TEK VE EŞSİZ 30 AĞUSTOS
I. BÖLÜM — DÜNYANIN KUTLADIĞI ÖNEMLİ GÜNLERİ
Dünyanın farklı ülkelerinde, o milletin tarihini değiştiren ve her yıl büyük anlamlarla anılan günler vardır. Bu günlere biraz yakından bakmamızın konumuzla yakından ilgisi olduğu kanısındayım.
Amerikalılar 4 Temmuz'da Bağımsızlık Günü'nü kutlar. 1776'da Britanya'nın Kuzey Amerika'daki 13 kolonisi bağımsızlıklarını ilan etti. Ardından Britanya'ya karşı yıllar süren bir savaş verdiler ve sonunda bağımsızlıklarını kabul ettirdiler. Ama burada başka bir soru sormak gerekmez mi? Bir ülke kendi bağımsızlığı için savaşırken, kendi topraklarında yaşayan başka halkların özgürlüğüne ne kadar sahip çıkmıştır? Amerika'nın yerlileri, topraklarından sürülen ve ağır kayıplara uğrayan halklar, bugün kendi kurtuluş savaşlarını vermeye kalksalar ne olurdu? Ya Afrika'dan zorla koparılıp Amerika'ya getirilen ve köleleştirilen insanların torunları, bir gün kendi kurtuluş mücadelelerini vermek isteseler?
“Hemen ezerler” diyeceksiniz mutlaka. Elbette bugünkü görülen güç dengesi bunu düşündürebilir. Ama tarih bize şunu da gösterir: Bir ülkenin kendi bağımsızlığını savunması, o ülkenin tarihindeki bütün adaletsizlikleri ortadan kaldırmaz.
Kutlamaları da dünya gözünde yüceltmez
Fransızlar 14 Temmuz'u Ulusal Bayram olarak kutlar. 1789'da Bastille'in basılmasıyla simgeleşen Fransız Devrimi, ülkenin kendi siyasal ve toplumsal düzenini kökten değiştirdi.
İsrail, Yom Ha'atzmaut'ta 1948'de devletin kuruluşunun ilanını kutlar. Filistin topraklarında yıllar boyunca Yahudi göçü, arazi satın alımları ve yerleşimler gerçekleşmiş; 1947'de Birleşmiş Milletler'in taksim planının ardından çatışmalar başlamış ve 1948'de İsrail Devleti ilan edilmiştir. Bu tarihten sonra bölgede yaşanan çatışmalar ve savaşlar bugün de devam ediyor.
Yunanistan ise 25 Mart'ta, 1821'de Osmanlı İmparatorluğu'na karşı başlayan bağımsızlık mücadelesini anar. Yıllar süren savaşın ardından Yunanistan'ın bağımsızlığı uluslararası olarak tanınmıştır.
İngiltere'ye geldiğimizde ise farklı bir tarih çıkar karşımıza. Birleşik Krallık'ın ABD'deki 4 Temmuz gibi bir bağımsızlık günü yoktur. Çünkü Britanya'nın tarihi, başka bir devletin egemenliğinden kurtulmaktan çok,
kendi gücünü genişletmesi ve sonunda dünyanın geniş bir bölümüne yayılan bir imparatorluk kurması ile şekillenmiştir.
Bu ülkelerin hiçbirini diğerinin aynısı gibi değerlendirmek doğru olmaz. Ancak
bütün bu örnekler bize başka bir gerçeği de gösterir:
Bir mücadelenin verilmiş olması, o mücadelenin haklı olduğu anlamına gelmez. Bağımsızlık, özgürlük ve egemenlik kavramlarının arkasında yalnızca verilen mücadeleye değil, o mücadelenin kime karşı, hangi amaçla ve hangi koşullarda verildiğine de bakmak gerekir.
İşte bizim 30 Ağustos'umuzun değerini anlamak için de tam olarak buradan bakmak gerekir.
II. BÖLÜM — BİZİM 30 AĞUSTOS'UMUZ
30 Ağustos'a nasıl gelindiğini, hangi gün hangi kararın alındığını, hangi cephede hangi savaşın verildiğini burada yeniden anlatmayacağım. Bunların hepsi tarihimizin bir parçası olarak zaten biliniyor.
Ben başka bir şeyden söz etmek istiyorum:
30 Ağustos'u tek ve eşsiz yapan nedenlere:
Eşsizdir zira biz 30 Ağustos'ta yalnızca bağımsızlığımız için verdiğimiz mücadelenin bir zaferini kutlamıyoruz.
-Biz işgal edilmiş bir vatanı yeniden kazandığımız günü kutluyoruz.
-Kendi toprağımızı, kendi geleceğimizi ve kendi karar verme hakkımızı elimizden almak isteyenlere karşı verilmiş bir mücadelenin zaferini kutluyoruz.
-Başkasının ülkesine bayrak dikmedik.
-Kendi toprağımızdaki bayrağımızı yeniden göndere çektik.
İşte 30 Ağustos'u diğerlerinden ayıran asıl mesele tam da burada anlam kazanır.
Üstelik bu mücadelenin bir de içerideki yüzü vardı.
İşgal güçleriyle iş birliği yapanlar, Millî Mücadele'ye karşı çıkanlar ve Anadolu'daki direnişi engellemeye çalışanlar vardı.
Tarih bize, dışarıdaki düşmanla mücadele etmek kadar içerideki teslimiyet anlayışıyla mücadele etmenin de zorluğunu gözler önüne serer.
Buna rağmen bir millet, Mustafa Kemal ATATÜRK'ün önderliğinde bağımsızlığını kazanabileceğine inandı.
Yılmadan, ağır bedeller ödeyerek yürüdü.
Ve bu uğurda milletiyle tek yürek, tek irade, tek hedef oldu.
30 Ağustos Zafer Bayramımızın tek ve eşsiz oluşu burada yatar.
Bir liderin askerî dehası, siyasi öngörüsü ve kararlılığı ile bir milletin iradesinin aynı hedefte birleşmesidir.
Bu yüzden 30 Ağustos yalnızca kazanılmış bir meydan savaşı değildir.
Bir milletin kendi kaderini yeniden eline almasının ve kendi iradesiyle ulusal
bir cumhuriyet kurmasının tarihidir.
Bugün Mustafa Kemal ATATÜRK'e, Türkiye Cumhuriyeti'ne ve bu ülkenin ulus-devlet yapısına karşı çıkanları da yalnızca söyledikleri sözlerle değil, savundukları tarih ve temsil ettikleri çıkarlar üzerinden sorgulamak gerekir.
Gerçekten neye karşı çıkıyorlar?
-Mustafa Kemal ATATÜRK'e mi?
-Cumhuriyet'e mi?
-Yoksa Cumhuriyet'le birlikte kaybettikleri ya da yeniden kurmak istedikleri bir düzenin hesabını bugün hâlâ taşımalarına mı?
-Kimin yenilgisini kendi yenilgileri, kimin kaybını kendi kayıpları sayıyorlar?
Bazen bir insanın neyi savunduğunu anlayabilmek için yalnızca bugün söylediklerine değil, hangi geçmişin özlemini taşıdığına da bakmak gerekir.
Bir terör örgütünün ya da onu temsil ettiğini ileri süren bir kişinin suçunu bütün Kürt yurttaşlara yüklemek ne kadar yanlışsa, Mustafa Kemal ATATÜRK'ün Cumhuriyet için yaptıklarını da birilerinin siyasi hesabıyla bütün bir millete mahkûm etmek o kadar yanlıştır.
Hiç kimse bir halkın tamamını bir kişinin, bir örgütün veya bir siyasi hareketin yaptıklarıyla yargılayamaz.
Er ya da geç bundan vazgeçmesi gerekir.
Aynı şekilde hiç kimse de bu ülkenin bağımsızlığını sağlayan tarihsel mücadeleyi bugünün siyasi hesaplarına göre yeniden yazamaz.
Çünkü tarih, hoşumuza gitmeyen taraflarını silerek değiştirilebilecek bir metin değildir.
30 Ağustos gibi bir şanlı tarih vardır.
Kazanılmıştır ve hak edilmiştir.
Bugün bu zaferden gurur duymayanlara, Mustafa Kemal ATATÜRK'ün adından rahatsız olanlara, Cumhuriyet'in kuruluşunu küçümsemeye çalışanlara belki de yalnızca bir soru sormak yeterlidir:
Sizi rahatsız eden gerçekten Mustafa Kemal ATATÜRK mü, yoksa onun temsil ettiği bağımsız bir ulusal cumhuriyet olması mı?
Peki siz bugün bu ülkeye ve bağımsızlığına yaptığınız hainlikleri kimin adına yapıyorsunuz?
. Önce bak, öğren.
. Sonra karşılaştır.
. Sonra sor.
. En sonunda 30 Ağustos'a dön ve farkı gör.
Mustafa Kemal ATATÜRK'ün sözlerinden biri bugün hâlâ bütün bu tartışmaların üzerinde durmaya devam ediyor:
“Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”
Çünkü bazı zaferlerin büyüklüğü, yalnızca kazandıklarıyla değil; neye rağmen kazandıklarıyla anlaşılır.
Boşuna uğraşmayın. Aklınızdan da şunu çıkarmayın: Tarih, hatasını anlamayanlara aynı dersi tekrar tekrar verir. Ders alınana kadar.....
