Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

SON DAKİKA


googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
İBRAHİM PEKBAY

MASKARA…

Bu haber 23 Ekim 2018 - 11:24 'de eklendi ve 21 kez görüntülendi.
MASKARA…

Cumhuriyet, 29 Ekim 1923 tarihinde, o günün TBMM tarafından oybirliği ile kurulmasına karar verilmiştir. Bir hükümet kurulması gerekmekte ve başına da “Başbakan” sıfatıyla birisini Atatürk atamak durumundadır.

İşte tam bu noktada Atatürk, İsmet Paşa’ya bir mektup yazar. Bu mektup, aynı zamanda Başbakanlık görevine atama yazısıdır.

Şöyle başlar Atatürk mektubuna..

“Sevgili paşam, Cumhuriyet’in ilk başbakanı olarak seni düşünüyorum. Dur, hiç itiraz etme. Niye seni seçtiğimi şimdi anlayacaksın.”

Anlaşılıyor ki, gelecek satırlarda görevin zorluğunu ortaya koyacaktır.

Mektubunu, aynı zamanda atama yazısının şöyle bitirir…

“Ama yılmamak, ucuz, geçici çarelerle yetinmemek, halkı kurtarmak için sorunları çözmek, kalkınmak, ilerlemek, milli egemenliğe dayalı, uygar ve özgür bir toplum oluşturmak, yüzyılımızın düzeyine yetişmek, kısacası çağdaşlaşmak, bu büyük ideali tam olarak başarmak zorundayız.

Bu ana kadar bu ideali koruyarak geldik. Bundan sonra daha hızlı yürümek zorundayız. Bunun için gerekli yöntemi, yolu birlikte arayıp bulacağız. Yoksul ve esir ülkelere örnek olacağız. Kaderin bizim kuşağımıza yüklediği kutsal bir görev bu. Bu büyük görevin ağırlığını ve onurunu seninle paylaşmak istedim.

Allah yardımcımız olsun!”

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin il başbakanıdır İsmet İnönü. Savaş meydanlarını görmüş, emperyalist ülkeler ile müzakere masalarında mücadele etmiş, ülkenin geleceğinin şekillenmesi, oluşması için de aynı azim ile çalışmaya devam etmesi görevi kendisine verilmiştir.

O tarihten 25 Ekim 1937 tarihine kadar 7 kez tek başına CHP olarak başbakan olmuş, 27 Mayıs 1960 tarihinden sonra da 3 kez koalisyonların başbakanı olarak görev yapmıştır.

Atatürk’ü kaybettiğimiz 10 Kasım 1938 tarihinden 22 Mayıs 1950 tarihine kadar da Cumhurbaşkanı olarak ülkeye hizmet etmiştir.

Kabul edersiniz veya etmezsiniz, o milletin takdirine kalmıştır. Ne var ki, 1950 yılına kadar ülkenin ekonomisinden, dış ilişkilerine kadar bir çok hizmetlerini yok saymak, doğrudan gerçekleri inkârdır.

İsmet İnönü, Atatürk’ten sonra görevi devraldığında, yine Atatürk’ün kendisine yazdığı mektubu esas alarak, devleti, çok partili rejime taşımayı başarmış, bu arada da “Ekmeğinizi karne ile verdim ama sizi de babasız bırakmadım” diyerek 2. Dünya savaşındaki stratejisinin özünü açıklamıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 22 Mayıs 1950 yılında Demokrat Parti iktidarı ile birlikte, gerek ekonomide, gerekse dış politikada tehlikeli sularda gezmeye başlamış, ekonomisi giderek dışa bağımlı hale gelmiştir.

Elbette her şeyi gününün koşulları içinde değerlendirmek gerekir…

Ancak benim savımın da doğru olan tarafını görmezden gelemezsiniz.

 

XXX

 

Konu nereye varacak, elbette merak ediyorsunuz…

Şöyle…

Atatürk’ün öngördüğü Türkiye, 1950 tarihinden itibaren yön değiştirmeye başlamıştır kısaca. Bugüne geldiğimizde ise, yönünü kaybetmiştir dersem, biraz ağır kaçar ama kaybetmeye, tekrar Osmanlı saltanatına dönme azim ve iradesini görmekteyiz.

İktidar ve başkanlık siteminin bakan görevlileri, “Tek adam” rejiminin kendilerine verdiği yetki ve sorumluluklarını kullanırken, millete karşı görevlerini nasıl yapacaklarını bilmezden gelmektedir.

Atatürk’ün “…Kaderin bizim kuşağımıza yüklediği kutsal bir görev bu…” diyerek ileri görüş ile üzerlerine aldıkları görevi yerine getirmekten, iktidarlar uzaklaşmışlardır.

Nereden çıktı şimdi bu iddia, değil mi, sorunuz bu…

 

XXX

 

Cevap vereyim…

“Tek adam” tarafından “Liyakatli ve bilgili” olarak göreve getirilenlerden birisi… Tarım Bakanı Bekir Pakdemirli…

Ülkeye, kurallara uygun olarak değil, mümkündür ki bazılarına çıkar sağlamak için ihalesiz et ithal ediyorlar. İhalesini de et geldikten sonra bir gün ilan edip ertesi gün sonlandırıyorlar.

Konuyu bir gazeteci, bakana soracaktır ama araya ne idüğü belirsiz basın danışmanı giriyor, sordurmuyor.

Haber, haberciliğe esas ilkeler çerçevesinde takip ediliyor, bir başka mekânda bakana tekrar soruluyor.

Bakan, görevi gazetecilik olan, üstelik bir kadın gazeteci, cevaben “Yaptığınız maskaralık” diyor,

Bu bakan, sanırım ağzından çıkan sözün ne olduğunun farkında değil.

Maskara, Eğlendirici, sevimli, güldürücü, soytarılık yapan kişiye denir, bu bir…

İki, karnaval maskesi ve göz makyaj malzemesini geçelim, şerefsiz, onursuz, haysiyetsiz, rezil kimseleri tanımlar “Maskara” kelimesi…

Bakanın bilmediği şey ise şu…

Maskara, “Tek kişi”ye karşı görev yapar, ne derse onu icra eder, kendi iradesini kullanmaktan acizdir.

Bilmem anlatabildim mi bakan bey?

Dinleyeceksiniz, cevap vereceksiniz… Derseniz ki “Cevap vermek için yukardan emir almalıyım”, o zaman kendinizi mi tarif ettiniz?

Bu olay, “Cumhuriyet ilkeleri ve amaçlarının” ne kadar geriye götürüldüğünün de bir kanıtıdır.

 

 

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA