değil o (ev) şu anda bende rehindir. Dinimizde rehinden fayda sağlamak pekiyi olmasa gerek der ve ilave eder, bugün dünya güneşi altında durmak ve terlemek yarın büyük hâkim olan Allah’ın haksız olarak kul hakkına tecavüz edipte cehennem ateşine dayanmaktan daha zor değil ya diyerek bütün insanlığı ilgilendiren ve ürperten bir cevapla geleceğe bir ders olsa gerek. Görülüyor ki inan ve hakiki imanın tadını alan kişilerin hayat tarzları insanlığa ve hususen biz Müslümanlara bir parola teşkil etmesi gerekir. Gerçek kurtuluşun yolcusu olanlar böyle yolu takip etmeleri bir yerde mecburidir. Değilse gerçek kurtuluşa ermek ve umum hakkını kendi çıkarı için ve kendi şahsi menfaati için kullananlara yaşasın cehennem demekten başka bir şey gerekmiyor.

Allah’a temenni ve arzumuz umumun menfaatini şahsi menfaate tercih ederlerden eylesin.

 

NEREDE OLURSANIZ ÖLÜM SİZİ YAKALAR

Günlerden bir gün Hz. Süleyman (Selatü selam onun ve bütün peygamberlerin üzerine olsun) bir mecliste vezirleri ile birlikte otururlarken, güzel giysili biri içeri girer ve Hz. Süleyman’ın karşısına oturur.

Gelen kişinin durumundan pek hoşlanmayan Hz. Süleyman’ın vezirlerinden biri gelen kişinin kim olduğunu Hz. Süleyman’a sorar ve Hz. Süleyman gelenin ölüm meleği diye söyleyince, vezir kuşkulanarak Hz. Süleyman’a şu teklifte bulunur. Rica ederim Ey Allah’ın Resulü beni buradan hemen emrimde olan rüzgârla Hindistan’ın kalabalık ormanlarına atıver hattaki beni bulamasın. Hz. Süleyman hemen rüzgâra emreder ve vezirini hemen Hindistan’ın kalabalık olan ormanlarına atar. Ancak Azrail olan (ölüm meleği) Hz. Süleyman’a yanındaki oturan veziri sorar. Hz. Süleyman veziri rüzgâr Hindistan ormanlarına götürdü cevabını alınca, ölüm meleği olan Azrail ise bende onun ruhunu orada almakla görevlendirildim der. Bunun üzerine yine melek söz alarak Allah’ın hikmetinden sual olmaz. Ey Süleyman veririn biraz önce burada iken bir anda halden hale girmese doğrusu buda Allah’ın bir sırrı ilahisidir. Ölüm meleği olan Azrail hemen Hz. Süleyman’dan izin alır hemen Hindistan’a gitmek için oradan ayrılıp Hindistan’a varır. Yüce Allah’ın yer ve mekân olarak kararlaştırdığı yeri bulup orada Hz. Süleyman’ın veziri olan kişinin ruhunu kabzeder (alır). Yüce Allah bir emrinde şöyle buyurur, “Deki doğrusu kendisinden kaçtığınız ölüm mutlaka karşınıza çıkacaktır. Sonra, görüleni de görülmeyeni de bilen Allah’a dönecektir. O sizin için hazırlıklı olmak gerekmektedir. Yüce Mevla bütün inananları huzuruna hazırlıklı olarak vasıl olmayı nasip eylesin. Amin.

EL HAK VE BATIL

Bir zamanlar zengin ve fakir iki komşu vardı. Zengin olanın bir atı, fakir olanında bir ineği vardı. Günlerden bir gün fakir olan şahsın ineği bir buzağı yavruladı, ancak zengin olan şahıs doğan buzağının kendi atına ait olduğunu ifade eder (yani doğan buzağıyı benim atım doğurdu der.)

Fakir olan şahıs böyle bir olayla ilk defa karşılaştığı için hayretler içinde kalır. At sahibine kardeşim hiç at buzağı yavruladığı duyulmuş mudur der.

Nihayet iki komşu bu meseleden dolayı mahkemeye başvururlar. Mahkeme ise kararı bir menfaat uğruna zengine tevdi eder (verir.) Bu arada hâkim fakire yönelerek görüyor musun buzağı at gibi çevik ve dört ayaklıdır. Gözleri atın gözüne benziyor diye fakire bir takım tehditler savurur.

Fakir meseleyi ikinci bir mahkemeye götürür. Ancak ikinci mahkemede birinci mahkemede olduğu gibi buzağıyı at sahibine vermek sureti ile hüküm verir. Nihayet fakir olan şahıs hakkını aramak için birinci, ikinci mahkemelerin kararlarına itiraz ederek davayı bir üst mahkemeye (temiz) başvurarak neticeyi bekleme safhasına girer. Üst mahkeme hâkimi bu tür konularda daha titiz olduğu için meseleyi uzunca mütalaa ettikten sonra, önce davalılar olan fakir ve zengini karşısına dikerek, derin, derin her ikisini de dikkatlice süzdükten sonra şu sözde bulundu, beni bu konuda bugün mazur görün, çünkü ben bugün özürlüyüm. Der. Orada salonda ayakta duran hâkime “Hâkim bey herhangi bir ihtiyacın falan mı var, eğer varsa ben telafi edeyim” diye söz ister. Bunun üzerine hâkim benden kan geliyor (yani ben hayız) görüyorum deyince, zengin olan kişi yine söze karışarak nasıl olur hiç erkek hayız görür mü deyince, hâkim zengine yönelerek benim hayız görmemi kabul etmiyorsun da, nasıl atın buzağı yavrulamasını kabul ediyorsun diyerek mahkemeyi fakirin lehine sonuçlandırmak sureti ile mahkemeye konu olan buzağıyı fakire vererek gerçek hak yerini bulmuş olur.

Bu şekilde zengin, malına, servetine güvenerek gururlanan ve mahkeme önceki mahkemeler gibi lehine olacağını zan eden kişinin ipleri bu şekilde suya düşmüş olur. Bu tür hâkimlerimize daima muhtacız. Allah böyle hâkimlerimize yardım eylesin.

 

 

 

 

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz