CANIMIZ VE MALIMIZ SİZE EMANET

CANIMIZ VE MALIMIZ SİZE EMANET

ERCİYESSPOR VE ŞEKERSPOR KAPANDI

ERCİYESSPOR VE ŞEKERSPOR KAPANDI

NURULLAH AYDIN YAZIYOR… KİŞİLİKLER VE YAŞAM ANLAYIŞLARI

NURULLAH AYDIN YAZIYOR… KİŞİLİKLER VE YAŞAM ANLAYIŞLARI

MUAMMER YILMAZ’IN KALEMİNDEN TAHTA AT

MUAMMER YILMAZ’IN KALEMİNDEN TAHTA AT

İŞKUR VE OSB “İŞBAŞI EĞİTİM PROGRAMI İŞBİRLİĞİ PROTOKOLÜ” İMZALADI

İŞKUR VE OSB “İŞBAŞI EĞİTİM PROGRAMI İŞBİRLİĞİ PROTOKOLÜ” İMZALADI

KATLİAM, KAOS VE BÖLÜNME -13
  • SÜLEYMANKOCABAŞ
    • SÜLEYMAN KOCABAŞ
    • suleymankocabas@kayserihakimiyet2000.com
    • 8 Nisan 2018 - 14:44:38

Günümüzde, Atilla İlhan ve Atasoy Müftüoğlu’nun “ideolojik perspektif ve çözümlemeleri”ne göre, ülkemizin “entelijansiyası” (aydınları) Tanzimat Fermanı’nda bu yana millet ve devletimizin kurtuluşu ve yeni milli-yerli atılımlar yapması konusunda “iyi sınav” verememişlerdi. İlhan, “Hangi Batı” , “Hangi Sol” , “Ulusal Kültür Savaşı” , Aydınlar Savaşı” isimli kitaplarında, yaklaşık son 200 yıldan beri “Batı’nın inhisarcı ve sömürücü medeniyet savaşı” karşısında “kendilerinden olmamak” anlamında kendi yerli-milli değerlerini terk ile içimizde “Batı’nın yerli misyonerleri” olarak, “Yabancı modeller dayatmacılığı ve taklitçiliği”nin aleti şeklinde ülke, millet ve devletimize karşı “ihanet” içinde bulunmuşlardır. Bu ihanetin bedeli olarak, Osmanlı Devleti ve medeniyeti yıkılmış, onun mirası üzerin kurulan Türkiye Cumhuriyeti de “güdük” kalmıştır. İlhan’ın çözümlemesinden bir kesit: “XX. Yüzyıldan çıkıyoruz hâlâ daha, sağcısı olsun solcusu olsun Türkiye aydınları ulusal çözüm diye, başkalarının kendi koşullarına göre ürettikleri çözüm reçetelerini savunmak ‘gaflet ve dalaleti’ içindedirler…
Türkiye’nin ‘seçkin’ aydınları ‘komprador’ bir kültürün temsilcisi olmakla övünen garip bir ülkedir. Halkla aydınların tercihleri birbirine uymaz; uymaz da laf, düpedüz çatışır. Çünkü aydınlar, halkın tarihsel ve toplumsal kökeninden, çağdaş kültür sentezini gerçekleştirecek yerdi, yabancı kültürlere abone oldular, bu yüzden 200 yıldır ‘seçkin’ ama ‘mutsuz’ bir azınlıktırlar.”(Atilla İlhan, Ulusal Kültür Savaşı, Özgün Yayın Dağıtım Yayınları, İstanbul, 1986, s. 14 ve 28). Kendileri mutsuz olmakla kalmadılar, bunu, yönetimine hakim oldukları milletimize de tattırdılar. Bu yüzden 200 yıldan beri hep “yıkımlar ve mutsuzluklar toplumu” olduk.
21. yüzyılda milletimizin yetiştirdiği en büyük düşünürlerden Atasoy Müftüoğlu”un “çözümlemeleri” daha devasa ve büyük boyutlardadır. Ona göre, İslam dünyası ve medeniyeti, Batı medeniyetinin kendisine yönelik saldırıları karşısında son 200 yıldır yelkenlerini tamamen indirip kendi kültür ve medeniyet iddiasından vazgeçerek, Batı’nın “evrenselleştirdiği” düşünce, kültür ve sistem anlayışının normlarına kendisini tamamen kaptırıp bütün dünyanın bunlardan ibaret olduğu saplantısı içine girmesi, İslam dünyasını “Batı’nın esiri” haline getirmiştir ve bu esaretten “kendini sorgulayamaması” sebebiyle bir türlü çıkamamaktadır ve “Aziz İslam” böylece batının tutsağı olmuştur. Onun çözümlemesinden birkaç satır: “Modern-Seküler dünyanın (Avroamerikanmerkezci dünya) narsizmi temelinde oluşturulan büyük mitolojinin düşünsel-kültürel-akademik dünyadaki hakimiyetiyle hesaplaşabilecek kadroları sahip olmaksızın, bağımsız bilgi-düşünce-kültür politikaları yapıları geliştiremeyiz. ‘Batı’ kavramının mitolojik bir içerikle güçlendirildiğini ve dokunulmaz kılındığını hatırlamamız gerekir. ‘Batı’ kavramının himayesi altında bulunan bütün felsefi hareketler, sömürgeci çıkarların-ihtirasların ve uygulamaların hizmetindedir… Günümüzde maruz kaldığımız entelektüel terörizm sebebiyle, dünyayı, hayatı, tarihi İslami anlamda algılama sistemi oluşturamıyoruz. Kültürel meseleler, Batılı doğmalara ve kanona dahil olmadan konuşulamıyor.” (Atasoy Müftüoğlu, Entelektüel Terörizm, Yeni Şafak, 18 Aralık 2017)
“Modern seküler zamanlar boyunca, İslam dünyası toplumlarına, kültürlerine yönelik olarak, Avroamerikan merkezci bir bakış açısı emperyalizmi uygulandı. Batı dışı toplumlar, çok kibirli-çok narsist bir sistemin maskesi olan ideolojik bir-kültür tarafından her durumda kontrol edildiler. Bu kontrol bugün de eksiksiz bir biçimde sürdürülüyor. Kibirli ve narsist bir bakış açısı, araçları tek amaç olarak gören bir değer sistemi üretti…
Araçları tek amaç olarak gören modern-seküler sistem, farklı halkların, toplumların, kültürlerin gerçekliğini dikkate almaksızın kendi özel ideolojik bakış açısını mutlaklaştırmaya çalışıyor. Sözünü ettiğimiz özel ideolojik bakış açısının mutlaklaştırılması, tarihi, hayatı, dünyayı, insanlığı farklı bir dünya görüşü ve sistemi açısından farklı yorumlamamızı imkansız kılıyor. Böylece, insanlığın dünyası, ideolojik bir köleleşmeyle, köleleştirmeyle karşı karşıya gelmiş oluyor.” (Atasoy Müftüoğlu, Entelektüel Terörizm, Yeni Şafak, 18 Aralık 2017)
“İslami kendilikleri kaybettiğimiz günden bu yana, İslam toplumları Avrupa merkezci güç yapıları aracılığıyla dönüştürülüyor. Günümüzde bu güç yapıları, enformasyon, kitle iletişimi, kitle kültürü ve propaganda yoluyla sömürgeci egemenliklerini sürdürüyor… Avrupa merkezci güç yapıları, biz Müslümanlar için varoluşsal değeri-önemi-anlamı olan İslami dünya görüşünü ve hayat tarzını değersizleştirerek, anlamsızlaştırarak, marjinalleştirerek, bireysel vicdana hapsederek, hepimizi sistematik bir aşağılanmaya tabi tutuyor ve rencide ediyor.
Avro Amerikan merkeziyetçiliğin evrensel bir paradigmaya dönüştürülmüş olması, başka-farklı bir merkezciliğe hayat hakkı tanımayan, ideolojik-politik-finansal dehşetin, diktatörlüğün belirleyici olduğu bir dünyada yaşadığımızı gösterir. İslam dünyası toplumları, tamamlanmamış bağımsızlıkları sebebiyle, her durumda, her şartta arafta kalıyor. Arafta kalmak, bir türlü kendisi olamamak, kendisini özgürleştirememek, her durumda güçlüye eklenerek yaşamak anlamına geliyor…
Avro Amerikan merkezcilik, kapitalizm, emperyalizm ve kültürel egemenlik yoluyla evrenselleştirildiği için, bu evrensellik her türlü tahakkümü, sömürüyü, haksızlığı ve zulmü bir şekilde ideolojik anlamda haklılaştırıyor. Pasif ve biçimsel bir gelenekçiliğe dayalı romantik bir söylemle fetişistleştirilen Batı’nın ‘beyaz mitolojisi’ni sorgulamayı, reddetmeyi, aşmayı başaramıyoruz…
Günümüzde İslam dünyası toplumları, avro Amerikan merkezci ideolojik sömürgeciliğin, medyatik, finansal, kültürel saldırılarıyla, terörizmiyle baskı altında tutuluyor. Uluslararası finans oligarşisinin elinde bulunan medya aracılığıyla, bütün egemenlik biçimleri, alanları bir şekilde kontrol ediliyor. Dolara dayalı finansal sistem aracılığıyla da küreselliğin egemenliği tahkim ediliyor.
Avro Amerikan merkezciliğin tek-mutlak referans olmadığını anlamak, her türlü bağımlılık nevrozundan kurtulmak için, kendi referanslarımızı özgürleştirerek hayata ve tarihe kazandırmamız gerekir.” (Atasoy Müftüoğlu, Belirleyici Tercihler Yapmak, Yeni Şafak, 1 Ocak 2018) (Devam Edecek)

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz