Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
wezEo.png
wezEo.png

SON DAKİKA


googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
wem8j.png
İHSAN GÖRÜCÜ

KASABADAN KÜRESELE SİYASET

Bu haber 16 Nisan 2019 - 12:03 'de eklendi ve 9 kez görüntülendi.
KASABADAN KÜRESELE SİYASET

İlber Ortaylı bir kitabında Kasaba adamı diyor küreseli kavrayamayanlar için. Son ABD dolar operasyonu artık kasabanın kalmadığını kanıtladı, hem de en acımasız yıkıcı darbesiyle. Bırakın iktidarları devletleri dahi yıkan bir afettir sıcak para ve baronların finansal oyunları. Kasaba adamının Kur’an terminolojisindeki karşılığı “Ağrabi”dir. Hayatından köyünden, yaylasından, obasından dışarı çıkmayan dünyada olup biten maddi, ilmi, sosyal, siyasi sirkülosyanlardan habersiz köylü demektir. Hala çağdaş dünyada eski kasaba, çöl ve köy, belde masalları okuyanlara bunları duyurmak imkansız ama bizim gibi gücü yetmese de anlamaya ve anlatmaya çalışan insanımıza bizden büyük yazarların geçerli, isabetli düşüncelerine aracılık etmek de faydadan hali değildir diyorum.

Bu cümleden olarak; Sıcak paranın ve sebep olduğu yıkımlara değinerek gireceğim yazıya. 1997 Haziranı son gününde Malezya da herşey güzel sütliman, güllük gülistanlıdı. Bir gün sonra Malezya battı. Niçin? Sistemden 90 Milyar uçup gittiği için. Giden parayla birlikte Malezya da gitti! Olayın ülkede ve dünyada büyük şaşkınlık, yankı yaratmasının sebebi bu kadar ani ve büyük finansal bir olay beklenmediğindendi.  Uzakdoğuda Kaplanlarının bir tanesinin batması iskambil kağıdı gibi diğer  kaplanları da etkiledi. O süreçte Güney Kore ve Endonezya da bundan  aşırı etkilenen memleketlerin başında geliyordu, doğal olarak. Bu misal, sıcak paranın memleketleri ne hale getirdiğinin mücessem misali olarak hafızama takıldı.Malezya bu paralarla havalara girip dünyanın en yüksek ikiz kulelerini ve benzeri abidelerini dikmişti velakin akibet berbat.Ülkemizde sıcak para belasıyla veya tuzağıyla 1989 da tanışmış 1991 de diğerleri takip etmişti.

Malumu aliniz; Osmanlıdan itibaren tarihimizi incelediğimizde Müslüman Türkler genellikle devlette memur oluyor, Müslüman olmayanlar da sanatla ve üretimle uğraşıyorlardı. Genellikle üretim en son düşündükleri işlerin başında geliyordu. Üretmeye alışmamış bir toplum olarak Cumhuriyete geçiş yapan  5,5 milyon Kilometrekare de 700.000 kilometre karaye çekilmiş 10,5 milyon nufuslu bir ülkeydik. Osmanlıdan kalan borçlar ve boşalan kasamız vardı. Üretmemiz gerekiyordu, onu bilmiyorduk.Kasamızı doldurmamız, reformlar, yenilikler yapmamız, eğitime ve modern anlamda ziraate yönelmemiz gerekiyordu. O günlerden bu günlere geldik ve son dolar darbesiyle abondone olan bir iktidar, ülkenin ve ekonominin aldığı ağır darbeye sevinen, bayram eden bir muhalefetle ülke çalkalanıyor. Artık üretim olmadan küreselleşen dünyada bir yere gelmenin itibar görmenin imkansızlığını görmemek imkanı kalmamıştır. Hem ikidar hem muhalefet bu meseleyi beraber oturup çözmek zorundadır milleti ve meleketi sevdiklerinde samimi iseler. Osmanlının yıkılışında sefaretlerden yönetildiği gibi küresel finansal dev kuruluşlarıyla perde gerisinden gizli görüşmeler, milletten habersiz söz alma ve vermelerde anında deşifre olup işleri daha zora sokan bir başka dünyada yaşıyoruz, bu konuya önemine binaen dikkat çektikten sonra seçim öncesi ve sonrası ibretlik parti ve partili tiplemelerine de değinelim.

Geçmiş siyasi dönemlerden birinde Kubilay …. bilmem ne diye bir milletvekili vardı TBMM de. Bu adamın adı “Fırıldak Kubi” idi. Her ay, hatta her hafta bir parti değişirdi. Yazar Dilek Güngör günümüz Kubi’lerini güzel resmetti yazısında:

-10 gündür izliyorum… Kimi maskesini düşürdü, kimi rüzgâra göre yön değiştirdi, kimi sağa mı sola mı savrulacağına karar veremedi, kimi fırıldaktan beter döndü, kimi yetiştiği mahalleyle var olduğunu unutmuşçasına kafasını kuma gömdü, kimi karşı tarafın yanaşması oluverdi…Vay be…31 Mart nelere kadirmişsin!Turnusal kağıdı işlevi gördün. Siyasetçisinden işadamına hatta gazetecisine kadar herkesi kabak gibi ortaya çıkardın. Öğlen yemeğe gidiyorum.Masaya 17 yılda yaşadığı siyasi ve ekonomik istikrarla şirketini büyütmüş, yurtdışına açılmış, fabrikalar kurmuş,inşaatlar dikmiş işadamları oturuyor.İşlerden güçlerden konuştuktan sonra sohbeti 31 Mart’a getiriyorlar. Bakıyorum, ufak ufak karşı mahalleye göz kırpmaya başlamışlar.

-“Ya Ekrem İmamoğlu’nu da Mansur Yavaş’ı da tanırım, arkadaşım olurlar, önlerini açalım” mealinde cümleler kuruyorlar… Akşam Cafe’ye gidiyorum. Masaya bugüne kadar bütün koltuklara AK Parti sayesinde gelmiş, Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ı desteklediğini sandığım (!) arkadaşım oturuyor. Biraz hoş beşten sonra muhabbet 31 Mart’a ve AK Parti’nin İstanbul’daki hak arama mücadelesine geliyor. Bakıyorum, hafif hafif kıvırmaya meyilli… “Ya oy çalındı çalınmadı ne gerek var araştırmaya, iş bitti” şeklinde sözler sarf ediyor… Gece eve gidiyorum, sosyal medyaya bir bakayım diyorum. Bugüne kadar alnına dahi ‘Reis’ yazısını asmaya çalışan gazeteciler, siyasetçiler birer ‘zübükzâde’ye dönüşmüş! Nabza göre şerbet veren münevverler haline gelmişler. Gidişata göre vaziyet almaya hazırlar. Karşı mahalleyle aşk meşke şimdiden başlamışlar… Bütün gün şahit olduklarımı düşünüp kafamı yastığa koyuyorum. Siyaset tarihindeki fırıldakları gözümün önüne getiriyorum. 10 yıl parti parti dolaşan, her rozeti yakasına takan, yaptığı satışlarla siyaset tarihine adını yazdıran Fırıldak Kubi’yi (Kubilay Uygun) hatırlıyorum.Sahi ne oldu ona! O kadar döndü, dolaştı, söndüydü değil mi? (Hatta birkaç yıl önce bir otel odasında hayatına son verdiği haberleri çıkmıştı.) Hülasa, AK Parti’yi sandıktan birinci çıkaran vatandaşların yanında bu fırıldakların esamesi okunmaz belki ama…Onlara bir çift lafım var: Ani dönüşler baş döndürür ve mide bulandırır. Bir süre sonra ne döndüğün ne de gittiğin yerde barınırsın…Benden söylemesi…

 

 

 

 

 

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA