MHP İL BAŞKANI SERKAN TOK’TAN GAZETEMİZE ZİYARET

MHP İL BAŞKANI SERKAN TOK’TAN GAZETEMİZE ZİYARET

KALP KRİZİNDEN HAYATINI KAYBEDEN POLİS MEMURU TOPRAĞA VERİLDİ

KALP KRİZİNDEN HAYATINI KAYBEDEN POLİS MEMURU TOPRAĞA VERİLDİ

NNYÜ ELEKTRİK-ELEKTRONİK MÜHENDİLİĞİ ÖĞRENCİLERİ RÜZGAR TÜRBİNLERİNİ İNCELEDİ

NNYÜ ELEKTRİK-ELEKTRONİK MÜHENDİLİĞİ ÖĞRENCİLERİ RÜZGAR TÜRBİNLERİNİ İNCELEDİ

KAYSERİ’DE ÜRETTİĞİ SÜLÜKLERİ DÜNYAYA PAZARLIYOR

KAYSERİ’DE ÜRETTİĞİ SÜLÜKLERİ DÜNYAYA PAZARLIYOR

GÖÇER “DOĞA DERSLERİ MÜFREDATA GİRMELİDİR”

GÖÇER “DOĞA DERSLERİ MÜFREDATA GİRMELİDİR”

KATLİAM, KAOS VE BÖLÜNME -25
  • SÜLEYMANKOCABAŞ
    • SÜLEYMAN KOCABAŞ
    • suleymankocabas@kayserihakimiyet2000.com
    • 20 Nisan 2018 - 14:36:47

Amerika’nın Irak’a Demokrasi Yerine Zulüm ve Baskı Yönetimi Getirmesi
HowardZinn, “Bizim Irak’ta varlığımız, ABD açısından felaket, fakat Irak halkı acısından daha da büyük felakettir” şeklinde yazarak, Irak’ta olup bitenleri tek bir cümle ile ifade ediyordu. (Arnove, s. VII)WWWWWWWW Amerikan işgaliyle Irak’ın ordusu dağıtılsa bile, bu işgalle gelen “büyük zulüm” e büyük tepki duyan Irak halkının kolay kolay pes etmeyeceği gerçeği kendisini gösterdi. Kısa zamanda biteceği tahmin edilen savaş “halk direnişi”yle karşılaşması sonucu, ABD Irak’tan 2011’de çekilene kadar 8 yıl sürdü. Amerika, yeni bir “Wietnambataklığı”na saplanıp kalmıştı. İki taraf da büyük kayıplara uğradı. “Savaş tam bir felakete dönüştü. Öncelikle savaş, Irak’ın kitle imha silahlarını kullanmaya hazır olduğuna dair hatalı olan bir varsayıma dayanarak başlatılmıştı. Bush yönetiminin savaşın haftalar içinde sonlanacağını ve az bir maliyete neden olacağını söylemesine rağmen 4 488 ABD askerinin ölümü, 32 bin kişinin yaralanmasına neden olarak tam 8 sene sürdü. En az 100 bin Iraklı yaşamını yitirdi. Savaş bir trilyon dolardan daha fazlaya mal oldu ve Büyük Buhrandan (1929 Ekonomik buhranı) bu yana en kötü ekonomik krizin başlamasına katkıda bulundu.” ( James McCartney, Amerikan Savaş Makinası… Ankara, 2017, s. 91)
Amerikan askerleri, Irak halkının direnişini kırmak için her türlü kötülük ve rezaleti icra etmekten geri kalmıyor, bunu Amerikalı yazarların kendileri şöyle itiraf ediyorlardı: “İnsanlar her gün sırf Iraklı oldukları için tacize uğruyorlar, öldürülüyorlar, tutuklanıyorlar ve işkence görüyorlardı. Kızıl Haç’ın yürüttüğü bir soruşturmaya göre, ABD ordusu, Irak’ta ‘şüphelilere ve onların ailelerine karşı vahşice davranışlarda bulunup, mallarıyla mülklerini yakıp yıkarken, ayrım göstermeksizin herkesi tutuklamada bir sakınca görmüyorlardı’. ‘Bazen, yaşlılar, özürlüler ya da yatalak hastalar dahil, bir evin bütün erkeklerini tutukladıkları oluyordu.’ ABD yetkililerinin bile itiraf ettiği kadarıyla, Ebu Gureyb hapishanesinde göz altında tutulanlardan % 70 ila 90’ı yanlışlıkla tutuklanmıştı.
ABD’li askerlere, Iraklılara (tıpkı bir zamanlar Vietnam halkına davrandıkları gibi) pek insan muameleleri yapmamaları öğretilmişti. Vietnam’da yerlilere nasıl ‘gook’ diyorlarsa, burada da Iraklılara ‘hacı’ diye sesleniyorlardı. Her Iraklı potansiyel bir teröristti onların gözünde, en tepedeki siyasi ve askeri yetkililerden, birliklere gönderilen açık bir mesaj vardı: Iraklıların ölmesinin ya da acı ve ıstırap içinde kıvranmalarının hiçbir önemi yoktu. Nitekim, bazı Iraklılar sırf eğlence olsun diye işkence yapıyorlardı. 82. Hava İndirime Birliğindeki askerlerin gözünde, Iraklıları dövmek ‘biraz eğlenmek ve stres atmaktı.” (AnthonyArnove, Irak’tan Çekilmenin Mantığı, İstanbul, 2006, s. 27-28)
“Ülkenin tarihsel mirası yakılıp yıkıldı ve talan edildi, bu dünyada insanlık tarihinin belki de en büyük arşivini oluşturmaktaydı… Birçok insan, Saddam Hüseyin’in partisi Baas üyesi olduğu için evlerinden atıldı. Bu tahliyelerde ABD güçleri de rol oynadı. Ordu, bir askerin öldürülmesine öfkelenerek evleri yerle bir etti.
ABD birlikleri aradıklarını bulamadıkları zaman kimi buldularsa yakaladılar; erkekler teslim oluncaya kadar eşlerini tutukladılar; bu, Amerikalılar indinde Nazilerin yaptıkları kötülüklere örnek olarak Hollywood filmlerinde yer alan, aynı zamanda sivillerin topluca cezalandırılmasına örnek teşkil ettiği için Cenevre Antlaşmasında yasaklanan bir tutumdu. Amerikalıların aralıksız süren bombardımanlarından geriye bir sürü yerle bir edilmiş ev, işyeri, cami, köprü ve çağdaş yaşamı simgeleyen diğer unsurlar kaldı. Hadita, Felluce, Samarra, Ramadi…. Gelişigüzel yıkımın, cinayetlerin, ABD silahlı kuvvetlerinin insanlara ve insan haklarına saldırılarının rezil örnekleri olarak ayakta kalacak olan isimler.
Amerikalı askerlerin ve özel güvenlik şirketleri sürekli olarak insanları öldürüp cesetlerini sokaklarda bıraktılar, iç savaş, ölüm mangaları, her gün tanık olunan kaçırmalar, arabaların bombalanması, kadınlara tecavüzler. ABD tarafından eğitilen Irak ordusu ve polisler ve isyancılar çok daha fazla cinayet işledi. Şiddet ve tarikat yanlısı (DEAS’ın doğmasına başlangıç) bir kuşak yetişti, bu anlayış Irak’ta yıllarca hüküm sürecek.
Amerikan istihbaratı ve askeri inzibat, isyancıları ihbar etmeye söz veren tehlikeli suçlulara çoğunlukla serbest bıraktı. Belli konularda protesto gösterisinde bulunan Iraklılar sık sık ABD güçler tarafından kurşuna dizildi. Çoğu zaman, Irak gazeteleri yayınladıkları yazılar yüzünden ABD işgal güçlerince kapatıldı ve yazarları ABD birlikleri tarafından kurşuna dizildi. El Cezire televizyonunun verdiği haberler işgal ordularınca hoş karşılanmadığı için muhabirleri ABD güçleri tarafından öldürüldü, yaralandı ya da tutuklandı; televizyonun belli bölgelerde yayını yasaklandı. Pentagon, Irak’ta propaganda yapmaları için muhabirleri maaşa bağladı. (William Blum, Emperyalizmin Ölümcül Silah Demokrasi Yalanı, İstanbul, 2003, , s. 70-72 )
ABD’nin Irak’ı işgali yıllarında özellikle Ebu Gureyb hapishanesi, işgale karşı direnen muhalif Iraklılara her türlü işkencen ve gayri-insani davranışın reva görüldüğü “zulmün simgesi” haline geldi. “Bir zamanlar Saddam’ın zindanı” denilen bu hapishane, şimdi de Saddam’ın yaptığı zulmün birkaç katına varan “Amerika’nın muhaliflerine zulüm hane” haline gelmişti. “Bağdat’ın 20 mil batısında olan Ebu Gureyb, Saddam Hüseyin zamanında işkenceleri, haftada bir yapılan idamları ve berbat yaşam koşullarıyla dünyanın en kötü namlı cezaevlerinden biriydi. Bir zamanlar 50 bin kadar-kesin sayı bildirmek imkansızdır-kadın ve erkek Ebu Gureyb’de, kafesten başka bir tanımla tarif edilmeyecek dört metreye dört metre hücrelere tıkılmışlardı…
Ebu Gureyb artık bir Amerikan cezaeviydi. Amerika’nın burada tutukladıkları üç katagoriye ayrılıyordu: Adi suçlular, Koalisyona karşı suç işlediğinden kuşkulanılanlar, Koalisyon güçlerine karşı ayaklanmanın ‘yüksek değerli’ liderleri olduğundan kuşkulanan az sayıda tutuklu. Tutuklulara, sadistçe, açık ve vahşi tacizler yapılıyordu. İşkence listesinde bulunanlardan bazıları şunlardı: Kimyasal ampülleri kırıp içlerindeki sıvı fosforu dökmek, çıplak tutukluların üzerine soğuk su dökmek, tutukluları süpürge sırığı ve iskemleyle dövmek, erkek tutukluları tecavüzle tehdit etmek, hücresinin duvarına çarpıldıktan sonra yaralanan bir tutuklunun yarasını bir askeri polisin dikmesine izin vermek, bir tutuklunun makatına kimyasal bir ampül sokmak, tutukluları köpekleri üzerlerine saldırmakla tehdit etmek ve bir keresinde birisini ısırtmak.” (SeymourHersh, Emir Komuta Zinciri.., İstanbul, 2005, s. 19-20)Daha çok sayıda işkence usullerini sıralayabileceğimiz Ebu Gureyb’de yapılan her türlü insanlık dışı zulüm ve işkencenin baş sorumlusunun Cenevre Antlaşmasının uygulamasını Afganistan ve Irak’ta iptal eden Başkan Bush olduğu ve uygulama emrini vermekle suç otağının Savunma Bakanı Rumsfeld olduğu, tutuklananların % 60’nın suçlu olmayıp, bunlara, önceden hazırlanan suç listesini kabul ve itiraf ettirmek için işkenceye tabi tutuldukları, bütün bunların Amerikan istihbarat raporlarıyla da belgelendiği, bunların açıklanmadığı ve bazılarının basına intikal etmesi üzerine, basına sansür uygulandığı üzerinde durulmuştur. (A.g.e., s. 33 ve 51)Yeni Yönetimin Kurulması ve Türkiye’nin Kırmızı Çizgilerinin Kaybolması
Amerika’nın Irak’ı işgal valisi, 13 Temmuz 2003’de Irak Geçici Ulusal Konseyi’ni oluşturmuştu. 23 kişilik üyeden ibaret konseyin 14’ünü Şiiler, 4’ünü Sünniler ve 5’ini Kürt üyeler teşkil ediyordu. Neredeyse Kürt nüfusuna yakın nüfusu bulunan Irak Türkmenlerinin dışlanması, Bunlar ve Ankara nezdinde büyük bir tepkiyle karşılandı. Yukarıda yapılan üçlü tercih, Irak’ı gelecekte ırk ve mezhep esasını göre üçe bölüneceğini gösteriyordu. Irak’ı işgal sırasında özellikle, Türkmen nüfusun yoğun olarak yaşadığı ve Kürtlerin azınlıkta bulunduğu Kerkük şehrinin “Peşmerge işgali” ile başına gelenler, Amerika’nın Irak’a çizdiği statünün “Türkmen düşmanlığı”na yönelik göstergeleri olarak karşımıza çıkıyor ve bunun ilk tezahürü adı geçen işgal ile kendisini gösteriyordu: “Bağdat’ın 9 Nisan’da çöküşüyle birlikte Türkiye’nin, Türkmen kırmızı çizgisi de büyük bir darbe aldı. Türkiye ve Türkmenler, Kerkük ve Musul’da Kürt gruplarından gelecek tehlikeye karşı 10 Nisan’dan itibaren savunmasızdı.
Firdevs Meydanı’nda Saddam heykelinin yıkıldığı gece Kürtler ve Amerikalılar Musul’a girdiler. Amerika ile yapılan anlaşma gereği KDP Musul’a, KYB Peşmergeleri de Kerkük’e doğru harekete geçti. Şehri koruyacak tek bir Irak’lı asker yoktu. Özelikle Kerkük’te büyük bir Peşmerge talanı başladı. KYB kontrolünde Süleymaniye’den gelen kuvvetler, yağmaladıkları malların yanında doğrudan nüfus ve tapu dairelerine giriyor, belgelere el koyuyor, işlerine gelmeyenleri yakıyorlardı.
Bu yağmanın ve talanın ötesinde bir şeydi. Kürtler, Kerkük’ün geçmişini ortaya koyan tarihi belgelerle oynayarak şehrin kimyasını, Türkmen kimliğini yok etmek istiyorlardı…
11 Nisan’da Başbakanlıkta Erdoğan’ın başkalığında ve MİT Müsteşarı’nın da katılımıyla bir ‘Kerkük Zirvesi’ yapıldı. Zirve sonunda yapılan açıklamada, ‘olup bitenlere izin verilmeyeceği’ kuvvetle vurgulandı.” Barzani, Türkiye’nin bu tepkisine “Hodri meydan” karşılığıyla cevap verdi. “Kerkük, Kürdistan’ın kalbidir. Her türlü fedakarlığı yapmaya hazırız, ölüm de dahil dedi.” (Ahmet Erimhan, Cuvaldaki Müttefik, İstanbul, 2006, s. 298-299) Müteakip yıllarda, Kerkük’ü Kürdistan’ın başkenti ilan edeceklerini açıkladı. Esasında bir Kürt şehri olmayan Kerkük’ün, Barzani’nin ilgi odağında bulunması, burasının bir petrol şehri olmasından ileri geliyordu. Zira, Irak’ın en kaliteli ve ucuz çıkarılan petrolünün % 60’ı Kerkük ve civarından çıkarılıyor, Barzani buraya göz dikmekle kurulması planlanan Kürt Devletini bir “petrol devleti” haline getirmek istiyordu. İşgalci Amerika’nın planladığı şekilde, Türkiye ve Türkmenlerin dışlanmasını ve bu arada PKK’nın Kuzey Irak’ta daha da güçlenmesini sağlayan yeni düzen, tamamen Kürtlere ve Şii Araplara göre dizayn edilen bir düzen olmuştu.” Bölgesinde etkili bir güç olan Türkiye, bugün ciddiye alınmayan, sözü dinlenmeyen marjinal bir ülke konumuna itilmiştir. Türkiye’nin Irak üzerindeki siyasi etkisi ve caydırıcılığı sıfırlanmıştır…
15 Ekim 2005 referandumunda kabul edilen yeni Anayasa, Irak’ta federal devlet yapısının temellerini atmıştır. Kürdistan Bölgesel Yönetimi tanınmış, Araplar ile Kürtlerin Irak halkının asli unsuru olduğu kabul edilmiş, Irak’ın resmi dillerinin Arapça ve Kürtçe olması kararlaştırılmıştır. Türkmenler ise, kültürel bazı haklarla yetinecek kadar azınlık sayılmıştır. Anayasa’da, Kerkük’ün statüsünün 2007 yılı sonuna kadar yapılacak halkoylamasıyla belirleneceği hükmü altına alınmıştır… 22 Nisan 2006’da Celal Talabani Irak cumhurbaşkanlığına ve Kürt asıllı Arif Tayfur Meclis başkan yardımcılığına seçilmiştir. Şii Bloğunun adayı Nuri Maliki başbakan olmuş, 20 Mayıs 2006’da kurulan yeni hükümette Kürt İttifakı 8, Şii Bloğu 17 ve Tevafuk Cephesi (Sünniler) 5 bakanlık almıştır. Kürt Berhan Salih başbakan yardımcısı, HoşyarZebari de dışişleri bakanı olmuştur. Irak hükümetinin kurulmasıyla Anayasa resmen yürürlüğe girmiştir. 1 Ekimde Federalizm Yasası kabul edilmiştir, 275 üyeli meclisin söz konusu oturumunda hazır bulunan 140 üyesinin oyuyla benimsenen yasa 2 Nisan 2008’de yürürlüğe girmiştir. Federasyon yasası, illere tek başına ya da diğerleriyle bir araya gelip özerk federe bölgeler oluşturma imkanını tanımıştır.” (Deniz Bölükbaşı, 1 Mart Vakası, , s. 163-165)
Görülüyor ki, Irak’a Amerika’nın işgaliyle gelen yeni düzen, Kuzey Irak’ta “Bağımsız Kürt Devleti”nin kurulmasına yönelik bütün yolları açmış, Kuzey Irak yönetiminin başındaki Mesut Barzani, “Bağımsızlık için şartların artık olgunlaştığı ve fazla beklemeye tahammülleri olmadığı”ndan bahisle 25 Eylül 2017’de “Bağımsızlık referandumu” yapılacağını açıklayacak ve oylamadan, bağımsızlık çıkacaktır. Bütün bu dolup bitenlerden anlaşılan, Amerika’nın Irak’ı asıl işgal sebebinin petrolden ziyade, hem kendisi ve özellikle de İsrail’in güvenliği ve BOP gereği, “Büyük İsrail”in kurulmasının Irak’tan başlatılarak, bunun aşama aşama Suriye, Türkiye ve İran’a kaydırılarak, yeni yeni “Yaratıcı Kaoslar”la amaca ulaşmanın sürecinin takip edileceği gerçeği kendisini göstermiştir. Son

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz