Günün büyük bölümünü masa başında geçirmek, uzun süre ekran karşısında kalmak ve hareketsiz yaşamak pek çok kişinin günlük rutininin parçası. Bu yaşam düzeninde bel ve boyun fıtıkları da sıkça gündeme gelirken, tedavi yöntemlerindeki gelişmeler hastaların endişelerini azaltıyor. Hastayı kendi bulguları doğrultusunda değerlendirmenin ve cerrahi gerektiğinde çevre dokuları mümkün olduğunca koruyan yöntemlerden yararlanmanın öncelik olduğunu açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Küçük kesilerle uygulanan mikrocerrahi ve endoskopik yöntemler, iyileşme ve hastanede kalış süresi açısından daha konforlu bir süreç sunabiliyor” şeklinde konuştu.
Ameliyat kararının uygulanacak cerrahi yöntemden bağımsız olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Bu kararı hastanın şikâyetlerini, muayene bulgularını ve radyolojik görüntüleme sonuçlarını birlikte ele alarak veriyoruz. Öyle ki bel ve boyun fıtıklarının yaklaşık yüzde 90’ında ameliyata ihtiyaç duyulmuyor. Vücudun bağışıklık sistemi ve gelişen inflamatuar yanıt sayesinde fıtığın hacmi zaman içinde küçülebiliyor, hatta fıtık dokusu kısmen eriyebiliyor. Cerrahi tedaviyi ciddi nörolojik kayıp veya sinir dokuları açısından risk bulunuyorsa tercih ediyoruz. Böyle bir tehlike yoksa ilaç tedavisi ve fizik tedavi gibi cerrahi dışı yöntemlerle hastayı takip ediyoruz” dedi.
Ameliyatsız takip pasif bir bekleyiş anlamına gelmiyor
Cerrahi gerekmeyen hastalarda sürecin yakından takip edildiğinin altını çizen Kaya, “Ameliyatsız takip, hiçbir şey yapmadan beklemek anlamına gelmiyor. Bu dönemde hastanın şikâyetlerini ilaç ve fizik tedavi gibi yöntemlerle kontrol altına alırken bulguların seyrini de izliyoruz. Zaman içinde fıtığın çevresindeki ödem ve fıtığın hacmi azalabiliyor, daha uzun vadede fıtık dokusu kısmen eriyebiliyor. Böylece hastanın yakınmaları cerrahi müdahaleye gerek kalmadan gerileyebiliyor” dedi.
Kesi küçülürken çevre dokular da korunuyor
Cerrahi tedavinin gerekli görüldüğü durumlarda da çevre dokuların mümkün olduğunca korunmasının önem taşıdığını vurgulayan Kaya, “Minimal invaziv cerrahi, vücuda ve çevredeki dokulara olabildiğince az müdahale edilmesini esas alıyor. Ancak bu yaklaşım yalnızca daha küçük kesilerle ameliyat yapılması anlamına gelmiyor. Tünel benzeri cerrahi yollar kullanarak omurganın iç yapılarına ulaşıyor; gerekli müdahaleyi omurganın dengesini bozmadan gerçekleştirmeyi ve ilave stabilizasyon ihtiyacını azaltmayı amaçlıyoruz. Günümüzde öne çıkan ileri mikrocerrahi ve endoskopik yöntemler, uygun hastalarda hastanede kalış süresini kısaltabiliyor ve iyileşme sürecinin daha rahat ilerlemesine katkı sağlayabiliyor” dedi.