SINAV KOLEJİNE BU İNCE DÜŞÜNCEDEN DOLAYI TEŞEKKÜR EDERİM:
Sınav kolejinde çocuklara verdiğim eğitimi ve bıraktığım izleri değerlendirerek mezuniyet elbisesi hediye ettiler. Mutlu oldum. Çocuklara ulaşabilmek ve bu anlamda'da mezun olabilmek çok güzel.
ANCAK DURMAMALIYIZ. KENDİMİZİ SÜREKLİ OLARAK GELİŞTİRMELİYİZ:
Bir işi yapıyorsak o işi bilgi ve deneyim yoğunluğunun en çok olduğu yerden öğrenmeliyiz. Fidan dikiyorsak orman işletmesi bu güne kadar bu işi nasıl yapmış, naslı yapıyor ve nasıl yapmayı planlıyor oradan öğrenmeliyiz. Özel fidanlıklar bu işi nasıl yapıyor, ne deneyimler yaşamışlar oralardan öğrenmeliyiz. Bu bilgi dededen toruna nasıl aktarılmış köylüden öğrenmeliyiz…
Mümkünse okulunu bitirmeliyiz (Ben İstanbul Atatürk Erkek Lisesi mezunuyum). Bunlarda yetmez bilimsel kaynakları takip etmeliyiz. Bununla birlikte deneyimlerimiz olmalı ve her zaman bir ayağımız bilgi yoğun yerlerde, kaynak kitaplarda bir ayağımız ise gerçek öğretmenin yanında yani toprakta olmalı… Diğer çok önemli husussa öğrendiklerimizin tamamını her fırsatta insanlarla paylaşmalıyız. Nedeni ise paylaşılmayan bilginin ayakları yere basmaz. Paylaşılmayan bilgi geçerlilik kazanarak yaşamın akışına mal olamaz. Naylon olur, yaşama dokunmaktan çekinir ve bütün emekler boşa gider… Bu nedenlerle tüm bilgi ve deneyimlerimizi herkesle paylaşmalıyız. Hatta insanlara basit sorular sorarak onları açmalı ve deneyimlerinden bir şeyler çıkarmaya çalışmalıyız. Anlatım yaptığımız yerlerde gelecek olan sorularla ya da insanların yaptıklarına bakarak görmemiş olduğumuz ayrıntıları görmeli, araştırma ufkumuzu sürekli olarak genişletmeli ve bilgiyi sürekli olarak güçlendirmeliyiz…
Herkesin herkesten öğrenebileceği çok şey vardır. En azından bizim bildiklerimizi onların uygulama şekli çok daha verimli olabilir. Onlar ulaşabilmenin yolu ise bildiklerimizi eksiksiz olarak paylaşmaktır…















