Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
wezEo.png
wezEo.png

SON DAKİKA


googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
wem8j.png
ABDULLAH AYATA

KALENDER GELECEKTEN UMUTLU-2

Bu haber 11 Mart 2019 - 12:12 'de eklendi ve 16 kez görüntülendi.
KALENDER GELECEKTEN UMUTLU-2

Bağın manzarası güzel olduğundan zengin müteahhitler çevre arsalara villalar yapmaya başlamışlardı. Çoktandır sahibime de arazisini satması için cazip teklifler yapıyorlardı. Aslında, o bağını satmakta direnen son insanlardandı. Hanımı da dâhil olmak üzere aile bireylerinin tamamı, “Derdine ne oldu, ne işin var dağda bağda be adam. Otur evine ye iç yat. Hiç canının kıymetini bilmiyorsun,” diye çıkışıyorlardı Hacı Süleyman’a. Evinde destek bulamayan adam sonunda pes ederek bağını satmak zorunda kaldı.

Bir gün ahıra genç bir adamla birlikte gelen Hacı Efendi beni göstererek, “Bak oğlum, atım bu. Adı Kalender. Çok akıllı ve vefalı bir hayvandır. Eğer ona doğru dürüst bakar dövmeden, eziyet etmeden çalıştırırsan sana ekmek yedirir. Biliyorsun

hayvanların da insanlar üzerinde hakları vardır. Her canlıyı olduğu gibi onları da koruyup gözetmek insanlık görevimizdir. Yoksa onlara verdiğimiz sıkıntının bir şekilde cezasını çekeriz,” sözlerini sarf etti.

“Anladım Hacı Emmi,” dedi adam.

“Atıma iyi davranacağına söz verirsen para pul istemeden veririm onu sana.”

“Söz.”

“Pekâlâ, al götür, hayırlı olsun. Yaşlanınca işe yaramıyor diye bir tarafa atıp ölüme terk etmek yok haa! Vebali boynuna.”

“Tamam vebali benim üstüme.”

Genç adamın eline tutuşturulan dizginimle birlikte sahibim de değişmişti. Böylece Musa ismindeki bu yeni efendimle tekrar yeni bilinmezlere doğru yola çıkıyordum. Musa, sırtıma binerek beni şehrin gecekondu semtlerinden birinin kenarında etrafı tel örgülerle çevrili bir arsaya götürdü. Arsanın içerisinde yan yana derme çatma malzemelerle yapılmış iki göz kulübe vardı. Kulübenin yan tarafında üzeri parmakçaklı tek at koşulacak bir de araba görünüyordu. Etrafta yığınlar halinde göze çarpan eski kâğıt ve naylon parçalarının görüntüsü ruh karartacak cinstendi. Çevrenin pisliğini dağınıklığını görünce önce içim bulandı. Çok kötü şartlarda yaşayacağımı hissederek iyice moralim bozuldu. Ileriki günlerde zaruretten alışmak zorunda kaldım yeni ikametgâhıma.

Vakit geçirmeden hemen ertesi gün işe koyulduk. Arabaya koşuldum. Şehrin sokaklarını, caddelerini dolaşmaya başladık.

İşimiz pek iç açıcı değil. Hatta benim gibi asil bir hayvan için de oldukça aşağılayıcı denilebilir. Geceleri çalışıyoruz. Milleti rahatsız etmemek için arabayı omuzlayıp yola çıkarılıyorum. Musa’nın kumandasında yol alıyoruz. Gördüğümüz her çöp kutusunun önünde duruyorum. Musa arabadan inip çöp kutularını karıştırıyor. İçlerinde bulduğu kâğıt ve naylon parçalarını arabaya atıyor, sonra başka bir çöp kutusunun bulunduğu tarafa yöneliyoruz. Bazen de dükkânlar önüne bırakılmış kartonları yüklüyor arabamıza. Araba iyice dolunca getirip barınağımızın bulunduğu boş arsadaki uygun bir yere boşaltıyor, tekrar dönüyoruz. Bu şekilde günde iki veya üç sefer yapıp sabahı ediyoruz. Herkes sabahları işine giderken bizim dinlenme vaktimiz başlıyor.

İlk işe çıktığımız zamanlar çok utanıyordum ama artık hiç utanmıyorum. Zira nafakamızı alın terimizle kazanmaya çalışıyoruz. Hırsızlık, dolandırıcılık, üçkâğıtçılık yapmıyoruz. Üstelik çevrenin temiz tutulmasına, atık maddelerin değerlendirilmesine yardımcı oluyoruz.

Aslında son sahibim Musa da iyi bir insan ama ne yapsın zavallı. “Yiğidi kötü eden yokluk,” hesabından düşmüş bu yollara. O yoksul bir köy delikanlısı. Köyünde bulunan yavuklusu Güllü için katlanıyor bunca rezilliğe, sefalete. Yeterli parayı tamamlayıp, eşyalarını alacak, düğün masraflarını karşılayacak duruma geldiğinde atık kâğıt toplama işini bırakıp köyüne dönecek. Evlenip yuvasını kuracak, çitle, çubukla uğraşıp kıt kanaat geçinmeye çalışacak. Beni de köyüne götürmeye söz verdi. Hele işleri bir yoluna girsin ondan sonra orada hep birlikte yaşayacağız.

Sık sık yanıma gelir dertleşiriz. Arada bir efkârlanıp duygulanır… O zaman daha sevimli daha cana yakın olur, yelelerimi okşayarak anlatmaya başlar. O anlatır ben dinlerim. Onu anladığımı bilir, döker içini bana:

“Bak Kalender, bak aslanım şu anda sana pek iyi bir yaşam sunduğum söylenemez. Biliyorum yerin dar, koşullar sağlıksız. Kışın üşüyor, yazın yanıyorsun. İyi yiyeceklerle beslenemiyorsun.

Hakkını nasıl öderim bilemem. Ama bunların hepsi geçecek inan.

Dayan oğlum, dayan küheylanım. Bak iki sene geçti gitti, gerekli olan paranın çoğunu biriktirdik. Bir yıl daha dişimizi sıkarsak her şey tamam. Ondan sonra ver elini bizim köy… Yemin ediyorum giderken sana özel kamyonet tutacağım. Oraya varınca ben Güllü Kız’la evleneceğim. Zaten senin kalacağın ahır da hazır. Sana orada çalışmak yok, dinleneceksin. Çayırlar çimenler arasında enine boyuna dolaşıp taze otları, yoncaları beğenmeyeceksin. Arada bir sen, ben ve karım birlikte tarlaya bahçeye gideceğiz. Orada senin gibi atlar da var, onların arasına da karışacaksın. Merak etme bu çileyi birlikte çekiyoruz sefasını da beraber süreceğiz…” diye anlatır da anlatır…

Musa’nın sözünde duracağına inanıyor, güveniyorum. İnşallah hislerim beni yanıltmaz. O yüzden onun köyü benim de hayallerime girip düşlerimi süslüyor. İçindeki beyaz çakıl taşlarını teker teker sayıldığı, alabalıkların zıplama yarışı yaptıkları berrak dereden içtiğim suyun tadını, taze üçgül çiçeklerinin, yemliklerin, kartlaşmamış korungaların lezzetini şimdiden duyuyorum… Musa ile Güllü’nün çocuklarını sırtıma bindirerek gezmeye götürdüğümü görür gibi oluyorum. Benim için çok önem arz eden konulardan biri de orada bulunan hemcinslerimle tanışacak olmam. Belki o atların arasından anlaşabileceğim güzel bir kısrak bularak mutlu bir birliktelik kurar, keyfime zevkime bakarım ne dersiniz. Neden olmasın… Ben gelecekten umutluyum… Yoksa nasıl yaşar, nasıl direnirim hayata. Nasıl geçirebilirim şu sefalet günlerini…(SON)

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA