HACILAR’DA10’UNCU BİLİM ATÖLYESİ AÇILDI

HACILAR’DA10’UNCU BİLİM ATÖLYESİ AÇILDI

ÇAĞAN AİLESİNİN EN ACI  GÜNÜ

ÇAĞAN AİLESİNİN EN ACI GÜNÜ

YİĞİT ASLAN’DAN YENİ TÜRKİYE REKORU

YİĞİT ASLAN’DAN YENİ TÜRKİYE REKORU

FURKAN AKÇAM, BALKAN 2.Sİ OLDU

FURKAN AKÇAM, BALKAN 2.Sİ OLDU

KOCASİNAN’DA MİNİK AŞÇILAR YETİŞİYOR

KOCASİNAN’DA MİNİK AŞÇILAR YETİŞİYOR

KADER VE KAZA
  • İHSANGÖRÜCÜ
    • İHSAN GÖRÜCÜ
    • ihsangorucu@kayserihakimiyet2000.com
    • 13 Haziran 2018 - 12:01:54

Kardeşlerim,kıymetli okuyucular! Ramazan ayı boyunca yazdık hamdolsun. Rabbimiz yaptığımız her türlü haram olmayan işi sevap hanemize yazacaktır. Öyle ki bazı zamanlarda sırf Allahı ve onun ilahlığı ile ilgili şeyler düşündüğümüz, tefekkür ettiğimiz için bize ibadet sevabı yazılıyor biz bilmeden. Dolayısıyla insanın müfekkeresini, uzuvlarını, azasını kullanırken Allah rızasına muvafık ve sevaba dönüşecek şekilde meşğale alışkanlığı kazanmalıyız.

Mübarek Ramazan ayına girmeden “İlmin afatı, yazmamaktır” hadisi şerifini okumuş ve adeta şok olmuştum. Evet yazan çok okuyan az diye bir kanı var ama önemli olan rabbimizin yap dediğini yapmamız, dur dediği yerde durmamız rızayı ilahiyi gözetmemiz ve riayet etmemizdir. Günah-Vebal bizden gitsin anlayışı esastır ama kendi konuştuğunu, kendi yazdığını tutan ve gereği ile gücünün yettiği kadarıyla amel edenlerden kılması niyazıdır tek endişe ve kaygımız. Rabbim kusurlarımızı affetsin diyelim özellikle. Allah C.C. kendi yolunda yapılan hiç bir şeyi boşa çıkarmaz kendisi için çabaladıktan sonra, kulun vazifesi kulluktur ki bu da bazen okuyarak, bazen yazarak zaman zaman da hayatın başka etkinliklerini onun rızasını gözeterek yapmakla olur. Mübarek Ramazanımızın bu son yazımızın konusu “Kader i ilahi yani kaza ve kader” üzerinedir. Rabbim şekavetten,isyandan koruyup itikad ve imanı defolulardan kılmasın. Yanlış ve eksik amelin eksik namazın vs… kazası olur ama sapık akaidin, yanlış imanın geri dönüşü ve telafisi mümkün olmaz -Neuzu billah-.

BİZ HER ŞEYİ BİR KADERLE, YANİ ÖLÇÜYLE YARATTIK…-İnna külle şey’in halaknahü bikaderin-…(Kamer 49)

İlahi Kadere iman ve itikad, her şeyin Allah tarafından tanzim ediliğine itikad etme anlamına geldiğinden her şeyden önce insan zihnine bir nizam ve disiplin fikri yer ediyor. Olayları sebepleriyle izah etme alışkanlığı kazandırarak tesadüfiliği ve başıboşluğu, keyfiliği ortadan kaldırır, hadiseler arasında bir münasebet görme şuurunu hakim kılar, ölçü ve oran konusu üzerinde dikkatle durmayı temin eder. Zira kader, her şeyin bir ölçüye, orana ve sebebe bağlanması anlamına gelir. İlahi kader inancı insanın aklına metanet, zorluklara karşı direnç, metanet zihnine cesaret ve muhakemesine sağlamlık verir. Zira düşünmeye sağlam bir dayanak teşkil eder. Eğer hadise ve eşya arasında kader dediğimiz bir nizam, ölçü ve illiyet yoksa eşya ve hadiseler üzerinde düşünmenin ne faydası vardır? Biz herşeyi bir bir kaderle yani ölçü ile yarattık ayetine inanan bir kimse araştırma ve incelemelere girişerek eşya ve olaylar arasındaki kaide ve kanunları bulmaya çalışır, ölçü ile orantıları araştırır.

Takdiri ilahi inancı insanlar arasında müsamaha yaklaşımını geliştirir.Zira her şeyin Allah’ın kaderi, kaderi, kazası, takdiri, hükmü ve iradesiyle meydana geldiğine inanan bir kimse, insanları sorumlu tutsa bile onları daha çok mazur göreceğinden müsamahayla davranır. Bu takdiri ilahi inancı kini,nefreti ve intikam gibi kaba tavırları yok ederek kardeşlik ve insan sevgisini yerleştirir. Kısmetine düşen şeyin ezelde takdir edildiğine ve kendisini bulacağına itikad edip, ne kadar uğraşırsa uğraşsın başkalarının kaderine ve kısmetine düşen şeyi kendisine mal edemeyeceğine inananlar, çalışır çabalarlar ve Allah’ın verdiğine kanaat getirerek yine günlük çalışmalarına, hayatlarını sürdürmeye devam ederler.Onun bununu hakkına tecavüz edip kul hakkına girmezler. Hak ve hukuk gözetip yaşamlarını ve hayat mücadelesini hilesiz, haramsız ve sadakatla, samimi kul tavrıyla çalışıp idame ettirirler. Ayrıca kanaatsizlik ve ihtiras ateşiyle hileye hurdaya sapmazlar. Kadere iman eden tamahkar ve cimri, pinti olmaz. Konumuz olan kader inancının şuurunda olanlar hem bedenen hem ruhen zinde ve hassas olup haleti ruhiyeleri de sıhhat ve selamet bulur.

ALLAH c.c. ONLARDAN RAZI, ONLARDA ALLAH’DAN RAZI OLARAK…-Radıyallahü anhüm ve radü’anh-… ( Kur’anı Kerim )

Kadere hakkıyla inanan başta yaratanından Allah’tan razı olur. Dolayısıyla Allah’da ondan razı olarak onun rızayı barisine nail olur.O’na tevekkül edip teslim olur. Hadisi şerifte:

MÜSLÜMAN OL KURTUL…-Eslim teslim-… (Hadis i Şerif)

Buyurularak, insanın bu imanla özgüven bulacağı ruhi, kalbi vehim, kuruntu ve şeytani vesveselerden kurtulacağı psikolojik takıntılardan arınacağı ve ruhen özgür olacağı vurgulanmıştır. Tekraren belirtmek, vurgulamak icab ediyor, İslamdaki kader anlayışı insanı tembel, atıl, zelil, miskin ve çekingan-kararında kararsız değil, faal, cevval-Akışkan, dinamik-hareketli ve hamleci, girişimci, atak kılarak dünya hayatında başarılara imza atan çalışkan, mutlu bir hayat yolunda, Allahın müsaade ettiği noktaya kadar hiç durmadan ilerleyip boşa yaşamamış şekilde rabbine mülaki olur.Başka türlü inanç ve yaşam tarzı telkin eden ilahiyatlar İslami maske kullansa da islami değildir.
islamın kader ve kaza tarifini yineleyerek yazının finaline gelelim;

Ezelden ebede kadar olacak şeylerin Allah Teala tarafından zamanının, yerinin, niteliğinin ve özelliğinin ve sair teferruatının bilinip ezelde takdir edilmesine kader, zamanı gelince takdir olunmasına kader, zamanı gelince ezelde belirlenen şeylerin takdir i ilahiye uygun şekilde tecelli etmesine kaza denir. Velhasıl kaza ve kadere iman Allah’ın ilim, ilimi,irade, kudret ve tekvin-Yaratış-sıfatlarına ilişkili, bağlantılı olduğundan Allah’a iman, kadere de imanı içerir. İslamda cüzi irade kabul edildiğinden kadere iman, kişiyi sorumluluktan kurtarmak, tembellik için bir bahane, ihmalkarlık için mazeret, bahane kılmaz.
GÖRÜNMEZ VARLIK ŞEYTANLAR

ŞEYTAN, ONLARI İSTİLA ETMİŞ,ONLARA ALLAH’I ANMAYI UNUTTURMUŞTUR.ONLAR, ŞEYTANIN HİZBİDİRLER, YANDAŞIDIRLAR İYİ BİLİN Kİ, ŞEYTANIN YANDAŞLARI KAYBEDECEKTİR…-İstehvaze aleyhimüşşeytanü feensahüm zikrellahi… ( Mücadele 19 )

Yazıya tersinden başlayalım, şöyle soralım: Şeytan olmasa ne olur? Şayet Şeytan olmasa, insanın melek olması neticesini doğuracağından, böyle bir durumda da insanlığın yaratılmasındaki hikmet gerçekleşmeyeceğinden, öyle olunca da Allah’ın bir çok isim ve sıfat ve fiilleri taallüksüz-Dayanaksız- kalırdı. Böyle bir şey olunca Allah Tealanın mutlak kemali ve güzelliği tam olarak tecelli etmemiş bulunacağından hikmete ve yaratış nizamına uygun düşmezdi. Varoluş sergilediğimiz şu zıdlıklar aleminde tatlı, hoş şeyler kadar acı şeylere de ihtiyaç vardır. Ayrıca şeytanın yaratılmamış olması, hikmetler silsilesinden bir halkanın eksik olmasına yok açacağından ilahi hikmet tam olarak tecelli etmezdi. Bu yüzden hikmetin tamamiyeti için şeytan yaratılmıştır. Öncelikle hatırlamak gerekir ki hayır ve güzellik, hasenat asli asli gayedir. Esas olan kainatta iyilik ve hoş şeylerdir. Şer ve şerirlikler arızidir, vasıta olup hayırlı olanların ve güzelliklerin anlaşılmasına keşfine vesiledir. Dolayısıyle bu işler de vesilesiz olmaz. Özel durumlar için zararlı bile olsa kainat genelinin idaresinde faydalıdır. Varlıklar ve oluşlar tablosunu tamamlayan ve kemale erdiren unsur olduğundan şeytanın olmaması, dünya aleminin şimdi olduğu kadar güzel ve anlamlı olmamasına yol açar. Hatta şeytanın olmaması, öbür alemin ve cehennemin varlığını bile anlamsız kılar.
Yüce Allah C.C. her şeyin bir zıddını bir de karşıtını yaratmış ve kainatta ilahi nizamını en mükemmel şekilde tesis etmiştir. Soğuk, sıcak, yaş-kuru, karanlık-aydınlık, doğum ölüm vs. gibi şeyler bu zıdlıkların bazılarıdır. Soğuk olmasa sıcağın, karanlık olmasa aydınlığın ne olduğu bilinmezdi.Bu zıd şeylerden biri de melek ve şeytandır. Melekler ne kadar itaatkar, masum, mütevazi, diğergam, ulvi ise, zıddına şeytan da o kadar asi, günahkar, kibirli, sufli ve bencildir. Meleğin vazifesi insanlara yardımcı olmak, onların hizmetinde, yardımında bulunmak, onlara yol göstermek olduğu gibi şeytanın işi gücü de bilakis insanları saptırmak, iyi işlerini baltalamak ve her fırsatta zaaflarından istifade ederek aleyhlerinde bulunmaktır. Hep iyi, doğru ve güzel, faydalı, sevap ve hayırlı olan şeyleri emr ve tavsiye etmesi, ruhumuza üflemesi bakımından insanın bünyesinde mevcut bulunan akıl, kalb, vicdan ve ruh meleğin yardımcısı olduğu gibi sürekli olarak sürekli olarak kötü, yanlış, çirkin, zararlı, günah, ve şer olanı telkin etmesi bakımından da yine onun içinde bulunan nefs, benlik, hırs ve sufli arzular da İblis’in tabii müttefikidir. Melek, kendi müttefikleriyle işbirliği yaparak insana faydalı olur. Aynı şekilde şeytan da kendi ortakları ve yoldaşlarıyla işbirliği yaparak ona zarar verir. Onun için genellikle melek ve şeytandan çok, onların bizdeki bizdeki ortakları ve içimizdeki işbirlikçileri olanlar daha önemlidir. Zira düşmanını yenmek için kale içten fethedilir.

Eğer mahlukatta yartıştan amaç, sürekli Allah’a itaat eden ve hiç günah işlemeyen bir varlık yaratmak olsaydı, zaten Allahın melekleri bu sıfatları taşıyan varlıklar olduğundan , insanın günah işlememesi halinde Allahın Ğafur, Ğaffar, Afuv, Settar veya Muazzib, Gadup -Azap eden-, Müntakim olduğu bilinmeyecekti. Kudsi bir hadistir:

EĞER İNSANLAR HEP SEVAP İŞLESELERDİ, ONLARI YOK EDER, YERLERİNE GÜNAH İŞLEYEN, SONRA DA AF DİLEYEN KİMSELER YARATIRDIM… (Kudsi Hadis)

Buyurulmuş olmasından da anlaşılmaktadır ki, insanların masum olmaları esasen Allahın muradına ve insanı yaratış maksadına da aykırı düşer. Bu sebeple insanı günaha meylettiren, hataya düşüren, kötülüğe iten ve eğri yollara sürükleyen bir takım amil ve saiklerin bulunması zaruridir… Böyle olacak ki insan aklını iradesini kullanarak doğru yolda yürüsün. Bunun bir değeri olsun.
Günah ve yanlış işler yapma imkanı ve sebepleri bulunduğu halde kötülükleri bırakıp iyilik yapmak üstün bir fazilet ve meziyettir. Aksi halde iyilik yapmak o kadar önemli bir şey olmaz. Kötülük yapma imkanı, saiki ve arzusu varken, aklı ve iradeyi kullanarak ve sürekli bir CEHD sergileyerek iyilik yapmak, insanı meleklerden üstün kılan fazilettir. Çünkü meleklerin kötülük yapmaları esasen ellerinden gelmeyen bir şeydir, onun için de yaptıkları iyi işer insanlarınki kadar önemli, anlamlı ve değerli değildir. Bu nedenlerle nebiler, veliler en büyük en şerefli varlıklar olmuşlardır. Zira şeytan kendilerine musallat olmuşken , durmadan kandırmak için uğraşmış iken, yine de iyilik yapmışlar, küçük, büyük hata yaptıkları zaman da derhal kendilerine gelerek tevbe etmişler, af dilemişler, bu suretle daha da büyümüşlerdir.
Velhasıl; rabbimiz Teala bizleri insi ve cinni şeytanların şerrinden muhafaza buyursun, meleklerle dost eylesin… Amin

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz