Babası da geç konuşmuştu demeyin!
“Erkek çocuk geç konuşur” diye beklemeyin!
Çocuklarda konuşma gecikmesini cinsiyete, aile öyküsüne ya da iki dilliliğe bağlamak, değerlendirme ve müdahale sürecini geciktirebiliyor. “Erkek olmak, geç konuşmayı ‘normal’ yapmaz” diyen Dil ve Konuşma Terapisi Dr. Seçil Aydın Oral, çocuğun söyleneni anlamasının ve isteklerini işaretlerle anlatmasının da tek başına dil gelişiminde sorun olmadığı anlamına gelmediğini vurguladı. Dr. Oral, bir yaşında ismine tepki vermiyorsa, bir buçuk yaşında hiç kelime kullanmıyorsa, göz teması kurmuyorsa ya da seslere tepki vermiyorsa ‘biraz daha bekleyelim’ demeden bir dil ve konuşma terapistine başvurulması gerektiğini hatırlatıyor.
Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Seçil Aydın Oral, çocuklarda dil ve konuşma gelişimine ilişkin yaygın inanışları değerlendirerek, ailelerin dikkat etmesi gereken belirtileri ve günlük yaşamda uygulayabilecekleri destekleyici yöntemleri anlattı.
Cinsiyet, beklemek için gerekçe değil
“Erkek çocuklar geç konuşur” düşüncesinin aileler arasında yaygın olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Seçil Aydın Oral, geç konuşmanın erkek çocuklarda biraz daha sık görülmesinin, değerlendirmeyi ertelemek için bir neden olmadığını söyledi.
Geç konuşma riski ile çocuğun ilerleyen dönemde yaşıtlarına yetişme olasılığının ayrı değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Seçil Aydın Oral, “Bilimsel olarak ise iki ayrı soru var: Kimde geç konuşma riski daha yüksek ve geç konuşan çocuk ileride yetişir mi? Cinsiyet birinci soruda rol oynuyor, ikincisinde belirleyici olmuyor. Yani erkek olmak, geç konuşmayı ‘normal’ yapmaz.” dedi.
Büyük gruplarla yapılan izlem çalışmalarında, iki yaşında görülen dil güçlüklerinin önemli bir kısmının okul öncesi yıllarda da sürdüğünü aktaran Dr. Öğr. Üyesi Seçil Aydın Oral, “Bu yüzden ‘erkek çocuk, nasıl olsa konuşur’ diye beklemek, değerlendirmeyi ve müdahaleyi geciktirebilir.” uyarısında bulundu.
“Babası da geç konuşmuştu” demek rahatlatıcı olmamalı
“Babası da geç konuşmuştu”, “Kreşe başlayınca konuşur” ve “Nasıl olsa bir gün dili açılır” gibi yaklaşımların aileleri rahatlatabildiğini ancak bilimsel kanıtlarla örtüşmediğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Seçil Aydın Oral, aile öyküsünün dikkatle ele alınması gerektiğini belirtti.
Dr. Öğr. Üyesi Seçil Aydın Oral, “Ailede geç konuşma öyküsü rahatlatıcı bir bilgi değildir, tam tersine riskin arttığını gösterebilir. Kreş, çocuğa konuşma ve oyun fırsatı sunduğu için faydalı olabilir, ama bir dil sorununu kendiliğinden çözmez. Geç konuşan çocukların bir kısmı yaşıtlarına yetişir, bir kısmı yetişemez ve bunu başta ayırt etmek zordur.” diye konuştu.
Bu belirsizlik nedeniyle değerlendirmeyi ertelememek gerektiğine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Seçil Aydın Oral, “Bir diğer yanlış da ‘Okula başlayınca düzelir’ düşüncesidir. Okul çağı, müdahale için çoğu zaman geç bir dönemdir.” ifadelerini kullandı.
Konuşma gecikmesinin tek açıklaması dil bağı değil
Ailelerin sık dile getirdiği inanışlardan birinin de “Konuşmuyorsa nedeni dil bağıdır” olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Seçil Aydın Oral, dil bağının dilin hareketini kısıtlayabilen bir yapı farkı olduğunu açıkladı.
Dil bağı ile kelime öğrenme ve cümle kurma becerilerinin birbirinden ayrılması gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Seçil Aydın Oral, “Çocuğun kelime öğrenmesini ve cümle kurmasını sağlayan dil gelişimini geciktirdiğine dair bir kanıt yok. Dil bağının en iyi bilinen etkisi, bebeklerde emzirme ve beslenme güçlüğüdür.” dedi.
Konuşması geç gelişen bir çocukta dil bağının tek başına açıklama olarak kabul edilmemesi gerektiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Seçil Aydın Oral, ihtiyaç duyulduğunda dil ve konuşma terapisti ile kulak burun boğaz uzmanının birlikte değerlendirme yapabileceğini kaydetti.
Bir buçuk yaşında hiç kelime kullanmıyorsa beklemeyin
Çocukların dil gelişiminde genel olarak bir yaş civarında anlamlı bir iki kelimenin, iki yaş civarında ise kelime sayısında artışın ve iki kelimelik cümlelerin beklendiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Seçil Aydın Oral, bazı belirtilerin değerlendirme gerektirdiğini söyledi.
Dr. Öğr. Üyesi Seçil Aydın Oral, “Şu belirtilerden biri varsa ‘biraz daha bekleyelim’ demeden bir dil ve konuşma terapistine başvurulmalı: Bir yaşında ismine tepki vermiyorsa, bir buçuk yaşında hiç kelime kullanmıyorsa, göz teması kurmuyorsa ya da seslere tepki vermiyorsa.” dedi.
Değerlendirmenin yalnızca konuşulan kelimeler üzerinden yapılmadığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Seçil Aydın Oral, “Dil gelişimini sadece kelime sayısıyla değerlendirmiyoruz. Çocuğun söyleneni anlaması, iletişim kurma isteği ve sosyal ilgisi de en az konuşması kadar önemlidir.” açıklamasında bulundu.
“Her şeyi anlıyor ama konuşmuyor” demek yeterli değil
Çocuğun söylenenleri anladığı düşüncesinin, ailelerde konuşma gecikmesini bekleyerek izleme eğilimi oluşturabildiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Seçil Aydın Oral, dilin anlama ve ifade etme olmak üzere iki yönü bulunduğunu belirtti.
“‘Her şeyi anlıyor ama konuşmuyor’ demek sorun olmadığını göstermez.” diyen Dr. Öğr. Üyesi Seçil Aydın Oral, şöyle devam etti:
“Anlama becerisinin iyi olması iyi bir haberdir, çünkü ileride konuşmayı en iyi öngören işaretlerden biridir. Ancak geç konuşan çocukların bir kısmı cümleleri anlamakta da zorlanır ve bu, daha kalıcı bir dil sorununun işareti olabilir. Bu yüzden ‘anlıyor’ cümlesine tek başına güvenmiyoruz, anlama becerisini de ayrıca ölçmek gerekir.”
İşaretle anlatmak olumlu, ancak konuşmanın yerini tutmuyor
Çocuğun isteklerini işaretlerle bildirmesinin olumlu bir bulgu olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Seçil Aydın Oral, konuşma öncesi dönemde kullanılan jestlerin, özellikle parmakla göstermenin, sonraki kelime dağarcığına ilişkin bilgi verdiğini söyledi.
Dil gelişimi gecikmiş çocukların yaşıtlarına göre daha az jest kullanma eğiliminde olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Seçil Aydın Oral, “Yine de işaret, konuşmanın yerini tutmaz. Jestleri desteklemeli ve kelimeyle birleştirmeliyiz. Çocuk hâlâ hiç konuşmuyorsa bir dil ve konuşma terapistine gösterilmelidir.” dedi.
Ekran, karşılıklı konuşma fırsatlarının yerini alabiliyor
“Çizgi film izlerse konuşmayı öğrenir” düşüncesini de değerlendiren Dr. Öğr. Üyesi Seçil Aydın Oral, gözlemsel çalışmaların ekran süresi arttıkça çocukla yetişkin arasındaki konuşmanın azaldığını gösterdiğini belirtti.
Dr. Öğr. Üyesi Seçil Aydın Oral, “Sorun, ekranın kendisinden çok, konuşma fırsatlarının yerini almasıdır. Şunu da belirtmek gerekir: Bu çalışmalar bir ilişkiyi gösteriyor, ancak kesin neden-sonuç bağını göstermiyor.” ifadelerini kullandı.
Ekran kullanımında yalnızca toplam sürenin değil, kullanım koşullarının da önemli olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Seçil Aydın Oral, yemek sırasında televizyonun sürekli açık olmasının daha belirgin bir risk işareti olduğunu kaydetti.
İki dillilik, gecikmenin gerekçesi olarak görülmemeli
Dr. Öğr. Üyesi Seçil Aydın Oral, iki dilli çocukların dil becerilerinin her iki dil dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
“Çocuğun bildiği kelimeler iki dil birlikte sayıldığında, iki dilli çocuklar tek dilli yaşıtlarından geri kalmaz.” diyen Dr. Öğr. Üyesi Seçil Aydın Oral, yalnızca bir dil üzerinden yapılan değerlendirmede görülen farklılıkların otomatik olarak bir bozukluk anlamına gelmediğini ifade etti.
Dr. Öğr. Üyesi Seçil Aydın Oral, “İki dillilik, gecikmenin açıklaması olarak kabul edilmemelidir. İkisini birbirinden ayırmak için çocuğu iki dilde birden değerlendirmeli, ekran süresini de ayrıca sorgulamalıyız.” dedi.
Çocuğun sesini ve kelimesini genişleterek karşılık verin
Çocuğu sürekli “Hadi söyle, tekrar et” diye yönlendirmek ya da ihtiyaçlarını konuşmasını beklemeden karşılamak konusunda kesin yargılardan kaçınılması gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Seçil Aydın Oral, bu davranışların etkisini doğrudan inceleyen güçlü bir çalışma bulunmadığını söyledi.
Buna karşılık ailelere dil gelişimini destekleyici etkileşim yöntemleri öğretilmesinin yararına ilişkin bulgular olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Seçil Aydın Oral, “Ebeveynlere günlük etkileşimde kullanabilecekleri dil destekleyici yöntemler öğretildiğinde, çocukların iletişim ve dil becerilerinde orta düzeyde iyileşme görülüyor.” açıklamasını yaptı.
Ailelerin günlük yaşamda uygulayabileceği yöntemleri sıralayan Dr. Öğr. Üyesi Seçil Aydın Oral, sözlerini şöyle tamamladı:
“Çocuğun yaptığını sözle anlatın. Bir şey sorduktan sonra durup cevap için bekleyin. Çıkardığı ses ya da kelimeyi biraz genişleterek tekrarlayın. Her gün birlikte kitap okuyun. Ekranı birlikte izleyip konuşun. Aile desteği çok değerlidir, ama bazı çocuklar için tek başına yetmeyebilir, dil ve konuşma terapisti desteği de gerekebilir.”













