KAYSERİSPOR: 2 – ATİKER KONYASPOR: 1

KAYSERİSPOR: 2 – ATİKER KONYASPOR: 1

KAYSERİ’DE İSTİKLAL YÜRÜYÜŞÜ RÜZGARI

KAYSERİ’DE İSTİKLAL YÜRÜYÜŞÜ RÜZGARI

DEPLASMAN FATİHİ MELİKGAZİ BELEDİYESPOR

DEPLASMAN FATİHİ MELİKGAZİ BELEDİYESPOR

TURGUTLUSPOR- ERCİYESSPOR :2-0

TURGUTLUSPOR- ERCİYESSPOR :2-0

MAZOT HIRSIZLARI ‘TIKAMA’ İLE YAKALANDI

MAZOT HIRSIZLARI ‘TIKAMA’ İLE YAKALANDI

MESNEVİDE DÜŞÜNCE AKIL VE NEFS
  • BEYHANASMA
    • BEYHAN ASMA
    • BEYHANASMA@kayserihakimiyet2000.com
    • 3 Temmuz 2015 - 16:40:56

Filozoflara değil, felsefecilere yönelik eleştirilerine bakalım:
“ Felsefecinin dini inkâra yahut din ehliyle mübahaseye kudreti yoktur.
Böyle bir şeye girişirse Hak din onu mahveder.Onun eli, ayağı cansızdır.. Canı ne derse ikisi de fermanına uyar, dediğini yapar. Felsefeciler, dileriyle cansız şeylerin hareketini, seslenmesini inkâr ederlerse de elleriyle ayakları, bunun imkânına şahadet eder durur.
Filozof Hannine direğinin inlemesini inkâr eder.
Çünkü velilerin duygularından haberi yok, onlara yabancı. Der ki: ‘ Halkta sevdanın aksi, birçok hayaller yaratır, onlara gösterir.’
Hâlbuki bu fikir onun fesat ve küfrünün aksidir. Bu inkâr hayali, ona fikrinden, inanışındaki bozukluktan gelmiştir. Filozof cini, şeytanı inkâr der; fakat inkâr der etmez bir cinin, bir şeytanın maskarası olmuştur.
Kimin gönlünde şüphe, vesvese varsa felsefeye inanmıştır, gizli münkirdir. Bazen dine inanır ama bazı bazı da o filozofluk damarı yüzünü kapkara eder.”
Sakının müminler: o felsefeye inanış sizde de vardır. Sizde nice sonsuz âlimler var.”
Filozof ve felsefeyi eleştirirken esasen tam olarak hedefinde İslam filozofları ve İslam felsefesi değil, Fahreddin Razi ve onun gibi kelamcı ve âlimler vardır.
Çünkü Mevlana’nın en yakın şeyhi ve dostu Şems, Fahreddin Razi’yi açıkça tekfir ederken, Şihabüddin Suhreverdi Maktül’ü övmesinden ve Batıni felsefeyi halk kesimlerine kadar yayan İsmaililer’le olumlu ilişkileri bulunması da bu tezimizi desteklemektedir. Bunlarla ilgili problemin iki yönü vardır. İlki, kişisel husumetler, ikincisi de sufilerle kelamcılar ve klasik İslam âlimleri arasındaki çekişmedir.
Müminleri sakındırırken Mevlana, Fahreddin Razi gibi şahsi düşmanlarına dikkat çekmektedir. Aksi takdirde, Gazali gibi o da felsefeye sistematik eleştiriler yöneltir; yine Gazali’nin yaptığı gibi, isim vererek meşhur İslam filozoflarını tekfir ederdi.

Mevlana akla ve nefse, bilinen klasik tanımların dışında fakat ilginç yeni tanımlamalar getirir, yeni manalar yükler. Ona göre nefsle akıl arasında münavebe vardır. Yani akıl nefsi kendisine dönüştürdüğü zaman, insan varlığı tümüyle akıldan ibaret olur ve kılavuzunu doğru seçmiş olur. Aksi durumda, akıl, nefse dönüşerek insanın mağlubiyeti söz konusu olur. “ Aklın hassası, işin sonunu görmektir. Akıbeti görmeyen kıl, nefstir.
Nefse mağlup olan akıl, nefis haline gelmiştir.” İslam düşünce tarihinde nefse akli ve ontolojik anlam yükleyen; onu insanın biricik varlık tarzı ve karakteri olarak kabul eden İslam filozofları ve Mevlana dışında başka bir filozofa rastlamak çok zordur. Bugün bile İslam dünyasında akıl, henüz meşruiyetini temin debilmiş değilken, Mevlana’nın akıl ile nefsi böylesine birbiri içinde görmesi son derece uzak bir felsefi ve mistik bir vizyon sayılmalıdır. Onun bu görüşü Kur’an’ın ruhuna derinden nüfuz ettiğini göstermektedir.
Mevlana aklı ve nefsi, aralarındaki ilişkiyi ya da organik birliği açıklarken, değişik temsiller kullanır. Akıl erkek, nefs de kadındır. Bu temsiller, her bir en mahir filozofların dahi açıklamalarıyla tam bir tanıma kavuşmamış bu kavramları, Mevlana’nın halk diline çok yatkın olduğuna dair nesnel örneklerden bir kaçını teşkil eder.

“Nefs, kadın gibi her işe çare bulmak üzere gah toprağa döşenir, tevazu gösterir; gah ululuk diler, yücelir. Aklınsa bu düşüncelerden zaten haberi yoktur. Fikrinde Tanrı gamından başka bir şey yoktur.” Akıl, aşkta bu kadar etkili değildir. Mevlana, aşka gelince akla bir sınır çizer:
“ Aşkın şerhinde akıl, çamura saplanmış eşek gibi yattı kaldı. Aşkı, âşıklığı yine aşk şerh etti.”
Mevlana, aşk hariç her konuda aklı ön plana çıkarır.
Aşk ona göre sadece kendi yoluyla kendini açıklar; eşsiz ve pahası bir var oluştur. Ancak aşka, âşıklar layıksa, âşıklar da akıllarıyla hareket eden, nefslerine akılları hâkim olan insanlardır. Aklını nefsinin emrine vermiş insanlar, değil âşık, insan sıfatını bile alamazlar.

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz