SÜPER LİG KULÜPLERİNE ‘VAR’ EĞİTİMİ VERİLİYOR

SÜPER LİG KULÜPLERİNE ‘VAR’ EĞİTİMİ VERİLİYOR

MELİKGAZİ’DE ÖNCELİK; SERİ, GÜVENLİ VE AKIŞKAN ULAŞIM

MELİKGAZİ’DE ÖNCELİK; SERİ, GÜVENLİ VE AKIŞKAN ULAŞIM

PALANCIOĞLU YOL ÇALIŞMALARINI İNCELEDİ

PALANCIOĞLU YOL ÇALIŞMALARINI İNCELEDİ

ANILARLA YOLCULUK

ANILARLA YOLCULUK

İÇ ÇAMAŞIRINDA UYUŞTURUCU İLE YAKALANAN ZEHİR TACİRİNE 8 YIL 4 AY HAPİS

İÇ ÇAMAŞIRINDA UYUŞTURUCU İLE YAKALANAN ZEHİR TACİRİNE 8 YIL 4 AY HAPİS

MUAMMER YILMAZ YAZIYOR… ÖMRÜN TİKTAKLARI SAAT
MUAMMER YILMAZ YAZIYOR… ÖMRÜN TİKTAKLARI SAAT

İnsan ömrü bir bakıma zamanın göstergesi olan saatin yelkovanı ve akrebi arasına sıkışmıştır. Saatin tik takları her saniye, her dakika adeta bizlerle konuşup  bizleri ikaz eder: “Ne yaptın tarlanı, nerede hasadın? Ey insanoğlu hakiki dünyana elin boş mu gideceksin? Bir düşünsen yarıyı buldu ömrün, işte saçların ağırdı, dişlerin döküldü, belin büküldü, bacakların vücudunu tutmaz oldu. […]

İnsan ömrü bir bakıma zamanın göstergesi olan saatin yelkovanı ve akrebi arasına sıkışmıştır.

Saatin tik takları her saniye, her dakika adeta bizlerle konuşup  bizleri ikaz eder:

“Ne yaptın tarlanı, nerede hasadın? Ey insanoğlu hakiki dünyana elin boş mu gideceksin? Bir düşünsen yarıyı buldu ömrün, işte saçların ağırdı, dişlerin döküldü, belin büküldü, bacakların vücudunu tutmaz oldu. Ölüm var, ölüm var, ölüm var. Titre ve kendine dön…”

Şair Ahmet Mahir Peşen de günahlardan utanan ve mübarek vakitlere ayarlı saatin tiktaklarını, durmadan sabrı (Allah’ı) zikreden dervişlere, dönen semazenlere benzetir:

 

İnsanlar var yollarda, yorgun amma kararlı

Mevsimler var; dondurucu ve karlı

Saatler var, mübarek vakitlere ayarlı

 

Sabırlı, zikir gibi tükenmeyen tiktaklar

Saniye geri kalır, yelkovanlar zararlı

 

Saatler var; günahkâr zamanlardan utanmış

Kalemler var yalnızca hakikate adanmış

Gerçekler var sahtekâr dudaklarca budanmış

 

Zamanı kovalarken ileriye ataklar

Geç kalış tembellikten, bahaneler sudanmış

Üstat Necip Fazıl’da “Saat On İki” şiirinde, on iki saatlik ömrü çiçeklere, böceklere benzeterek saatin diliyle bizlere tercüman oluyor:

Çın, çın, on iki hece

Çaldı bir eski saat

On ikide her gece

Bana diyor ki, saat

 

Dün, bugün, yarın, siz, biz

Bu yayın içindeyiz

Onu yüz yıl sayın siz

Ömür on iki saat

Bir hacı anlatıyor. Medine-i Münevvere’de, Peygamber mescidinde oturuyordum. Az sonra (sonradan öğrendiğim Ezher Üniversitesinde öğretim üyesi olan) yanıma çok temiz giyinmiş, nur yüzlü bir adam geldi. Edep ve huşu içinde diz çöktü. Bir ara gözüm kolundaki saate ilişti. Saatin camı üzerinde Arapça bir ibare görünüyordu. Daha fazla sabredemeyerek sordum:

“-Saatinizdeki yazı nedir?”

“-Burada, dedi “Elmevtü Hakkun”, yani “Ölüm haktır” yazılı. Saatime her bakışımda ölümü hatırlamak ve ahiretim için daha iyi hazırlanabilmek için bunu yazdırdım. Gerçekten her zaman ölümü hatırlamalı, insanı günahlarından koruyor…”

Dostoyevski de “Hayata yeniden başlasaydım, saniyelerin nabzını tutardım” diyor.

 

 

 

 

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz