Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
wezEo.png
wezEo.png

SON DAKİKA


googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
wem8j.png
ABDULLAH AYATA

SABOTE EDİLEN RÜYA-3

Bu haber 23 Nisan 2019 - 11:01 'de eklendi ve 8 kez görüntülendi.
SABOTE EDİLEN RÜYA-3

Akşam olup da mekânlarına dönüp yemek, istirahat, çay keyfi, balkondan deniz manzarasının  izlenmesi derken yatsı vakti geldi. Kasabanın sabaha dek açık bulunan çarşısında gece gezintisi  yapmak, daha önce aynı yerde tatil yapan aile dostlarının tavsiyesiydi.

Önerilere uyduklarından tatil hayatına uyum sağlamakta fazla zorlanmadılar.

İki gün sonra kaldıkları odanın alt katına yeni müşteriler geldi. Yirmi beş, yirmi altı yaşlarında  gösteren iki genç kızla yaşlı bir kadın. Onların gelişlerini takip eden Ömer, yaşlı kadın, kızların  annesi olmalı. Babaları yok herhalde. Kızlarının hatırını kıramayan zavallı kadın onları alıp tatile  getirmiş, ne yapsın ana yüreği, diye düşündü.

Ertesi gün, plajda yanlarına gelen bu iki genç kız ve anneleri, Ömer ve ailesiyle merhabalaştıktan sonra hemen yanlarına şemsiyelerini kurup yerleştiler. Ömer, komşu kızların bikinili halini görünce kendinden geçmişti. Bir seksene yakın boyları, biçimli vücutları, düzgün yüz ve vücut  hatlarıyla adeta özenilerek yaratılmış birer melektiler. Gözlerini onlardan ayıramaz olmuştu.

Plajın yeni konukları, özellikle genç erkeklerin dikkatlerini çekmiş, yanlarından gelip geçenler  çoğalmıştı. O gün vaktin nasıl geçip birdenbire akşamın oluverdiğini bir türlü anlayamamıştı

Ömer. Sonraki gün deniz kenarına indiklerinde pansiyon komşuları kızların kendilerinden önce yerlerine  gelmiş olduklarını gördüler. Yanlarında anneleri yoktu. Onun yokluğunu fırsat bilen bazı genç  erkekler, kızların yanlarına gelip bir şeyler söylüyorlar, az sonra moralleri bozuk geri  dönüyorlardı. Arkadaşlık teklif edip reddedildikleri belliydi. Denize girdiklerinde, sahil boyu yürüyüşe çıktıklarında peşlerine takılan gençler de yüz bulamayarak kızlardan uzaklaşıyorlardı.

Olanları gözlemleyen Ömer, aferim ciddi, dürüst kızlar. Sevdim bunları, diye geçirdi içinden.

Öğleden sonra anneleriyle gelmişlerdi aynı yerlerine. Artık kimse tarafından rahatsız

edilmiyorlardı. Bu durum iyiydi. Zira Ömer, anlam veremediği tuhaf bir duyguyla kızları öteki erkeklerden kıskanmaya başlamıştı. Denize girmeyip, arada bir cep telefonuyla konuşan yaşlı kadına fark ettirmeden kızların hareketlerini saniye kaçırmadan takip etmeye çalışıyordu. Onları gözetleme esnasında kendini kaptırıp hayallere dalıp gidiyordu. Genç, bekâr bir delikanlı sıfatına bürünüp yılları bir çırpıda geriye çekiyor, kendini o genç kızların birisinin nişanlısı veya sevgilisi yerine koyup zamanı yirmi sene öncesinde yaşıyordu. Hele ağzı, burnu daha kibar olan kız yok mu kanını kaynatıyor, duygularını tren buharı gibi aniden dışarı vurdu vurduracak vaziyete  getiriyordu.

Düşünceleri, benliğini sürükleye sürükleye onu üniversite son sınıfa sınıfın en başarılı ve en  yakışıklı öğrencisi durumuna getirdi. Hayran olduğu kız da aynı sınıfta öğrenci. Taa birinci sınıfta  tanışmışlar, birbirlerine delice âşık olmuşlar. Ailelerine durumu açıklamışlar, onlar da görüşüp  konuşmalarına izin vermiş. Okuldan mezun olur olmaz da evlenecekler. Bol kazançlı ve prestijli  işleri, diplomalarını alır almaz hazır. Şimdilik nişanlılar. Beraber tatile gelmişler. Gelecek sene evli  olarak aynı yere yine gelecekler. Birlikte denize giriyorlar. Birbirlerinin üzerine sular atarak  şakalaşıyorlar. Karşılıklı, sırtlarına yumuşak dokunuşlarla güneş kremi sürüyorlar. Soğuk  içecekler ikram ediliyor nazikçe. Filmlerde olduğu gibi geceleri çılgınca dans edilip eğleniliyor.

Gecenin saat bilmem kaçında mehtap altında kol kola girip sahile iniyorlar. Ayakkabılarını çıkartıp  yalınayak yürüyorlar. Kızın başı Ömer’in göğsüne dayalı. Karşılıklı iltifat ve aşk sözcükleri zamanı  unutturuyor. Deniz dalgalarının söylediği uyandırma ninnisiyle güneşin doğuşunu izliyorlar…  neler… neler…

Tam, o yirmi yıl önceki gençlik rüyasını renkli bir şekilde yaşamanın zevkini çıkarırken, hiç de  yabancı olmadığı bet bir sesin hayallerini ışıltılı pullara çevirerek dağıtıp yok etmesiyle kendine  geldi Ömer. Patlayan kamyon lastiği sevimsizliği ve ürpertisindeki bu sesleniş eşi Zeynep’ten  geliyordu.

“Bu tarafa dön! İçine düşeceksin el âlemin kızlarının!… Ayıp ayıp!… Senin de gelinlik çağa gelmiş  kızın var!…”

“Ne oluyor, sus bağırma duyacaklar!…”

“Esas sana n’oluyor? Gözünü ayırmıyorsun şu körpeciklerden. Rahatsız mı olurlar, sapık mı  sanırlar diye  düşünmüyorsun…”

Ömer sesini çıkaramadı. Gözlerini çekti kızların üzerinden. Bu defa da hanımını incelemeye başladı  enine boyuna. Üst üste konulmuş iki benzin varilini andıran gövdesi, kum torbası gibi sarkmış  göğüsleri… İştahı kapanmıştı. Denizanası denilen yaratığın görünümü herhalde böyle olmalı, dedi  içinden.

Eşinin, en temel haklarından birini: röntgenleme Özgürlüğünü elinden almak istemesi, korsan  gözetleme yapıp yapamayacağı moralini iyice bozmuştu. Bir müddet yönünü başka taraflara

çevirerek oyalanmaya çalıştı. Ortalığın yatıştığına kanaat getirince tekrar kaçamak bakışlarla  kızlara yöneldi. Bir ara gözüne kestirdiği kızın kendisine gülümseyerek göz kırptığını görür gibi  oldu. İnanamadı. Bakışlarını hemen o taraftan çekti. Az sonra tekrar dönüp baktığında, hayali  sevgilisi tekrar göz kırpmıştı. Evet… Evet gerçekti. Adını dahi bilmeyerek hayran olduğu kız da  kendisine karşı ilgi duyuyordu. Demek ki derin duygularını anlamış, etkisinde kalarak karşılık  vermek zorunda kalmıştı. O da boş değildi, onu arzuluyor olmalıydı.

Derken, bir ara anneleriyle göz göze geldi. Yaşlı kadın, sağ elinin işaretparmağını kendisine  yöneltip başım sallayarak, yaramaz çocukların işbaşında yakalandıkları an büyükleri tarafından,  “Farkındayım, biliyorum, her şeyi gördüm,” ifadelerinin sessiz anlatımı olan, “Seni… Seni!…”  işaretini yaptı. Ömer utanmıştı. Uzun bir süre o tarafa bakamadı,

Bir tatil gününün daha akşamı olmuştu. Yemek öncesi fırından ekmek alıp dönen oğulları Murat,  “Anne,” dedi.

“Söyle kuzum,” diye karşılık verdi kadın.

“Şu, alt katımızda kalan teyze ve ablalar var ya.”

“Eee… Ne olmuş?”

“Başka bir programınız yoksa bu akşam çaya bekliyoruz,” dediler.

“İyi, gideriz.”

Ömer adeta şok olmuştu. Tamam, kesin beni yakından tanımak niyetindeler, fikri iyice ağır  basmaya başladı aklında. Nazik bir şekilde eşine, “Ben de gelecek miyim?” diye sordu.

“Gel, aman gel! Senin için de ölüyorlardı. Gündüz huzursuz ettiğin yetmiyormuş gibi bir de akşam  mı rahatını kaçıracaksın gariplerin. Sana balkonda çay hazırlarım. Orada otur. İstersen git dışarıda  dolaş.”

“Tamam. Kadın kadına oturun, zaten ben öylesine sormuştum.”

O gece, geç saatlere kadar sahilde yalnız dolaşıp yeni yeni hayaller kuran Ömer, odalarına  döndüğünde aile fertleri yatma hazırlığındaydı. Şüpheleri üzerine çekmemek için kimseye bir şey  sormadı. (Devam Edecek)

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA