TEMAD, DÜNYA ASTSUBAYLAR GÜNÜNÜ KUTLADI

TEMAD, DÜNYA ASTSUBAYLAR GÜNÜNÜ KUTLADI

AGÜ İNŞAAT BÖLÜMÜ ÖĞRENCİLERİNE SAHADA UYGULAMALI DERS

AGÜ İNŞAAT BÖLÜMÜ ÖĞRENCİLERİNE SAHADA UYGULAMALI DERS

SANAL GERÇEKLİK TIRI KAYSERİ’DE

SANAL GERÇEKLİK TIRI KAYSERİ’DE

681197.2’NCİ ANA BKM. FB.MD.LÜĞÜ MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI.18.10.2017

681197.2’NCİ ANA BKM. FB.MD.LÜĞÜ MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI.18.10.2017

ERÜ’DE GELENEKSEL EL SANATLARI SERGİSİ İLGİ GÖRÜYOR

ERÜ’DE GELENEKSEL EL SANATLARI SERGİSİ İLGİ GÖRÜYOR

OSMANLI GİTTİ, BALKANLAR, KAFKASLAR VE ORTADOĞU NEDEN BİTTİ?
  • SÜLEYMANKOCABAŞ
    • SÜLEYMAN KOCABAŞ
    • suleymankocabas@kayserihakimiyet2000.com
    • 11 Şubat 2015 - 16:13:05

Osmanlı Devleti, I. Dünya Harbi sonunda yıkıldıktan sonra, hâkim olduğu birer “Milletler mozaiği”  Balkanlar,  Kafkaslar ve Ortadoğu’da huzur kalmamış, iç didişmeler ve savaşlar günümüzde de devam ettiği halde, bütün bunlara çözüm yolları aranırken, “Osmanlı gitti Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu bitti” beylik sözü ve deyimi altında yatan gerçek, Osmanlı’nın bu bölgeleri uzun bir süre huzur içinde yönettiğinin ifadesi ve itirafı olmuştur.

Osmanlı Gitti Huzur Neden Bitti?

Osmanlı’yı hâkim olduğu üç kıtada yer alan ülke ve bölgelerde, üç büyük dinin mensuplarını ve avami tabirle “Yetmiş iki buçuk millet” i huzur içinde 600 yıl bir arada yaşatan sır, “Farklılıklara  saygı ve hoşgörü”  temeli üzerine kurduğu  “Adil düzen” i  olmuştu.

Osmanlı Devleti’ni, Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu’da  “iç isyanlar ve harplerle” yıkan, Osmanlının adaletsiz ve hürriyetsiz yönetimi değil, Osmanlı İmparatorluğu üzerinde yayılmacılık ve sömürgecilik emelleri olan Büyük Devletlerin (Rusya, İngiltere, Fransa, İtalya Avusturya) çeşitli din, mezhep ve milliyet unsurlarını,  “Milli bağımsızlık emelleri” ile kışkırtmaları olmuş,  bu unsurlar artık, Osmanlının bahşettiği  içinde yaşadıkları “huzur” un bedelinin değil, “Anavatanlarında milli bağımsız devlet kurmak emeli” nin takipçisi oldukları için, Osmanlı milliyet esasına göre parçalanmış, hâkim olduğu topraklarda  40’ a yakın küçük devletçik kurulmuş, bu devletçikler de, kendi aralarında ve kendi içlerinde sınır, mezhep, din, ırk ve  sosyal sınıflar ihtilafları sebebiyle dün olduğu gibi bugün de  savaşmaya devam etmektedirler.

Özellikle günümüz itibariyle, dünün “Osmanlı hitterlandı” denilen Cezayir’den Pakistan’a kadar olan geniş bir alanda oluk gibi kan akmaya devam etmekte, bunlara son vermek için çoğu çevreler tarafından “Osmanlıya özlem” dile getirilmektedir.

Neden Osmanlı? Çünkü Osmanlının,  âdil yönetim anlayışından gelen sebeplerle, bütün din, mezhep, ırklar ve sosyal sınıflara hoşgörü ile baktığı, hürriyet havasında varlık ve farklılıklarını koruduğu için Osmanlı yönetiminde bunlara dayalı kavga ve savaşlar olmamıştır.

Churchill: “ Osmanlı’yıKeşke  Yıkmasaydık”

Yine “Osmanlı âdil yönetim anlayışı”nı vurgulamak için, Osmanlı’nın yıkılışında büyük rol oynayan İngiltere’nin ünlü devlet adamı Winston Churchill’in 1950’li yılların başında, “Osmanlı Coğrafyası” ndaki bitmek tükenmez karışıklıklara bakarak,  “Keşke Osmanlı’yı yıkmasaydık” demesi de, Osmanlı’ya “hakkını vermek” açısından  “büyük bir itiraf” olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bugün itibariyle, “Osmanlı’yı yeniden diriltmek” mümkün değildir. Bu, akan bir ırmağı tersine akıtmaya benzer. Ama, günümüzün dünya ve bölgesel sorunlarını çözmek ve buhranlarına son vermek konusunda “Osmanlı modeli ve tatbikatı” nın herkes için kendisinden örnek ve dersler  alınacak bir “tarih deneyimi ve tecrübesi” birikimi olduğu gerçeği de göz ardı edilemez.

İşin esasına bakılırsa, günümüz itibariyle  “Dünya’nın süper gücü” denilen Amerika kıtasında Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa kıtasında  “Avrupa Birliği” nin (AB) uygulamaya çalıştıkları bölgesel ve küresel yönetim anlayış ve tatbikatlarında “Osmanlı düzeni ve tatbikatı” nın izlerini büyük ölçüde görmek mümkündür. Bunun esasını, “Nerede olursa olsun” çeşitli din, mezhep, ırk ve sosyal sınıflar farklılıklarına “hoşgörü” ile bakmak ve bunlara “kendilerini ifade hakkı” verilerek, varlıklarını ve farklıklarını korumak uğurda “hürriyet ortamı içinde hayat garantileri”ne sahip olmaları, Osmanlı yönetim anlayışının günümüze bazı ilavelerle “daha mütekamil ” olarak yansımasından başka bir şey değildir.

Günümüzde Adı Konulmamış Osmanlı Modeli Uygulaması

ABD ve AB, kendi tarihleri ve kıtalarında yüzyıllarca din, mezhep, ırk ve sosyal sınıf farklılıklarından kaynaklanan savaşlarla bir türlü huzur bulamadıkları ve milyonlarca insanlarını kaybettikleri için “kurtuluş” uğrunda ister istemez “Osmanlı Modeli” uygulamak çizgisine gelmişlerdir. Avrupa’nın millyiyet, din ve mezhep savaşlarından kaynaklanan kendi içindeki bu iç didişmelere  “100 Yıl Savaşları”, “30 Yıl Savaşları” isimleri  verilmiş, birbirleriyle savaştıkça, farklılıklara saygı ve hoşgörüyü öğrenmişler,  İtalyan düşünürü Capanella’nın (1568 – 1631) “Güneş Ülke” kitabında yazdığı üzere, “Fikir, din ve dil hürriyetlerine saygılı, adalet ve hürriyetin hüküm sürdüğü güneş ülke” diye övdüğü Osmanlı’yı, Avrupa’da  yeni  yönetim arayışlarına örnek göstermesi sonucu burada başlayan “Osmanlı yönetimini taklitçilik” in etkisiyle Avrupa da yavaş yavaş “Osmanlı Modeli” ne yaklaşmaya başlamış, bu, giderek günümüzde büyük ölçüde kendisini göstermiştir.

İşin gerçeği bu şekilde olmasına rağmen, bir de “Ama ve  Lakin” faktörü karşımıza çıkmaktadır ki, ABD ve AB’nin uygulamalarında  tam samimi olmadıkları kendisini göstermektedir.  Sanki, uyguladıkları model, kendi kıta ve bölgelerinde geçerlidir. Bu,  bir genelleme ile tarihteki “Hristiyan Büyük Devletler” in zaten geleneksel karakteri ve genlerinde  varolan “Emperyalist yayılmacılık ve nüfuz”ndan ileri gelmekte, bunlar, günümüzde bir nevi “Osmanlı Modeli” uygulamaya kalkışsalar bile, sırf bu “tarihi sebep” ten dolayı  bir türlü, kendileri yanında bütün dünyayı da mutlu edecek “Tatbiki evrensel veya küresel” huzurlu düzen ve iyi hayat örneklerini  sergileyememektedirler.

Osmanlı, hitterlandında olan hiçbir yerde “emperyalist politika” uygulamamış, kendi “Merkez” indeki düzen anlayışı neyse, her yerde bunları uygulamış ve hatta onlara çoğu bölgelerinde ve Merkez’de bile (Hristiyanlar ve Musevilerin kendi din ve mezheplerine dayalı ibadet ve  dini ahkam yönetimlerinin Patrikhaneler ve  Hahamlıklara bırakılması gibi) Osmanlı’nın geleneksel âdil düzen yapısına genelde  uymak şartıyla  “özerk statü ve  yönetimler” bile vererek, onları kendi farklıkları çerçevesinde mutlu etmeye çalışmış, tebaasından,her devlet için normal olan vergisi ve askerini almaktan başka bir şey yapmamış, her unsuru, kendi gelişimi konusunda serbest bırakmış, birbirlerini, unsur farklılıklarına yol açan sebeplerden dolayı kırmalarına izin vermemiştir.

Küresel EmperyalistGüçlerin  İflah Olmaz Hastalığı

Geçmişin “Osmanlı coğrafyası” denilen bugünkü İslam coğrafyası   Cezayir’den Pakistan’a kadar  oluk gibi kan akmaya devam ediyorsa, bu büyük ölçüde günümüzdeki Hristiyan büyük devletlerin veya toplulukların “emperyalist tabiatları” nın günümüzde de devamının bir göstergesi olmakta, özellikle, adı geçen coğrafya, dünyanın “En zengin petrol ve doğal gaz yataklarına” na sahip olduğu için, “Günümüz modern medeniyetinin damarlarında akan petrol” veya “Petrol Dini” sebebiyle, buna sahip olmak uğrunda  ırk, din, mezhep ve sosyal sınıf esaslarına dayalı  iç didişme ve kavgalar körüklenmekte ve bunların doğuracağı “hakimiyet  ve nüfuz kurma” ortamlarından faydalanılmak istenilmektedir ki, ABD ve AB  bu emperyalist politikalarını terk etmedikleri sürece akan kanın durmasına imkan ve ihtimal yoktur.

Sonra, yine adı geçen coğrafyanın sakinleri Müslümanların da  “İslami hassasiyetleri” ni kaybetmelerinden kaynaklanan “şuursuz ve bilinçsiz” kültür ve yönetim yapıları da huzursuzluğun  “iç” e dayalı  daha büyük sebebi olarak kendisini göstermektedir.

Zamanımızda adlarına “Küresel emperyalist güçler” denilen süpür güçlerin, emperyalist politikalarını terk etmeleri yanında, Müslümanların, İslami hassasiyetlerini yeniden kazanarak bilinçlenmeleri sağlanamadığı takdirde,  “İslam Dünyası” denilen dünyada kan akmaya devam edecektir. “Uğrunda savaşlar verilen” denilen petrol, uluslararasında âdil ve hakkaniyet ölçüleri içinde paylaşılırsa, herkese yetecek kadar var olup, bitmez tükenmez “Enerji savaşları”ndan kaynaklanan bölgesel ve küresel bunalımlar ancak bu şekilde son bulabilir…

 

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz