Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
ABDULLAH AYATA

SABOTE EDİLEN RÜYA-4

Bu haber 24 Nisan 2019 - 11:03 'de eklendi ve 19 kez görüntülendi.
SABOTE EDİLEN RÜYA-4

Sadece bir ara fırsat bulup oğluna, “Kimlermiş oğlum?” sorusunu sorup, “Herhalde Ankara’dan  gelmişler,” karşılığını alabildi.

Geceyi hayal âleminde geçirdi. Önce ünlü bir jön oldu, etrafında pervane olan kızlar arasından  pansiyon komşusunu seçti. Öteki kızlar onu kıskandılar. Sonra meşhur bir futbolcu olup, golleri  attıkça tribünde kendisini izlemekte olan sevgilisine doğru koştu. Daha sonra da başarılı bir  işadamı olup, lüks arabasıyla seyahate çıktılar sekreteri olan kız arkadaşıyla, basın  mensuplarından gizlenmeye özen göstererek… Uyku ile uyanıklılık arası güçlükle sabahı edebildi.

Ertesi gün, Ömer plajda bulutlar üzerinde gezinmeye devam etti. Biraz daha ileri giderek aile  bireylerine almış olduğu meşrubat şişelerine üç adet daha ilave yapıp komşu kızlara ikram cesareti  gösterdi. “Teşekkür ederiz,” cevabını alınca da bayıldı adeta.

Tatilin sekizinci gününde, bir an önce denize inmek isteyen çocukları annelerini de yanlarına  alarak pansiyondan çıktılar. Onlara yetişmek isteyen Ömer, her zaman yanında götürmekle görevli  olduğu şemsiyeyi almayı unutmuştu. Durumu plaja gittiklerinde fark ettiler. Elbette odada  unutulan şemsiyeyi gidip getirme görevi hane reisinin işiydi. Ömer, istemeyerek de olsa tekrar  pansiyonun yolunu tuttu ve şemsiyeyi aldı. Merdivenden aşağı inmeye başladı. İkinci kata  geldiğinde, kızların annesi sandığı yaşlı kadın önünü kesti. Güler yüzle elinde katlanmış olan bir

kâğıt parçasını uzatarak, “Alır mısın?” deyiverdi.

Ömer şaşırmıştı. Eline sıkıştırılan kâğıdı aldı. Kadın, kendi odasına girerek odayı kapattı.

Heyecanla aldığı kâğıdı açan Ömer, hemen okumaya başladı.

“Kızlara gözünün düştüğünü biliyorum. Hangisiyle birlikte olmak istiyorsan aynı şekilde bana  bildir. Başkası olsa yüz dolardan aşağı olmaz ama sen elli dolar verirsen yeter. Ne de olsa komşu  sayılırız. Onun hatırına fiyatı yarıya indiriyorum. Yeri ve zamanı ben ayarlarım. Orasını merak  etme.”

Şaşırmış, aptallaşmıştı. Aynı yazıyı tekrar tekrar okudu. Durumu anlamış beyninden vurulmuşa dönmüştü. Daha önceleri, bu şekilde bazı kadınların genç kızları pazarladığını duymuş ama hiç  rastlamamıştı. Zira böyle şeyler ilgi alanının dışındaydı.

Hiç umulmadık şekilde yaşamakta olduğu renkli rüyasından uyandırılmış, düşleri sabote edilerek  tam ortasında aniden fünyesi çekilen bir el bombası patlatılmıştı adeta. Gönülsüz adımlarla yavaş  yavaş yürüyerek plajdaki çocuklarının yanına gitti. Morali bozulmuş, suratı asılmıştı. Şemsiyeyi  açıp kumların üzerine yerleştiler. İsteksiz şekilde yan tarafta güneşlemekte olan kızlara baktı.

Onlarda ise aynı davetkâr gülümseme devam ediyordu. Kendi kendine, yazıklar olsun sizlere… Şu  gençliğinize, güzelliğinize fahişeliği nasıl yakıştırdınız… Çok safsın enayi Ömer, dünyanın dışında  ayrı bir gezegende yaşıyorsun.

Değişik bir mahrukatsın… benzeri düşüncelerle zihnini oyalamaya çalışıyordu.

O gün, akşama dek yüzü gülmedi. Doğru dürüst bir şey yiyip içmedi. Akşam gezisine de çıkmak  istemedi. Durumunu fark eden kızının, “Baba kötü görünüyorsun, bir şey mi oldu?” sorusuna, “Yok  kızım. Güneşten biraz rahatsız oldum galiba,” şeklinde karşılık verdi.

Gece uyuyamadı. Morali öylesine bozulmuştu ki bir türlü uyku tutmuyordu. Çocukları yatıp  uyudular. O ise, odanın balkonuna attığı sandalyeye oturup anlamsız vaziyette alt taraftaki  caddeden gelip geçenleri izlemeye başladı. Bir müddet sonra ortalık sessizleşti. Vakit epey  ilerlemiş olmalıydı. Artık, uyku tutmasa da içeri girmeli, uzanmalı, biraz dinlenmeliydi. Tam  yerinden kalkmaya niyetlendiği anda yakınlarda bir otomobil sesi duyuldu. Lüks bir araba  pansiyonun ön kapısına kadar yanaşıp durdu, içinden beyaz saçlı, yaşlı bir adam indi. Aynı anda  yan kapıdan inen genç kadınla ayaküstü kucaklaştılar. Adam “Harikaydın hayatım, teşekkür  ederim,” dedi.

“Siz de çok bonkörsünüz.”

“Bir daha görüşecek miyiz?”

“Elbette. Ne zaman arzu ederseniz.”

“İyi geceler.”

“İyi geceler.”

Yaşlı adam arabasına binip gitti. Genç kadın pansiyona çıktı. Bu kadın, Ömer’in gözünde  devleştirip prenses, leydi, ulaşılması zor bir melek haline getirdiği, hayallerinde yaşattığı, yüz  hatları diğerinden daha kibar olan kızdı. Buz sarkıtı gibi donup kalmıştı balkon kenarında.  Kendisini aldatılmış, ihanete uğramış hissediyordu. Öfkesinden yumruklarını sıkmış, bağırıp  çağırmamak, nara atmamak için benliğini zor zapt ediyordu. Bir müddet derin soluklar alarak  balkonda öylece bekledi.

Neden sonra, saatin sabahın dördüne gelmekte olduğunu fark etti. Çaresiz bir şekilde odaya  girerek somyanın üzerine uzandı. Bir o tarafa bir bu tarafa dönerek sabahı etmeye çalıştı.

Güneşin ilk ışıklarıyla yerinden kalktı. Pencereyi açarak temiz hava almaya çalıştı. Gidip fırından  sıcak ekmek alıp geldi. Ocağa çay koyup kahvaltı hazırladı. İşini bitirince ailesini uyandırdı. Onun  kendilerine kahvaltı sofrası hazırlamasını jest olarak algılayan eşi Zeynep defalarca kendisine  teşekkür etti. Çünkü şimdiye kadar böyle bir inceliğini görmemişti.

Güneş kumları iyice ısıtınca her gün olduğu gibi yine sahile indiler. Komşu kızlar yine onlardan  önce gelip yerleşmişlerdi yerlerine. Ömer’in duyguları tükenmişti. Artık o kızların yüzünü görmek  istemiyordu. Onlarla yan yana durmaya dahi tahammülü kalmamıştı. Bu yüzden, “İsterseniz  şemsiyemizi artık başka bir yere kuralım. Hep aynı yerde oturmaktan sıkılmadınız mı?” teklifini  yapmış ama bu öneri aile üyelerince onaylanmamıştı.

Fitili söndürülmüş gaz lambasına dönmüştü. Ümidi, hevesi sıfırlanmıştı. Her yapı gözüne kötü, her  insan çirkin görünmeye başladı. Kalan son tatil günlerini azap içerisinde tamamlamaya çalıştı. Bir  an önce arkasına bakmadan memleketine dönerek olanları unutmak istiyordu. Nihayet o an  gelebildi. Eşyalar, araçlar toparlanıp valizlere dolduruldu. Eşi ve çocukları orada tanıştıkları tatil  arkadaşlarıyla vedalaştılar. O, hiç kimseye, “Allahaısmarladık” bile demedi. Fazla beklemeden otobüse binip, geldikleri yoldan memleketlerine geri döndüler.

Çocuklarda ilk kez tatil yapmanın mutluluğu vardı. Mahalle komşularına gördüklerini,

yaşadıklarını ballandıra ballandıra anlatıyorlardı. Ömer ise sessizdi. Yaşadıklarını en kısa zamanda unutma, hafızasından silme gayretindeydi.

Arkadaşları ziyaretine geldiler. Tatilden memnun olup olmadığını sorup, anılarını dinlemek istediler. “Bize göre değil. Hava çok sıcak. İnsan daralıp bunalıyor. En iyisi hiç gitmemek, şeklinde kısa cümlelerle işi geçiştirdi. Eşi Zeynep ile çocuklarıysa aksine her sorana anılarını  detaylı olarak anlatıyorlardı. “Seneye tekrar gidecek misiniz?” sorusunu Zeynep Hanım cevaplandırarak, “Elbette gideceğiz. Artık alıştık. Tatil gibisi var mı! Siz Ömer’e bakmayın. Zamanı  gelince onu ikna ederiz,” karşılığını veriyordu.

Ömer ise kesin kararlıydı. “Bir daha hiçbir kuvvet deniz kenarına tatile götüremez beni,” diyordu  ısrarla. Yaşantısının rotasını hiç bozmayacaktı. İşten eve evden işe gidip gelecekti. Komşu  ziyaretlerini sadece bayramlarda yapacak, mecbur kalmadıkça çarşıya bile inmeyecek, bu  şehirden dışarı çıkmayacaktı. Belki, emekli olunca elektrik, su, telefon faturalarını yatıracak, maaş  kuyruğunda bekleyecek, torunlarını parkta gezdirecekti…(Son)

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER