MESLEKTE 35. YIL ANLAMLI BİR ÖDÜLLE TAÇLANDI

MESLEKTE 35. YIL ANLAMLI BİR ÖDÜLLE TAÇLANDI

KAYSERİLİ SANAYİCİ VİZYONUNU TÜRKİYE’NİN ÜRETİM ÜSSÜ OLARAK BELİRLEDİ

KAYSERİLİ SANAYİCİ VİZYONUNU TÜRKİYE’NİN ÜRETİM ÜSSÜ OLARAK BELİRLEDİ

MELİKGAZİ ÇALIŞANLARINA “UYUŞTURUCU İLE MÜCADELE” SEMİNERİ

MELİKGAZİ ÇALIŞANLARINA “UYUŞTURUCU İLE MÜCADELE” SEMİNERİ

VALİ KAMÇI KORUYUCU AİLELERLE BİR ARAYA GELDİ

VALİ KAMÇI KORUYUCU AİLELERLE BİR ARAYA GELDİ

KORUYUCU AİLELERLE EĞLENCELİ BİR AKŞAM

KORUYUCU AİLELERLE EĞLENCELİ BİR AKŞAM

SİYASET BİLİMİNDE MİTOLOJİ
  • İHSANGÖRÜCÜ
    • İHSAN GÖRÜCÜ
    • ihsangorucu@kayserihakimiyet2000.com
    • 6 Ağustos 2017 - 15:33:15

SİYASET BİLİMİNDE MİTOLOJİK, TEOKRATİK
VE DEMOKRATİK EVRELERE KISA TEMAS -1
İktidardan her söz edildiğinde Bernard Russel’in iktidar kitabında geçen “Din adamlarının iktidarı törenseldir” sözünü hatırlarım ve düşünürüm. Her meslek sahibinin de bir iktidarı, muktediri olduğuna göre hayat iktidarlar ile ona tabi olanlar ya da iktidara gelmek için konsept kollayanların karşılık açık gizli itiş kakışından ibarettir diyorum.İnsan topluluklarından oluşan topluluklarda, adına devlet denen hükmi bir iktidar mutlaka vardır. Evet sevgili okuyucu! İnsanlık tarihi, ilk çağlardan beri insan topluluklarıyla ilgili karar alma, emir verme, ve bu kararlar ile emirleri gerektiğinde zora başvurarak yürütme gücüne sahip bir kişi-Kral-veya kişiler-Parlamento- her zaman mevcut olmuştur.Bir iktidarın rasgele elde edilmeyip bir HAK’ka dayandığı fikrinin kabul edilmesi oranında o iktidar meşrudur. O zaman meşru bir iktidara itaat etmek de yönetilenler için kutsal bir görev haline gelir.
Meşruluk ve iktidar teorisi modern politika biliminde de bakış açıları ve tahlil yöntemleri farklı olmakla birlikte önemini ve hassasiyetini koruyor.Biz şimdi bu yazımızda iktidarın klasik-Geleneksel, örfi-yönleri üzerinde duracağız. Daha sonraki yazıda da çağdaş politika biliminde nasıl ele alındığını irdelemeye ve izah etmeyi deneyeceğiz inşaallah.
MİTOLOJİK,POLİTİK TEOKRASİNİN TARİHİ SERÜVENİ
Yüzyıllarca,asırlarca gökyüzünde, tanrılaştırılan şeylerde aranmıştır siyasal iktidarların meşruluğu.Çok eski zamanlardan ve ilkel toplumlardan yakın zamana kadar bu inanç değişik şekillere bürünerek kılıf ve yöntem değiştirerek gelir. Bu bahsettiğimiz teolojik meşruluğun en ilkel türünü eski çağların TANRI-KRAL’larında görüyoruz. Mısır firavunları bize bunun tipik misallerini verirler. Firavun, Osiris tanrısının oğludur ve kendisi de Horus tanrısıdır. Her yeni Firavun’un tahta geçişinde Horus’un yeniden doğduğu efsanesine inanılmaktaydı. Böylece eski Yunan hükümdarları aynı zamanda bir yeryüzü tanrısıydı ve onun iktidarına itaat sadece siyasi bir zorunluluk değil, aynı zamanda dinsel bir görev oluyordu. Daha sonraları bu anlayış biraz değişmiş ve hükümdarın kendisinin Tanrı olmayıp, ancak “Tanrının Oğlu”olduğu anlayışına geçilmiştir. Çin imparatorları da “Göklerin Oğlu”sayılıyordu.
Bunlar yetmedi asıl gelişmiş ve sistemleştirilmiş mitolojik-teokratik doktrinlerin ortaçağın sonlarında ve yeniçağın başlarında ortaya çıktığını görürüz. Katolik kilisesinin ve doğmatizminin bu teorilerin oluşumunda çok önemli röl oynadığını belirtmeden olmaz. Avrupada mutlak monarşilerin -Krallıklar-kurulmasıyla birlikte kralların hükümranlık-İktidar-haklarını meşru bir temele dayandırma zorunluğu da kendisini göstermişti. İsa Peygamberin A.S. havarilerinden olan Saint PAUL daha başlangıçta “Bütün iktidarların tanrıdan geldiği-Omnis potestas a Deo-“ni söylememiş miydi? Öyleyse krallar da iktidarlarını doğrudan doğruya tanrıdan, onun kutsal iradesinden alırlar. Burada bizzat kralın kişiliğinin Tanrısal niteliği artık söz konusu olmamakla birlikte , iktidarının kaynağının ilahi olduğu fikri üzerinde durulmaktadır. Her türlü insan iradesinin üstünde, kaynağını ulu yaratıcının mutlak ve güç yetmez-karşı gelinmez iradesinden alan ve gene onun adına kullanılan bir iktidar düşünülsün…Kabul etmek gerekir ki o çağlarda siyasal iktidara bundan daha sağlam bir meşruluk temeli bulunamazdı, aksi mümkün değildi.Nitekim yüzyıllar boyunca mutlak hükümdarlar iktidarlarını hep bu “İLAHİ HAK”fiksiyonu-Temeli-üzerine dayandırarak sürdürmüşlerdir..
HÜKÜMDAR ALLAH’IN ARZ’INDAKİ GÖLGESİ Mİ?
Münci Kapani diyor ki: “İslam devletlerinde de hükümdarların genellikle iktidarlarını “Din Kuralları”ile pekiştirme yoluna gittikleri görülür. Osmanlı İmparatorluğu’nda padişah hazretleri aynı zamanda halifelik sıfatını da üzerinde taşıdığı sürece hem dünyeci hem de dini iktidarın başı olarak çifte destekten kuvvet almıştır. Unutulmamalıdır ki Osmanlı sultanları “Allah’ın yeryüzündeki gölgesi -Zillullah-sıfatını taşımaktaydı”
Mutlak monarşiler devrinde ve teokratik rejimlerin yaygın olan tanrısal ve dinsel meşruluk kaynağının zamanımızda artık büyük oranda geçerliliğini kaybettiği malum. Bununla beraber bu eski inancın bazı kalıntılarına hala raslanmaktadır. Modern monarşilerde, yüzyılların ötesinden günümüze uzanan geleneklere göre yapılan taç giyme törenleri, hükümdarın artık hiç bir siyasi yetkisi kalmamasına rağmen,krali otorite ile ilahi otorite arasındaki bağlantıyı yansıtan bir nitelik taşırlar.
Misal verecek olursak Japonya’da imparatorun kutsal bir kişiliğe sahip olduğu ve hükümranlık hakkını tanrısal kaynaklardan aldığı inancı hala yaygındır.Öte yandan ülkelerinde Katolik kilisesinin desteğini sağlayan bazı diktatörler, iktidarlarının Tanrı iradesine dayandığı iddiasını öne sürebilmektedir
ler. İspanya’nın eski diktatörü General Franko bunun belirgin misaliydi. Geçmiş yıllarda İspanya da basılan paraların üzerinde generalin kabartma resmi ile birlikte şu ibare yer almaktaydı: “Franco, Tanrının lütfüyla Caudillo-Şef-.Hitler’inde zaman zaman “Takdiri ilahinin kendisini milletin başına Führer-Önder,şef- olarak getirdiğinden” söz ettiği olmuştur.Bu da gösteriyor ki, yakın zamanlara kadar iktidarlarını halktan alamayanlar, onu meşru gösterebilmek için zaman zaman Tanrıyı yardıma çağırmak zorunluluğu duymuşlardır.

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz