Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
ABDULLAH AYATA

SABOTE EDİLEN RÜYA-2

Bu haber 22 Nisan 2019 - 11:28 'de eklendi ve 28 kez görüntülendi.
SABOTE EDİLEN RÜYA-2

Öteki arkadaşı Ali, “Yok, yok. Bunu kendi haline bırakırsak çarşıya bile gitmez. En iyisi gideceği yeri ayarlayıp biz gönderelim. Biraz gözü gönlü açılsın. İnsan görüp, memleket tanısın.”

“Ama arkadaşlar, ben yol bilmem, iz bilmem. Deniz görmedim, yüzemem. Yapmayın, başıma iş çıkarmayın,” diyerek kendini savunmaya kalktı Ömer.

“Her şeyin bir ilki, acemiliği vardır. Hele sen bu sene bir dene, gidip gel de gör. Daha sonraki yıllarda hepimizden önce hazırlığını yapar, tatile gitmeyi dört gözle beklersin,” dedi Ali.

“Yahu, benim ne işim var elin memleketlerinde?”

“Haydi, haydi nazlanma! Lamı cimi yok. Bu sene çocuklarını alıp tatile götüreceksin. İstersen birlikte de gidebiliriz,” dedi Hidayet.

Her zaman olduğu gibi, kendisine seçim hakkı tanınmayan Ömer, “Peki, gidelim bakalım, ne olacaksa,” sözleriyle mecburi onayını vermek zorunda kaldı.

Hidayet, “Biz, İncekum’a gidip çadır kuracağız. İstersen size de bir çadır ayarlar aynı yere gidebiliriz. İzin zamanını da ona göre ayarlarız.”

Ali başka bir öneride bulundu.

“Bizim niyetimiz de Erdemli’de geçen sene kaldığımız pansiyona gitmek. Çevresi ve sahili çok güzel. Çocuklar ille oraya gidelim diye ısrar ediyorlar. Bizimle de gelebilirsiniz. Kesin kararınızı verdiğiniz zaman telefon eder, size de bir oda ayırtabiliriz.”

Sohbet konusu tatile yönelmişti. Arkadaşları Ali ve Hidayet, Ömer’e tecrübeli tatil müdavimi edalarıyla yaşadıkları olayları anlatıp, gidip gelirken, denize girerken dikkat edilecek hususlar hakkında bilgiler verip tavsiyelerde bulundular.

Yıllık izne ayrılmaya en az bir ay kadar zaman olmasına rağmen Ömerlerin evinde tatil hazırlığı heyecanı başlamıştı. Çadır kurup içinde çoluk çocuk on beş gün barınmak onların becerebileceği iş değildi. Bu sebepten uygun bir pansiyona gidilecekti. Önce Alilerle aynı zamanda aynı yere gitmeyi düşündüler. Daha sonra iki aile fertlerinin birbirlerini yarı çıplak görmesinin mahzurlu olacağı, utanıp rahat hareket edemeyecekleri hesaplanarak beraber tatile gitme fikrinden vazgeçildi. Bu sebepten yeni bir karara vardılar. Önce Ali ve ailesi tatile gidip geçen yıl kaldıkları pansiyona yerleşecek, dinlenme süreleri olan on beş günü tamamlayınca onların boşaltmış olduğu odaya Ömerler yerleşecekti.

Zeynep Hanım, bir alışveriş merkezinden gizlice kendine mayo, kızına bikini, oğullarına ve kocasına birer şort, güneş kremi alarak bir çantaya yerleştirdi. Tatil süresince kullanacakları tava, tencere, tabak, bıçak benzeri gereçler itina ile hazırlanarak bir köşeye ayrıldı. İhtiyaç duydukları öteki malzemeleri gittikleri yerden temin edeceklerdi. Artık hazır sayılırlardı. Heyecanla bekliyorlar, günler, emirlerindeki saat dilimlerinin erincek, yavaş hareketlerine göz yumuyordu adeta…

Temmuz ayının ilk haftasında izinde olan Ali ve ailesi yolculuğa çıkmadan önce Ömerleri ziyaret edip vedalaştılar. Kalacakları pansiyondan yerlerini ayırtıp, pazarlık yaparak geçen seneki fiyattan anlaştıklarını, onlara da aynı tarifeden tatil imkânı ayarlayabileceklerini, kendilerinden haber beklemelerini söyleyerek yola çıktılar.

Alilerden tatile gidişlerinin sekizinci gününde telefon geldi. Yerleri ayırtılmıştı. Artık hazırdılar.

Ömer ve ailesi belirtilen günün gecesinde saat on ikide otobüse binerek ertesi günün sabah dokuzunda Erdemli’ye vardı. Kendilerini pansiyon sahibi Cemal karşıladı. Odalar dolu olduğundan eşyaları emaneten alt kattaki depoya konuldu. Dönüş hazırlığı yapan Alilerle sabah kahvaltısı yaptıktan sonra, onları memlekete yolcu eden Ömerler odalarına yerleştiler.

Pansiyonun balkonundan göz önüne serilen uçsuz bucaksız mavi denizi, çevredeki binaları, değişik tipteki ağaçları gözlemleyen Ömer, ne kadar güzel. Burada sürekli yaşayanlar Allah’ın şanslı kulları olmalılar. İyi ki de gelmişim. Beş on günlüğüne de olsa yararlanırım yalan dünyanın

nimetlerinden, diye geçirdi içinden.

Kısa zamanda eşyalarını odaya yerleştiren çocuklar, bir an önce sahile inmek, kumlara basıp, denizle tanışmak için sabırsızlanıyor, “Baba, haydi bir an önce gidelim,” diye ısrar ediyorlardı. O da aynı duyguları paylaşıyordu ama tedirgindi. Çocuklarına yarı çıplak vaziyette hiç görünmemişti. Vücut gelişimini tamamlamakta olan kızını bikini ile görmek istemiyordu.

Hanımının mayolu hali ise zihninde merak konusuydu. Önce, büyük oğlu yeni şortunu giyerek dışarı çıktı. “Fena olmamış. Yakışmış kerataya,” diye mırıldandı Ömer.

Kızı Sabiha, “Baba, ben de bikinimi giyebilir miyim?” diye sordu.

“Giy bakalım kızım,” dedi Ömer.

“Ama utanıyorum.”

“Kimden?”

“Senden, kardeşlerimden.”

“Ne yapalım tatile geldik. Bu halinle denize giremezsin. Burada bulunduğumuz sürede bazı şeyleri görmezden, duymazdan gelmeliyiz. Hani, vardığın yer kör ise bir gözünü yumacaksın der ya atalarımız. İşte onun gibi… Çekinme, haydi değiş üzerini.”

Kızı bikinisini giyinip ortalığa çıktı. Çocuğunun bu kadar büyüdüğünü hiç fark etmemişti. “Allah Allah!… Kızım büyümüş evlenecek çağa gelmiş de haberim yok. Allah iyilere eş etsin,” dedi

sessizce. Sonra, kendisi de elbiselerini çıkarıp giydi sahil kıyafetini. Esas mesele evin hanımı Zeynep’in yeni giysilerine bürünüp aile jürisi önüne çıkabilmesindeydi. Önce, “Bugünlük böyle gidip geleyim. Zaten ilk gün denize girmeyeceğim. Yarın mayomu giyerim,” dediyse de karşı çıktılar Zeynep Hanım’a. Israr üzerine o da mayosunu giyip çıktı aile podyumuna. Terden yapış yapış olup başına kenetlenmiş yarıdan fazlası ağarmış saçları, bedeninin zor taşıdığı sarkık iri göğüsleri, geniş karnı, iri ağaç dallarını andıran bacaklarıyla yaşından fazla gösteriyordu. Restore edilmeyi bekleyen antik bir yapı görünümü sergiliyordu adeta. Oysa, Ömer kırk iki yaşında olmasına rağmen daha genç gösteriyordu.

Hazırlıklarını tamamladıktan sonra üçüncü kattaki odalarından aşağı inerek, pansiyonun yan  tarafına kurulmuş olan yazlık dükkândan şemsiye, küçük bir hasır, iki adet can simidi aldılar. On  beş metre ilerideki belediye plajına girip şemsiyelerini açarak altına hasırlarını serdiler.

Sığındıkları şemsiyenin altından arada bir kalkıp kızgın kumlara basarak çocuklar gibi telaşlı anlar yaşadılar. Hava çok sıcak, plaj kalabalıktı.

İçlerinden denize ilk girme cesaretini oğlu Ramazan gösterdi. Daha sonra ötekiler ürkek adımlarla yavlan yerlerde dolanmaya başladılar. Kıyıdan yirmi metre kadar mesafede su sığlaşıyordu.

İnsan boyunu aşmıyordu. Bu alan onlara fazlasıyla yetiyordu. Can simitleri ellerinde suyla oynamaya doyamıyorlardı. Yüzme bilmeyişleri, ilk defa denizle tanıştıkları her hallerinden belliydi. Başlarını suya daldırdıkları zaman tuzlu suların ağızlarına burunlarına dolmasıyla suratları ilginç haller alıyordu. Kumsalda dinlenen insanlar ise onların bu hallerine gülüyorlardı.

Bir ara su içinde debelenmekten yorulup kumsala çıktılar. Ömer’in gözleri çevredekilere takıldı.

Şaşırıp kalmıştı. Etrafında tamamı çıplak sayılacak vaziyette birçok kadın, kız vardı. İyice esmerleşmiş genç kızlar, yaşlı adamlar, her tipten her renkten insan… Bir ara, baktığımı fark ederlerse ayıp olur. Belki de erkekleri bozuk atarlar, düşüncesine kapıldı. Baktı ki kimsenin  umurunda değil, herkes kendi âleminde, gözetleme alanını iyice genişletti.

Tam öğle vakti sıcağında odalarına gelip duş aldılar. Bir müddet yataklarına uzanıp dinlendiler.

Daha sonra kalkarak bir şeyler yediler… ikindi vaktinde tekrar sahile inerek dağların, tepelerin  gölgeleri sahile vurana dek suya girip çıktılar. (Devam Edecek)

 

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER