ERÜ’DE “EVLİLİK OKULU SEMİNERLERİ” DEVAM EDİYOR

ERÜ’DE “EVLİLİK OKULU SEMİNERLERİ” DEVAM EDİYOR

11. CUMHURBAŞKANI ABDULLAH GÜL’ÜN ACI GÜNÜ

11. CUMHURBAŞKANI ABDULLAH GÜL’ÜN ACI GÜNÜ

KERKENES KAZISINDA DEMİR ÇAĞI’NA AİT KURT FİGÜRÜ BULUNDU

KERKENES KAZISINDA DEMİR ÇAĞI’NA AİT KURT FİGÜRÜ BULUNDU

HAKEMLERE ÇİRKİN SALDIRILARA AĞIR CEZALAR

HAKEMLERE ÇİRKİN SALDIRILARA AĞIR CEZALAR

TKB’DEN KOCASİNAN BELEDİYESİ’NE BAŞARI ÖDÜLÜ

TKB’DEN KOCASİNAN BELEDİYESİ’NE BAŞARI ÖDÜLÜ

‘ULUSALCILAR”IN ÇIKMAZLARI
  • SÜLEYMANKOCABAŞ
    • SÜLEYMAN KOCABAŞ
    • suleymankocabas@kayserihakimiyet2000.com
    • 22 Ocak 2015 - 12:55:26

“Ulusalcılar” Kim?

          Kendilerini, “Laik Cumhuriyetçi ve Kemalist” kimlikleri, tek kelime ile “Ulusalcılar” olarak ifade eden, bir ana muhalefet partileri yanın birçok marjinal siyasi partilerinden tutunuzda “platform ve topluluk” adı altında en küçük birimleri ile ortaya çıkan ve adlarına “Sivil Toplum Örgütleri” denilen, adı geçen  kimlik çerçevesinde  yayın yapan bazı medya gruplarının – özellikle gazeteler ve köşe yazarlarının – dünden bugüne Ak Parti ve liderini tasfiye etmeye yönelik “İç ve Dışı  Konjonktürel  Muhalifler Koalisyonu İttifakı” içinde yer aldıkları görülmektedir.

        Adı geçen  tasfiye işinde, “Ulusalcılar” ın içine girdikleri “Çıkmaz”, bütün  hareket noktaları,  AK Parti’nin 13 yıllık iktidarı süresince kendisine üye olmaya çalıştığımız Avrupa Birliği’nin, “Avrupa Birliği Müstebatına  İntibak”  için anayasamız ve kanunlarımızı  değiştirmekle getirdiği demokratik  ve sosyal açılımların yanında,  “Akredite Düzen ile telifi mümkündür” değerlendirmeleri  ve yorumları yapılan    (Türbanın serbest bırakılmasına yönelik kanun ve yönetmelikler gibi) bazı yönetim tasarrufları  ve açılım  girişimleri, “Ulusalcılar” ın, “Düzeni değiştirmeye, Devrimlerin ve  Laik Cumhuriyetin kazanımlarını yok etmeye yönelik girişimler” olarak suçlamaları yanında, hükümetin “Kürt Sorununu çözmeye yönelik” denilen “Açılım politikaları ve süreci” ni “Vatanın bölüneceğine “ atıfla bütün bunların önlenmesi için “Ak Parti iktidarının ne pahasına olursa  olsun ve hangi yollara başvuruluşa vurulsun yıkılması” nı istemeye yönelik propagandaları ve eylem istekleri,  adı geçen parti ve iktidarını  önümüzdeki  günlerde de rahat bırakmayacağa benzemektedir.

İktidarı Yıkmada  Demokratik Olmayan Yollar       

         “Ulusalcılar” ın özellikle, AK Parti’nin kazandığı 30 Mart 2014 Mahalli Seçimleri ile 10 Ağustos 2014 kazandığı Cumhurbaşkanlığı Seçimi sebebiyle yaptıkları yorumlar ve değerlendirmeler,  toplumumuzda,  ortak akıl ve sağduyuya uymayan halleri aksettirmektedir. Bunların, yayın organlarında, “AK Parti seçimleri kazandı ama, bizim nazarımızda kanamadı, onları oralarda rahat oturtmayacağız, sandıkta ‘hile yaparak’ (!) kazandılar ama, biz onların sokakta nasıl yıkılacaklarını göstereceğiz” şeklinde açık açık yazmaları (Üstelik de nasıl bir basın hürriyeti istiyorlarsa, “AK iktidarında basın hür değildir’ dedikleri bir ortamda) 139 yıldan beri (1876 – 2015)  demokrasimizin  gerçekten “YARALI DEMOKRASİ” olduğu,  günümüzde  yaşanan bu en çarpıcı Ulusalcı örneğiyle de kendisini göstermektedir.     

Bu günlerde “Ulusalcılar” tarafında, geçmişten günümüze yaptıkları sık sık “Yıkım Projeksiyon Planların” dan olarak, önümüzdeki  bahar aylarında toplumun sokakta  AK Parti iktidarına  karşı “topyekun ayaklanmaya” götürüleceğine yönelik projeksiyon planları yaptıkları  görülmektedir ki,  bu, Türkiye’de demokrasinin normal olarak işletilmeyeceğinin  en bariz göstergesi olarak    karşımıza çıkmaktadır.

       Bir partiyi veya iktidar olmasını seversiniz veya sevmezsiniz. Sevseniz de sevmeseniz de bu zaten demokrasinin ve demokrat olmanın bir gereğidir. Ama, sevmenin ve sevmemenin de özellikle sevmemenin bir “makul sınırları” olması gerekir. Halkın  iradesinin  serbest ve adil seçimlerle tecellisi sonucu çoğunluk oylarını alarak iktidara gelmiş bir partiyi, “Her ne  surette ve nasıl olursa   olsun yıkacağım” demenin dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde makuliyeti  yoktur. Üstelik, yaptıkları haberlerde ve yazdıkları köşe yazılarında, “Demokrat olmak ve demokrat geçinmek inhisarcılığı” nı  kimseye bırakmak istemeyen, akılları  kendilerinden makul  “Ulusalcı”  muhabir ve yazarlarımızın bu halleri ile ülke ve devlet için kendilerinin “En büyük tehdit ve tehlike” statüsüne içine  girebilecekleri gerçeği de göz ardı edilmemelidir.

         Demokratik rejimlerde ve demokratik ülkelerde, iktidara gelmenin en makul gerekçesi seçimlerdir. Partiler iktidara ancak seçimlerle gelip, seçimlerle giderler. Bunun dışında onların gelip- gitmesini istemek, demokrasinin kendisine aykırıdır ki, bunu istemekle hiç kimse kendisinin “Demokrat olduğu” na soyunamaz.

                  “ Yönetim Ufukları Dar Olanlara Teslim Edilecek Kadar Değersiz Değildir”          

         Bir araştırmacı  yazar olarak benim tarihten edindiğim tecrübe birikimleri ve deneyimlerime göre, Türkiye, kendilerine “Ulusalcılar” denilen ve biraz da  Marksizmlesoslandırılmış solculukları sebebiyle kazandıkları “sol kimlik” leriyle de (Ulusalcı Sol olmak gibi),  “Türkiye’de yönetim  sola teslim edilecek kadar değersiz” değildir tablosu ortaya çıkmaktadır.  Bunlar, bence “ufukları dar” kimselerdir.

         Bir zamanların başbakanı Süleyman Demirel’in tabiri ile bunlar, “Önlerine katılacak 5 kazı bile güdemezler”. Bunlar, Başbakan Demirel’in “Devasa Projesi” denilen Boğazici Köprüsünün yapımına  karşı çıkmışlar, buna muhalefetin  bir alternatifi olarak Hakkari’de  “Zapsuyu üzerine köprü” kampanyası başlatmışlardır. Yine bunlar, sırf “Demirel iktidarına körü körüne muhalif olmak” düşünce ve eylemlerinden olarak,  Keban Barajının yapılmasına bile karşı çıkmışlar, üstelik de  bu devasa proje ile birçok işsiz mühendise yeni ve büyük iş  sahası açılacağını gözardı ederek,  Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği adı geçen baraja muhalefet olarak, yayın organları “Birlik” dergisinde  “Bu barajla su tutulmaz  ve  elektrik  nakledilmez”  raporu yayınlamışlardır.   Ama barajın su tuttuğu ve hizmete girdiği yıllar itibariyle  Türkiye’nin elektrik üretiminin yarısını karşıladığı görülmüş,  çok büyük tarım arazilerini sulaması da işin bir diğer ek kazancı olmuştur. Dün, “Bu baraj olmaz” diye rapor yazan adı geçen “Odalar Birliği” nin bugün itibariye bile “Ne pahasına olursa olsun AK Parti iktidarını  yıkmaya yönelik” denilen Ulusalcı Sivil Toplum Örgütleri içinde yer alması, ilginç ve ilginç olduğu kadar kendisinden büyük dersler çıkarılacak bir olaydır.

          Bu örneklerden çıkarılacak en büyük ders, “Radikal Ulusalcılık Hastalığı ve Çıkmazı”, kendisini sürekli nüksettirmekte olup, 1965- 1980 zaman diliminde  Adalet Partisi ve  lideri Başbakan Demirel’e  karşı  “Çıkmaz” ına girenler, Anavatan Partisi iktidarı  ve lideri Başbakan Turgut Özal döneminde (1983 – 1992) de aynı “Çıkmaz” larında kalmışlar, aynı “Çıkmaz”, Başbakan Erbakan zamanında da varlığını korumuştur. Bugün de  Sayın Erdoğan’ın “Büyük Projeleri” sebebiyle de ayın çıkmazın içindedirler. Üçüncü Boğaz Köprüsü ve dünyanın üçüncü büyük hava alanı olacak hava alanı yapımına, “ağaç sevgisi inhisarçılığı”  sanki kendilerindeymiş gibi, “Binlerce ağaç katledilecek” diyerek karşı çıkmaları, Boğaziçi Köprüsü ve  Keban Barajına karşı çıkışlarının günümüze nüksedişi olmuştur.

           “Ulusalcılar” ve onların soslu şekli “Ulusalcı solun” un, bugün itibariyle yaptıkları ve yapmak istedikleri de geçmişte yaşanan aynı sendromlarını sergilemekten başka bir şey olmayıp, bu halleriyle kendilerini sürekli bir  “Çıkmaz” ıniçine  soktukları gibi, kendi hatalarının  “kurban”ı olarak  toplumumuzu da aynı “Çıkmaz” in içine sokmak girişimleri, milletimiz ve vatanımız adına hayra alamet bir durum değildir.

                                                 “Çıkmaz” dan  Çıkmak İçin Ne Yapmalı?

           Bu millet, ortada iyi veya kötü işleyen bir “Demokratik Düzen” varken, “sokaktan idare edilmek” istek ve  kalkışmalarının acı ve ıstıraplarını   çok çekmiştir. Bunlar bize, 27 Mayıs 1960,  12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 Darbeleri ve arkalarından  gelen “Yarım Darbe” 28 Şubat 1997 Postmodern Darbesi gibi dördüncü  bir darbeye sebep olmuştur.  Bu darbelerin hepsi de “Demokratik  Tekamülümüz” ve “Ekonomik Kalkınmamız” a büyük darbeler vurdu için, Cumhuriyetin ilanının  92’inci yılında) bile “Süper Güç” olmamızı engellemiştir.

         “Dünyanın ayağının altı” denilen ve jeopolitik önemi sebebiyle üzerinde bütün süper güçlerin gözünün olduğu bu topraklarda ilelebet tutunabilmemiz, varlığımızı sürdürebilmemiz için “süper güç” olmak zorundayız. Bu, kendilerini  “Çıkmazlar” ın içine sokup, toplumumuzu  da aynı “Çıkmazlar”ın içine sokmak isteyen zihniyetlerle  olmaz. Sevdiklerimizi  veya sevmediklerimizi  kendimize saklayarak, “asgari müşterekler”  de birleşmek suretiyle, ortak akıl ve sağduyular sergileyerek Türkiye’yi, çok çalışarak “süper güç” mertebesine  hep birlikte taşıyalım. Enerjilerimizi boşa harcamayalım…

Demokratik rejimlerde ve demokratik ülkelerde, iktidara gelmenin en makul gerekçesi seçimlerdir. Partiler iktidara ancak seçimlerle gelip, seçimlerle giderler. Bunun dışında onların gelip- gitmesini istemek, demokrasinin kendisine aykırıdır ki, bunu istemekle hiç kimse kendisinin “Demokrat olduğu” na soyunamaz.

   “ Yönetim Ufukları Dar Olanlara Teslim Edilecek Kadar Değersiz Değildir”          

         Bir araştırmacı  yazar olarak benim tarihten edindiğim tecrübe birikimleri ve deneyimlerime göre, Türkiye, kendilerine “Ulusalcılar” denilen ve biraz da  Marksizmle soslandırılmış solculukları sebebiyle kazandıkları “sol kimlik” leriyle de (Ulusalcı Sol olmak gibi),  “Türkiye’de yönetim  sola teslim edilecek kadar değersiz” değildir tablosu ortaya çıkmaktadır.  Bunlar, bence “ufukları dar” kimselerdir.

         Bir zamanların başbakanı Süleyman Demirel’in tabiri ile bunlar, “Önlerine katılacak 5 kazı bile güdemezler”. Bunlar, Başbakan Demirel’in “Devasa Projesi” denilen Boğazici Köprüsünün yapımına  karşı çıkmışlar, buna muhalefetin  bir alternatifi olarak Hakkari’de  “Zapsuyu üzerine köprü” kampanyası başlatmışlardır. Yine bunlar, sırf “Demirel iktidarına körü körüne muhalif olmak” düşünce ve eylemlerinden olarak,  Keban Barajının yapılmasına bile karşı çıkmışlar, üstelik de  bu devasa proje ile birçok işsiz mühendise yeni ve büyük iş  sahası açılacağını gözardı ederek,  Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği adı geçen baraja muhalefet olarak, yayın organları “Birlik” dergisinde  “Bu barajla su tutulmaz  ve  elektrik  nakledilmez”  raporu yayınlamışlardır.   Ama barajın su tuttuğu ve hizmete girdiği yıllar itibariyle  Türkiye’nin elektrik üretiminin yarısını karşıladığı görülmüş,  çok büyük tarım arazilerini sulaması da işin bir diğer ek kazancı olmuştur. Dün, “Bu baraj olmaz” diye rapor yazan adı geçen “Odalar Birliği” nin bugün itibariye bile “Ne pahasına olursa olsun AK Parti iktidarını  yıkmaya yönelik” denilen Ulusalcı Sivil Toplum Örgütleri içinde yer alması, ilginç ve ilginç olduğu kadar kendisinden büyük dersler çıkarılacak bir olaydır.

          Bu örneklerden çıkarılacak en büyük ders, “Radikal Ulusalcılık Hastalığı ve Çıkmazı”, kendisini sürekli nüksettirmekte olup, 1965- 1980 zaman diliminde  Adalet Partisi ve  lideri Başbakan Demirel’e  karşı  “Çıkmaz” ına girenler, Anavatan Partisi iktidarı  ve lideri Başbakan Turgut Özal döneminde (1983 – 1992) de aynı “Çıkmaz” larında kalmışlar, aynı “Çıkmaz”, Başbakan Erbakan zamanında da varlığını korumuştur. Bugün de  Sayın Erdoğan’ın “Büyük Projeleri” sebebiyle de ayın çıkmazın içindedirler. Üçüncü Boğaz Köprüsü ve dünyanın üçüncü büyük hava alanı olacak hava alanı yapımına, “ağaç sevgisi inhisarçılığı”  sanki kendilerindeymiş gibi, “Binlerce ağaç katledilecek” diyerek karşı çıkmaları, Boğaziçi Köprüsü ve  Keban Barajına karşı çıkışlarının günümüze nüksedişi olmuştur.

           “Ulusalcılar” ve onların soslu şekli “Ulusalcı solun” un, bugün itibariyle yaptıkları ve yapmak istedikleri de geçmişte yaşanan aynı sendromlarını sergilemekten başka bir şey olmayıp, bu halleriyle kendilerini sürekli bir  “Çıkmaz” ıniçine  soktukları gibi, kendi hatalarının  “kurban”ı olarak  toplumumuzu da aynı “Çıkmaz” in içine sokmak girişimleri, milletimiz ve vatanımız adına hayra alamet bir durum değildir.

                                                “Çıkmaz” dan  Çıkmak İçin Ne Yapmalı?

           Bu millet, ortada iyi veya kötü işleyen bir “Demokratik Düzen” varken, “sokaktan idare edilmek” istek ve  kalkışmalarının acı ve ıstıraplarını   çok çekmiştir. Bunlar bize, 27 Mayıs 1960,  12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 Darbeleri ve arkalarından  gelen “Yarım Darbe” 28 Şubat 1997 Postmodern Darbesi gibi dördüncü  bir darbeye sebep olmuştur.  Bu darbelerin hepsi de “Demokratik  Tekamülümüz” ve “Ekonomik Kalkınmamız” a büyük darbeler vurdu için, Cumhuriyetin ilanının  92’inci yılında) bile “Süper Güç” olmamızı engellemiştir.

         “Dünyanın ayağının altı” denilen ve jeopolitik önemi sebebiyle üzerinde bütün süper güçlerin gözünün olduğu bu topraklarda ilelebet tutunabilmemiz, varlığımızı sürdürebilmemiz için “süper güç” olmak zorundayız. Bu, kendilerini  “Çıkmazlar” ın içine sokup, toplumumuzu  da aynı “Çıkmazlar”ın içine sokmak isteyen zihniyetlerle  olmaz. Sevdiklerimizi  veya sevmediklerimizi  kendimize saklayarak, “asgari müşterekler”  de birleşmek suretiyle, ortak akıl ve sağduyular sergileyerek Türkiye’yi, çok çalışarak “süper güç” mertebesine  hep birlikte taşıyalım. Enerjilerimizi boşa harcamayalım…

 

 

 

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz