Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
wezEo.png
wezEo.png

SON DAKİKA


googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
wem8j.png
ABDULLAH AYATA

SON OYUN-2

Bu haber 08 Nisan 2019 - 12:02 'de eklendi ve 16 kez görüntülendi.
SON OYUN-2

Üç yıllık zamanda, gelin kaynana pek anlaşamadılar. Mercan Kadın, köyde gelinini şikâyet etmedik kimse bırakmadı. Huysuzluğu, edepsizliği, iş bilmezliği, saygısızlığı, pasaklı oluşu, yemek yapmayı bilmeyişi, neler, neler… Aleyhinde veryansın etti. Onu tanıyan insanlar “he… hı…” ile kendisini dinliyormuş gibi yapıp durumu geçiştirdiler. Aynı şikâyetleri oğluna da yaptı. Oğlu ise anasının şikâyetlerinin çoğunu duymazdan geldi. Bazı zamanlar ise, eşi Aysel ile anlaşmaları gereği yaptıkları bir numara sonucu durumu sakinleştirip annelerinin mutlu olmasını sağladılar.

Önceden anlaşan genç karıkoca, anneleri Mercan’m yanlarında olduğu bir ortamda onu memnun etmenin yolunu bulmuşlardı. Rol icabı, Aysel kaynanasının hoşuna gitmeyecek bir davranışta bulunuyor veya ona dokunacak sözler söylüyor, bunun üzerine Rasim, “Bana bak! Anam için beş yüz tane kadını feda ederim. Dünyada senin gibi evlenebileceğim binlerce kadın var ama anam bir tane. Başka ana bulamam. Bir daha böyle yaparsan kendini kapının önünde bulursun…” tehditlerini savuruyor, bunun üzerine Aysel, Mercan Ana’dan özür diliyor, “Kusura bakma anne, istemeyerek oldu. Seni üzmek istememiştim. Sen, Rasim’in olduğu kadar benim de anamsın. Hakkını ödeyemem…” benzeri laflarla gönlünü okşuyordu. Bu duruma pek memnun kalan Mercan Ana gevşiyor, keyfi yerine geliyor ama dışarı belli etmiyordu.

Afferin oğlum, yiğidim. Gördün mü şıllık gelin, nasıl yola getirdi seni. Allah yokluğunu göstermesin yavrumun, düşünceleriyle gururlanıyordu.

Köye geldiği günlerden birinde anasının karşısına oturan Rasim, “Anneciğim, sana bir şey söylemek istiyorum,” dedi.

“Söyle kuzum, bir müşkülatın mı var?”

“Evet çoktandır düşündüğüm bir şey.”

“İyi ya, söyle derdini derman bulalım.”

“Siz burada, ben şehirde olmuyor. Oraya gittiğim zaman aklım burada kalıyor. Buraya geldiğim zaman oradaki işlerim aksıyor.”

“Eeee?”

“Şükür, ev alacak kadar para biriktirdim. Şehirden uygun bir ev alsam, artık köyden taşınıp şehre yerleşsek olmaz mı?”

“Evimize köyümüze ne olmuş oğlum. Şehirde geçinmek kolay mı? Karın olacak densiz girdi aklına değil mi?”

“Ne alakası var anne!”

“Bilirim, bilirim ben onu! Oldum olası heveslenir şehir yaşantısına. Onlar gibi giyinip konuşmaya pek meraklıdır.”

“Yok anacığım, ben ondan çok seni düşünürüm. Biraz gün gör, daha iyi yaşa isterim. Sonra, doktor, ilaç anında yanında. Yediğin belli, içtiğin belli.”

“Böylece, Aysel de hanım olacak değil mi? Ormandan sırtında odun taşıdığı, yalınayak gezdiği günleri unutup cicili bicili şehir hanımı, öyle mi?”

“Yapma anne! Hem torununun iyi okullarda okuyup büyük adam olmasını istemez misin?”

“İsterim elbet. O benim her şeyim.”

“Öyleyse, demek ki hepimiz için iyi olacak.”

“Anlaşıldı. Siz kendi aranızda konuşup kararınızı vermişsiniz. Ben boşuna konuşuyorum. Siz buradan göçüp gidin ben gitmem. Burada kalırım. Evimi, köyümü bırakamam.”

“Olur mu anacığım. Sen de geleceksin. Hep beraber gideceğiz.”

“Yok, yok. Aysel’ini çocuğunu al git. Orada sen bey olursun, karın da hanımefendi. Size yük olmamdan da kurtulursunuz. Alışkınım, buralarda yalnız başıma yaşarım. Ne yapayım yazgım böyle. Bin bir zorluklarla yetiştirdiğim evladımın sefasını elin kızı sürecek.”

“Anneciğim, boşuna kahrediyorsun. Seni almadan bir yere gitmiyoruz. Gitmeyeceğiz de. Sen beni ne sanıyorsun. Arkamdan, ‘Hayırsız evlat, kendisi için saçını süpürge eden anasını tek başına bırakıp gitti,’ dedirtir miyim? İnan ki şehre taşınmak hepimiz için iyi olacak.”

“Öyle olsa bile, ben apartman denilen koca koca evlerin içinde oturamam. Daralır, bunalırım. Merdivenlerden inip çıkamam. İçeriye hapsolamam.”

“Madem öyle, biz de senin istediğin gibi bir ev alırız. Bahçeli, tek katlı.”

“Buradaki evimiz ne olacak? Hepten kilitleyip virane mi edeceğiz?”

“Hayır, bazı eşyalarımızı bırakır, fırsat buldukça geliriz. Bayramlarda, düğünlerde, yaz aylarında evimizi açarız. Bütün tanıdıklarımız, akrabalarımız burada. Onlarla irtibatımızı koparamayız.”

“Ya ineğim, tavuklarım?”

“İneği satarız. Tavukları da bir komşuya verirsin.”

“Olmaz. İneği de, tavukları da götürelim.”

“Allah, Allah!… Haydi tavuklar neyse de koca ineği orada nereye sığdırıp nerede besleyeceğiz.”

“Evin bahçesine bir ahır yaptırırsın.”

“Adama gülerler. Olmaz anne. Belki tavuklara kıyıda köşede bir kümes yaptırırsak, onları götürebiliriz.”

“Madem öyle, hiç olmazsa tavuklarım yanımda olsun.”

Uzun araştırmalar sonunda uygun bir gecekondu bularak satın aldılar. Aysel böyle bir evde oturmak istemiyordu. Onun hayalinde apartman dairesi vardı ama olmadı. Kocasını zor durumda bırakmamak için alınan evde oturmaya razı oldu.

Yazın bitimiyle birlikte yataklar, yorganlar yıkanmış, birçok malzeme denk yapılarak hazır edilmişti. Evin ineği satıldı. Tavuklara, yolculuk esnasında rahat etmeleri için kafes yaptırıldı. Şehirdeki evin bahçesinde, kömürlüğün yanına kümesleri de hazırlanmıştı. Her şey tamamdı. Rasim, şehirden kiraladığı bir kamyonla köye geldi. Eşyaları komşuların da yardımıyla kamyona yüklediler. Konu komşu, akraba ve dostlarla vedalaşıp helalleştikten sonra yola çıkıldı. İki saate yakın bir yolculuk sonunda şehirdeki yeni evlerine varılarak eşyalar indirilip içeri alındı. (Devam Edecek)

 

 

 

 

 

 

 

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA