ENDONEZYALI ÖĞRENCİLERDEN KUR’AN ZİYAFETİ

ENDONEZYALI ÖĞRENCİLERDEN KUR’AN ZİYAFETİ

PTT’NİN 177’NCİ YIL DÖNÜMÜ ETKİNLİKLERİ KUTLANDI

PTT’NİN 177’NCİ YIL DÖNÜMÜ ETKİNLİKLERİ KUTLANDI

İL VE İLÇE NÜFUS MÜDÜRLÜKLERİNE YENİ PERSONEL

İL VE İLÇE NÜFUS MÜDÜRLÜKLERİNE YENİ PERSONEL

KÜLTÜR ŞEHRİNE YAKIŞIR REKOR

KÜLTÜR ŞEHRİNE YAKIŞIR REKOR

KAYSERİ TİCARET ODASI AB BİLGİ MERKEZİ İKLİM HAFTASINI KUTLUYOR

KAYSERİ TİCARET ODASI AB BİLGİ MERKEZİ İKLİM HAFTASINI KUTLUYOR

MESNEVİ’DE AŞK VE AKIL KIYASLAMASI
  • BEYHANASMA
    • BEYHAN ASMA
    • BEYHANASMA@kayserihakimiyet2000.com
    • 2 Temmuz 2015 - 16:15:54

Akla değer veren Mevlânâ”nın, onu hem övdüğü, hem yerdiği gö¬rülür. Bütün sûfiler gibi, Mevlânâ”nın da yerdiği ve karşı çıktığı akıl, hissi ve maddî âlemle ilgili olan tecrübî ve tabiî akıl değil, bu âlemin ötesine ait hükümler veren ve ilahi hakikati idrak etme iddiasında olan nazan ve metafızik akıldır. Aklın uymak zorunda olduğu bir takım kurallar vardır. Bu kurallara sığmayan durumlarda ne yapacağız? “Hastanın aklı, hastayı doktora çeker götürür, ama kendisi, kendi derdine derman olamazdiyen ve akıl konusunda bazen lehte bazen aleyhte bulunan Hz. Mevlânâ, aşka gelince, ona hiç toz kondurmaz ve onu daima takdis eder.
Aşk nedir? Kitapların yazdığına göre aşk, sevginin ileri derecesidir. Kur”an”da “Mü”minlerin Allah”a karşı pek şiddetli sevgisi”nden bahsedilir (Bakara 2/165). Mutassavvıflar ayette geçen “eşedd-i muhabbet”i aşk olarak yorumlamışlardır. İlk sûfi müelliflerden Ebû Talib el-Mekkî (386/996)”ye göre, Hz. Peygamber Allah sevgisini imanın şartlarından sayar. Çünkü o, “Allah ve Resûlü¬nü her şeyden çok sevmek gerektiğini”, böyle olduğu takdirde “imânın tadının bulunabileceğini” beyan buyurur.
Aşk sonradan kazanılmış bir şey değil, ilâhi bir vergidir. Allah”ı sevenler, Allah”ın sevdiği kimselendir. “Allah onları sever, onlar da Allah”ı severler” (Maide 5/54) âyetine göre düşünürsek, Allah”ın sevgisi insanlarınkinden önce gelir. Allah kulunu severse, kulu O”nu sever, yani ilk hamle Allah”tandır. Aşkın mahiyetini kelimelerle izah etmek imkânsızdır. Onu “vuslat ve yakınlık makamlarının sonu” olarak ifade eden Tehânevî ilave eder: “Aşk kalbde vücud bulan bir ateş olup, mahbubtan başka her şeyi yakar; o, yakmak ve öldürmektir, ondan sonrası ise Allah”ın ikramı olan sonsuz bir hayattır. O, akıl binasını yıkan ilâhi bir cinnettir.” Ayet-i kerimede “Sevdiğiniz şeylerden sarfetmedikçe, iyiliğe erişemezsiniz” (Âl-i İmran 3/92) buyrulur. İnsanın canından daha sevgili ne olabilir? Hz. Mevlânâ”nın ifadesiyle “Aşk öyle bir alevdir ki, bir parladı mı, maşuktan başka ne varsa hepsini yakar.” (V, 598)
İslâm tasavvufunda bu anlayış önceden de vardır. Kelâbâzî (380/990) şöyle der: “Muhabbet seni hem kör hem de sağır eden şeydir. Kör olursun, sevgiliden başkasını göremezsin, ondan başka bir maksat müşahede edemezsin.” Kuşeyrî ise “Kişi sevdiği ile berâberdir” hadisine yorum getirirken, “Hakk”ı sevenler, O”nunla beraberdirler” der
Tasavvufta aşkın tebcîl edilişi, onun Hak yolculuğunda en kestirme vasıta olması ve katıksız tevhîd ve vuslatı sağlayıcı bulunmasından dolayıdır. Kutü”l-Kulûb müellifi, “tevhîdin tamlığı ile muhabbetin tamamlığı” arasındaki yakın ilgiden bahseder.Esasen meşhur kudsî hadise göre, insanın en yüce makamlara ulaşması ve Hak”la bâki olması, Allah”ın kula olan muhabbeti sonucu değil midir? Hakk”a yaklaşarak ilâhi sevgiye mazhar olan kul için Allah “onu sevdiğim zaman işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum”buyurur.
Aklın yetersiz olduğu sahalardan biri de aşk ve ahvâlidir. Öyle der Mevlânâ: “Aşık başını verince akıl kalır mı gayri? Her şey helâk bulur, yalnız onun hakikatı kalır (…) Bu makamda akıllar elden çıkan, kalem buraya vardı mı kırılır, bir şey yazamaz olur” (III, 4661 – 63). Kalemin kırılması, bu mertebenin inceliklerini yazmaya gücü yetmediğinden kinâyedir. Ankarevî”nin diliyle söylersek, bu mertebeye gelince, “Ukul-i urefâ hayretle beste ve aklâm-ı ulemâ adem-i kudretle şikeste kalır.”
Fakat ne gam! “Bir çocuk, aklın eserlerini görmüyor diye, akıllı adam, akla ait şeyleri nakletmez mi? Akıllı bir adam da aşk ahvâlini görmezse, aşkın kutlu ayı eksilmez ya!” (V, 3931-32). Nitekim renk körü bir kimsenin, bazı renkleri tanımaması veya inkâr etmesi, tabiatta o renklerin yokluğunu gerektirmeyecektir.
Bu konuda Mevlânâ her zaman yumuşak üslûplu değildir, bazan şöyle söylemekten kendini alamaz: “Aşkın şerhinde akıl, çamura saplanmış merkep gibi yattı kaldı. Aşkı ve âşıklığı yine aşk şerh etti. Güneşin vücuduna delil yine güneştir. Sana delil lazımsa güneşten yüz çevirme!” (I, 15-16). Gerçekten aşk, vicdânî olduğundan sual cevap ve aklî muhakeme ile onu izah mümkün olmaz. Aşk ve âşıklığın şerhini yine aşk söyler.

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz