Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

SON DAKİKA


googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
ABDULLAH AYATA

SERAP ÇARPTI-2

Bu haber 06 Ocak 2019 - 14:46 'de eklendi ve 17 kez görüntülendi.
SERAP ÇARPTI-2

Bu mahkeme kararının sebebi neydi?

Okullarına görev yapmakta olan Serap Hanım isimli bayanın dağınık bir yaşantısı vardı. Tüm okul personeli el birliğiyle aslında saf ve temiz yürekli bu insanı düzene sokmak için elbirliği etmişler bir nispette de başarmışlardı. Birçok kötü huyundan vazgeçirmişler, ufak tefek maddi katkılarla destek olmaya çalışmışlardı. Lakin bu onun batmış olduğu borç batağından tamamen kurtulmasına yetmemişti. Borcu çoktu. Alacaklı esnaflar sıradaydı. Sürekli olarak maaşından icra kesintisi yapılıyordu. Sekiz ay kadar önce okul müdürlüğüne birinci icra müdürlüğünden borç kesintisinin ödenmediği uyarısı geldi. Müdür Hasan ile yardımcısı Yaşar kesinti yaparak parayı yatırdıklarını bildirdiler. İkinci ay da aynı uyarı gelince ilk alacaklısının borcunun bittiğini, onun hesabının ikinci icra müdürlüğüne yatırıldığını, yeni alacaklısının alacağının da birinci icra müdürlüğüne yatırılması gerektiğini anladılar. Parayı yanlış yere yatırmışlardı. Hatalarını fark edince iki aylık bordro fotokopisini ekledikleri resmi bir yazıyı birinci icra müdürlüğüne gönderip, hülasasında ‘ oradan alıp kendi hesabınıza aktarın’ ibaresini kullandılar. Elbette ki böyle bir davranışın görevi ihmal etme, devlet geleneğini ciddiye almama gibi bir fiil olduğunun farkında değillerdi.

İki hafta sonra okula gelen polisler müdür Hasan ile yardımcısı Yaşar’ı acilen cumhuriyet savcısının istediğini, bir an evvel savcı beyi görmelerini gerektiğini söyleyince şaşırdılar, aynı günün öğle sonrası savcının odasına vardılar. Kapıdaki görevli ikisinin birden içeri girmesine izin vermedi. Önce Hasan içeri alındı. Önündeki dergiyi okumakta olan savcı;

“Öğretmen Hasan sen misin?” diye sordu.

“Evet, benim savcı bey.”

“Devlete hakaret etmeye utanmıyor musun?”

“Ne hakareti anlayamadım?”

“Bizimle dalga mı geçiyorsun?”

“Suçumuz neyse söyleyin de ona göre cevap vereyim?”

“Seni, senin gibileri öğretmen, üstelik müdür yapanlara ne diyeyim.”

“Lütfen hakaret etmeyiniz, hatamız neyse onu söyleyiniz?”

“Bana karşı diklenme!”

“Ben devletin şerefli, onurlu bir öğretmeniyim.”

“Senin gibiler bizlere hakaret edemez. Ne demek icra kesintisini oradan alın, öte tarafa verin demek! Yargı mensupları sizin emir eriniz mi?”

“Ne var bunda, sehven olmuş basit bir olay.”

“Sehvenmiş! Sen gününü göreceksin!”

“Ne bağırıyorsun! Zamanında alışmışınız zavallı dedelerimize, babalarımıza kasketlerini koltuklarına aldırarak azarlamaya. Kusura bakmayın ama bana aynı hakareti yapamazsınız. Cezamız neyse onu kanunlarımız verir.”

“Çık dışarı öğretmen bozuntusu! Bir hafta sonra gel! İfadeni o zaman alacağım!”

Hasan, çaresiz savcının odasından dışarı çıktı. Yaşar da savcının benzeri azarlamalardan nasibini aldı. Bir hafta sonra ifadeye geldiklerinde savcının hırsı geçmemişti. Ortalıkta kimse olmadığı halde kapıdan mübaşire; “Mehmet Oğlu Hasan! Rüstem Oğlu Yaşar” sözleriyle bağırtarak içeri aldı. Geçici olarak yanına getirdiği halk arasında, ‘ yaz kızım’ denilen daktilo memuruna savunma ifadelerini yazdırdıktan sonra;

“Çıkın!.. Mahkemeye çıkacaksınız! Orası hesabınızı görür!” diyerek adeta odasından kovdu.

Mahkemede uyumlu bir hâkime denk geldiler. Saygı ve nezaket kuralları içerisinde savunmalarını yaptılar. Mahkeme sonrası Yaşar;

“Ceza alır mıyız acaba abi?” diye sordu.

“Kardeşim ne cezası, biz vatansever insanlarız. Ceza alacağımızı sanmıyorum. Savcı sorunluydu herhalde. Baksana hâkim ne kadar olumlu çıktı. En fazla bir uyarı cezası verirler.”

“Haklısın, ben de aynı düşüncedeyim.”

Bu olayı böylece unutup gitmişler, o aydan itibaren de Serap Hanım’ın kesintisini doğru yere yatırmaya başlamışlardı. Nereden bilebilirlerdi kendilerine göre incir çekirdeğini doldurmayacak bir hata yüzünden hapis cezası alabileceklerini. Üstelik çok önemli bir olayın arifesinde, işlerini engelleyeceğini…

Yaşar, Hasan’ı teselli etmeye çalışa da o gündüz karanlığında yitirdiği hayallerinin ruhunda oluşturduğu depremi ömrü boyunca acı bir anı olarak yaşatmaya devam edecekti. Arkadaşının neler kaybettiğinin farkında olan yaşar;

“Abi nasibinde yokmuş. Ne diyelim. Fazla kafana takma. Haydi, öğretmenevine gidip bir şeyler içelim açılırsın ”dedi

“Tamam, gidelim.”

Yarım saat kadar sonra öğretmenevinin yazlık bahçesine varıp oturdular. Tam içecek bir şeyler söylemekteyken yanlarına Hasan’ın çok sevdiği okul arkadaşlarından Osman geldi. Selam verip masa cemaatine dâhil oldu.

“Hasan Bey Kardeşim, moralin bozuk görünüyor?”

“Biraz öyle?”

“Hayırdır kötü bir şey mi oldu?”

“Serap çarptı.”

“İlahi kardeşim serap çarpar mı? Benim bildiğim görülür.”

“Beni çarptı. Hem de yük treninin at arabasına çarptığı gibi…” (SON)

 

 

 

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA