SİYASET
Giriş Tarihi : 10-09-2026 16:13

BU ÖZELLEŞMENİN BEDELİNİ TÜRK HALKI ÖDEYECEK

 https://we.tl/t-Bcih8nv0E1i4jcpG

BU ÖZELLEŞMENİN BEDELİNİ TÜRK HALKI ÖDEYECEK

Zafer partisi genel başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Yine üzücü bir haber. Antalya'da, Muğla'da, Mersin'de çıkan orman yangınlarında çok geniş bir alan ağır şekilde etkilendi. Vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Maalesef milli servet ormanlarımız, yeterli önlem alınmadığı için, yeterli hazırlık yapılmadığı için böyle yanıyor ve Türkiye orman fakiri bir ülke olmaya doğru ilerliyor.

Değerli basın mensupları, yine bu hafta yaşadığımız önemli bir gelişme, Resmi Gazete'de yayınlanan bir kararname ile iki Boğaz Köprüsü ve sekiz otoyol, dört çevre yolu özelleştirme programı çerçevesine alındı. Kısaca 30 seneliğine satılıyor. Evet, inanılır gibi değil ama ne yazık ki iktidar paraya sıkışmış durumda. Dışarıdan bekledikleri borçlar gelmiyor. Gelirse olağanüstü yüksek tefeci faizlerini dayatıyorlar. Artık borcu borçla çevirebiliyoruz. Onun için iktidar da miras yediler gibi memlekette ne bulursa, devletin elinde ne kaldıysa artık onları boşaltıyor, vatan gemisinin malları mantığıyla kelepir köprü, kelepir otoyol diyerek satışa sunuyor. Ve görüyoruz, seçim ekonomisine geçiyorlar. Seçime hazırlanıyorlar. Ve iktidar için seçimlere giderken fon oluşturma çabası içindeler.

Oysa sattıkları bu milletin dişinden tırnağından arttırarak inşa ettikleri ve millete ait olan ürünler. Bu bakımdan ilk gün söylemiştik iktidara bugün de söyleyeceğimiz şey: Eğer bir şeyi muhakkak satacaksanız bakın saray var sarayı satın. Bir tane burada, bir tane Marmaris’te, 13 tane uçak var uçakları satın ama milletin ürettiği, kullandığı, yaşadığı ve millete ait olan bu otoyollardan, köprülerden elinizi çekin. Üstelik bu otoyolları yap-işlet-devret modeliyle üretirken olağanüstü pahalıya ürettiriyorlar. Yani Çin'deki üretim masraflarıyla karşılaştırıyoruz. Türkiye'dekiler nedense sanki Mars'ta inşa edilmiş gibi Çin'dekinin beş, altı katı maliyete çıkıyor. Sonra satarken de 'Ya zaten çok fazla gelir elde edemiyoruz. 600 milyon dolar yılda geliyor, 300 milyon dolar harcıyoruz.' diye kamuoyunu yanıltıyorlar. Oysa satacakları, satmayı hedefledikleri bu köprü ve otoyolların yıllık geliri 826 milyon dolar. Peki, harcama? 20 milyon dolar. Resmi rakamlar bunlar arkadaşlar. 600 getiri, 300 götürü değil yani. Bu satışı sanki haklı göstermek için rakamlara yalan söyletmek istiyorlar ama devlet kayıtları doğruyu söylüyor.

Peki, 30 yılda bugünden hesaplasak ne tutar? Arkadaşlar, 24 milyar dolar devlet durduğu yerde bu köprülerden ve otoyollardan para kazanacak. Ancak yarın bunlar özelleştiğinde bu özelleşmenin bedelini Türk halkı ödeyecek. Bunu devralan şirketler geçiş ücretlerine zamlar yapacaklar. Ve günlük yaşamımıza her boyutta bu zamlar yansıyacak. Özetle bir taraftan devletin içini boşaltmaya devam ediyorlar. Aynı zamanda devasa kamu zararlarına iktidar neden oluyor. Ve ortaya çıkan korkunç ve haksız kazanç ve rant var. Bu rantla kimlerin ihya olduğunu biliyoruz. Artık bu parayı Türkiye'de harcayamadıkları için yurt dışına son birkaç sene içerisinde, evet yanlış duymuyorsunuz arkadaşlar, 12,5 milyar dolarlık gayrimenkul alımı için para gitmiş. 12,5 milyar dolar. Türk milletine ait para. Bu rantiyenin bu ülkeden kazandığı haksız kazanç.

Kiralıyoruz diyorsunuz. 30 sene kiralamak. Arkadaşlar, bunları kiralayanlar, kiracılar 30 sene sonra ölecekler. Bugün doğan bir çocuk, 30 sene sonra 30 yaşında bir adam olacak. Bugün 30 yaşında olan, 30 sene sonra 60 yaşında olacak. Siz ne yapıyorsunuz? Sadece bu millet bugün sattıklarınızı zenginleştirmeyecek. Onların çocuklarına ve torunlarına da zenginlik aktaracak. Adeta bir iç kapitülasyonla karşı karşıyayız.

Evet, ilk defa 2006 yılında Orta Vadeli Program açıklandı ve o zamandan beri milletçe orta vadeli plan hayali hedeflerini ve masallarını dinliyoruz. Ve sözüm ona ekonomide üç yıllık yol haritasını açıklıyorlar ama hiçbir hedef gerçekleşmiyor. Bakın, son Orta Vadeli Plan açıklaması da gerçekleştirildi. Ekonomiden sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Fikret Artan Bey ve ekibi de bu plan üzerine çalıştılar ve açıklamalar yaptılar.

Bakın, yıl sonu itibarıyla 28,4'e çıkartıldı enflasyon tahmini. Oysa geçen yıl yüzde 16 diye revize etmişlerdi. Oysa iki yıl önce ÖTV’ye 2026 yılı için gösterdikleri hedef 8,5'tu enflasyon hedefi. Şimdi 28,4'ten bahsediyorlar. Bu ekonominin ne kadar kötü yönetildiğinin ve kontrol edilemediğinin en somut göstergesidir. Başka hiçbir şeye gerek yok. Şimdi yeni Orta Vadeli Plan'da 2029'da enflasyonu yüzde 9'a düşüreceğiz diyorlar. Yüzde 39 olur, eğer AK Parti iktidarda kalırsa ki inşallah kalmayacak. Önümüzdeki ilk seçimde Türk milleti sandıkta kendisini sefalete mahkum edenlerle, devletine PKK’yı ortak edenlerle, paralel devlet kurduranlarla, Abdullah Öcalan’ı adasında serbest bırakanlarla gereken hesaplaşmayı yapacak.

Evet, inanırsanız üç vakte kadar enflasyon inecek. Ya Sayın Mehmet Şimşek, siz falcılarla mı çalışıyorsunuz? Tarot mu açtırıyorsunuz ekonomiyi yönetmek için? Vermiş olduğunuz bu rakamların hiçbir ciddiyetinin olmadığını vatandaşın gördüğünü anlamıyor musunuz? Evet. Birazdan tabii konuya geleceğim. Şimdi Mehmet Şimşek'ten açılmışken.

Değerli Zafer Partililer, son günlerde düşman ceza hukuku uygulamasıyla Üsküdar Belediyesi'nde olduğu gibi kabul edilemeyecek işler yapılmaya devam ediliyor. Düşman ceza uygulaması devam ediyor ama doğrusu uyuşturucu ve sanal kumarla, yasa dışı bahisle mücadelede de önemli işler yapıldığını görüyoruz. Bunu da takdir ediyoruz. Bizim Tertemiz Türkiye Projemizde öngördüğümüz mücadeleler kapsamında olmasa bile en son Ankara'da yapılan fuhuş ve uyuşturucu operasyonlarını takdirle izliyoruz ve devamının gelmesini istiyoruz. Ancak görüyoruz ki bu operasyonlarda gözaltına alınanlardan bazıları Mehmet Şimşek'le birlikte Londra'da para aramışlar. Ne biçim iş ya? Bu ne biçim iş? Yani şimdi uyuşturucu ve fuhuştan tutuklu olanlar Türk devlet bürokrasisiyle ve siyasetle bu kadar iç içe nasıl girerler, buna nasıl müsaade edilmiş?

Evet, ne kadar hayal pazarlaması ve algı yönetimi yapmaya çalışırsa çalışsın iktidar, her şey pazar gerçeği karşısında çöküyor. Çünkü vatandaş pazara gittiği zaman alım gücünün nasıl yerlerde sürüklendiğini görüyor ve paramız adeta pul değerine gelmiş. En büyük para 200 TL ile bir kilo meyve almakta insanlar zorlanır hale gelmişler. 17 milyon emeklinin ve 11 milyon asgari ücretlinin artık 38 bin lira olan açlık seviyesinden bahsederken yaşamları da ancak Orta Afrika'daki insanların yaşadığı açlık seviyesine yakın bir seviye oluyor. Orta vadeli planlarınız vatandaşın karnını doyurmuyor. Sadece açlığını planlar durumuna dönmüş durumda. AKP döneminde büyük sıklıkla hayal kırıklıkları yaşadık ve büyüme rakamları da sık sık iktidar bürokratları tarafından değiştirilmek zorunda kalındı. Bu yıl için önce yüzde 4 olarak öngörülen sanayi büyümesini sonra yüzde 2,3'e çektiler. Turizm gelirleri tahmini 68 milyar dolar öngörülmüştü. Turizm çok kötü geçti ve geçiyor. Şimdi 66 milyar dolara düşürülmüş olduğunu görüyoruz. Onun bile gerçekleşeceğinden şüphem var. Dış ticaret açığı 96 milyar dolar olur dediler, 105 milyar dolar olacak şimdi deniliyor. Ama eğer Orta Vadeli Plan'daki falcıya inanırsanız da üç vakte kadar, yani 2029'da büyüme yüzde 5'e çıkacakmış.

Sanıyorum bu arkadaşların öğrendiği matematik, geometri, trigonometri bizim öğrendiğimizden farklı arkadaşlar. Hani iki kere iki bunlarda her zaman dört etmiyor. Şöyle soruyorlar: 'İki kere iki kaç eder?' Size ne lazım? Evet, bu 'size ne lazım' matematiğiyle ekonominin düzelmesi mümkün değil. Orta Vadeli Plan'da genel olarak başarılamayan göstergelerde çok sayıda revizyon yapılırken vergi gelirlerinde ve özelleştirmelerde de artış yapılacağı, yani AK Parti hükümetinin neden olduğu yoksulluğun başta emeklilerimiz olmak üzere işçi, esnaf, çiftçi, memur ve orta direğin sırtına yüklenmeye devam edileceğini görüyoruz. Aslında halkımız AKP hükümetinden bu Orta Vadeli Plan'daki boş hayallere, tutmayan hedefler yerine yoksulluk ve işsizlik başta olmak üzere ekonomide çöküşün hesabını vermesini istiyor ve Zafer Partisi olarak biz de buradan AKP hükümetine sesleniyor ve 'ÖTV ile hayal satmayı bırakın, şu sorumuza cevap verin.' diye millet adına bu soruları soruyoruz. 24 seneden beri iktidardasınız. 24 seneden beri Türk ekonomisindeki yapısal sorunları çözemeyen bir AK Parti bundan sonraki seçimi kazansa nasıl çözecek? Bakın, çok basit bir soru. 24 senede Türkiye'yi getirdiğiniz yer ortada. Nasıl şimdi milletten çıkıp tekrar 'Biz bu sorunları çözeriz.' diye yetki istersiniz? Siz bu sorunları çözemezsiniz. Çünkü siz bu sorunların bizatihi nedenisiniz.

İşsizliği ve özellikle genç işsizliğini niçin halledemediniz? Milyonlarca genç işsiz. Bu çocuklar doğduğunda siz iktidardaydınız. Hani eski Türkiye değil ya, yeni Türkiye diyordunuz, AK Parti Türkiye'si diyordunuz. İşte AK Parti Türkiye'sinde işsizliğin ve genç işsizliğinin durumu bu. Size değil bir beş sene, 555 sene verilse sizin bu sorunları çözmeniz mümkün değil. Ama 24 senede devletin bürokratik yapısını darmadağın etmeyi başardınız. Adaleti çökertmeyi başardınız. Milli güvenliğimizi tehdit altında bırakmayı başardınız. Ege'de Türk adalarının Yunan ordusu tarafından işgal edilmesini durduramadınız. Devletimizin kurucusunun dedesinin türbesini bile savunamadınız. Türk tarihinde ilk defa türbe kaçırdınız. Bir terör örgütünü devlete ortak ettiniz. Paralel devlet kurdunuz. Şimdi bir başka terör örgütünün lideriyle İmralı'da anayasa yazıyorsunuz. Ve PKK paralel devlet kurmak üzere hazırlanıyor. Gelmiş olduğumuz nokta budur.

Tabii ki böyle bir iktidar Türk parasının istikrarını sağlayamaz. Tabii ki böyle bir iktidar, 56 aydır enflasyonu yüzde 30'un üzerinde aşağıya düşüremez. 'İtibardan tasarruf olmaz.' deyip her türlü harcamaya devam ediyorsunuz. Ya şu NATO zirvesi için harcanan parayı daha önceki NATO zirvelerini yapan ülkelerin hiçbirisi harcamadı. Onlar itibarsız ülke mi oldu? Bu zirve için milyarlarca lira harcayarak yapmış olduğunuz havaalanını bile Amerikan devlet başkanı dönerken güvenliksiz diye kullanmadı. Şehir üzerinden uçakların ağır ağır indiği bir havaalanı protokol havaalanı olur mu? Her türlü saldırıya açık olmaz mı böyle bir havaalanı? Ama itibardan tasarruf olmaz, gösteriş yapalım dediniz. Hiçbir NATO ülkesinin yapmadığı harcamayı yaptınız. İhracatın ithalata bağımlılığı hangi Orta Vadeli Planda çözülecek? İthalatın şişmesi ve dış ticaretin açığını nasıl kapatmayı düşünüyorsunuz? Kodamanlara vergi affı yerine toplum genelinde vergi adaletini sağlamak için düşündüğünüz bir şey var mı? Gelir dağılımı bozukluğunu gidermek için ne planlıyorsunuz? Türkiye tarımda kendi kendisine tekrar yeterli bir ülke haline gelebilecek mi? Evet, seçmen bu soruları soruyor ama seçmen biliyor ki adalet olmadan ekonomik kalkınma olmaz, güven olmadan ekonomik kalkınma olmaz. Ama bugün ne adalet var ne güven var ne de ekonominin ana dinamiğini oluşturan seçkin yurttaşlarımızın, genç yurttaşlarımızın hayatta yerlerini doğru almalarını sağlayacak bir eğitim sistemi var. Her yıl revize edip tutturamadığınız hedefleri düzelterek hukukun üstünlüğünü ve bağımsızlığını yok edip siyasete baskı aracı olarak hukuku kullanırsanız hiç kimse size güvenmez. Nitekim güvenmiyor. Dubai'den ayrılan, bakın, sermayenin Türkiye'ye geleceği konusunda bazı çevrelerde çok heves vardı ama bir dolar gelmedi. Neden? Hukukun olmadığı yere gitmez. Bugün yapılan araştırmalar gösteriyor ki AK Parti'ye oy vereceğini söyleyen seçmen bile AK Parti'nin ekonomiyi düzelteceğine olan inancını tam anlamıyla kaybetmiş durumda ve seçimler yaklaştıkça AK Parti de iktidardan gidişe yaklaşıyor. Halka boş hayal satmanın, toplumun büyük bölümünü açlık sınırı altında yaşama mecburiyetinde bırakmanın elbette sandıkta bir siyasi faturası olacak.

Ve değerli arkadaşlar, AK Parti'nin bırakacağı, gerisindeki bu ekonomik enkaz bile değil, molozu kaldıracak olan Zafer Partisi'nin Zafer Ekonomisi Programı ve Zafer Partisi'nin liyakatli devleti, özel sektörü ve dış ekonomileri bilen ekonomi kadrolarıdır. Bu kadronun hazırlamış olduğu Zafer Partisi'nin Zafer Ekonomisi Programı'nı bu ay kamuoyuyla paylaşmaya başlayacağız. Geniş ve kapsamlı bir rapor oldu. Rapor şu anda baskıda, değerli arkadaşlar. Baskıdan çıkar çıkmaz bütün ekonomik kuruluşlarına hem yollayacağız hem de ekonomi heyetimiz ziyaretler gerçekleştirerek programımızı açıklayacak ve Zafer Ekonomisi'nin nasıl bu geriye bırakılmış olan molozu kaldırarak Türkiye'yi üretim ekonomisine geçireceğini ortaya koyacağız.

Değerli basın mensupları, sevgili Zafer Partililer, öte yandan terörle müzakereler sonuçlandı. Artık mesele yeni anayasanın nasıl değiştirileceği, ne zaman değiştirileceği konusuna geldi. Çerçeve yasanın terör örgütü mensuplarına af uygulamasına ilave olarak siyasete katılma yolunun da açılması ve narkoterörist bebek katilinin silahsızlanma komisyon başkanı olması, PKK'nın devlete, siyasete ortak edilme girişimlerinden başka hiçbir şey değildir. Bölücü bu çabanın devamı ile paralel bir terör yapılanmasının oluşmakta olduğunu görüyoruz. Bir tarafta terör örgütü üyeleri için taziye toplantıları adı altında düzenlendiğinde bölücü faaliyetlere izin verilmesi, başta şehit aileleri ve kahraman gazilerimiz olmak üzere bütün milletin vicdanını sızlatmaktadır. Gelinen aşamada terörsüz Türkiye sürecinde PKK terör örgütünün silah bıraktığına dair henüz hiçbir bilgi bulunmamaktadır. PKK'nın Suriye, Irak ve İran kolları zaten silah bırakmayacaklarını açıklamışlardır. Bu bakımdan çerçeve yasanın fiilen işleme alınması da mümkün değildir. Nitekim PKK'nın Suriye kolu PYD, bölgede bütüncül yapıda dört terör tugayı şeklinde tertiplenmiş, silah bırakma bir yana, Haseek merkezli siyasi bir yapının alenen şekillenmekte olduğunu açıklamaktadır. Hani bize SDG çözüldü, Suriye'de üniter devlet sağlandı diye masallar anlatıyorlar ya, değerli vatandaşlarım, bunlar tamamen masal. YPG'nin yetkilileri televizyonlara çıkıyorlar, anlatıyorlar; bu bölge bizim, bu bölgeyi biz yönetiriz diyorlar. Yani Suriye'de özerk bir paralel yapı oluşmuştur bile.

Nitekim PKK'lılar bu özerk bölgede kamu kurumlarında istihdam ediliyorlar. Sipan Hemo adlı PKK'lı terörist Suriye Savunma Bakan Yardımcısı olmuş durumda. Son olarak Ferhat Abdi, yani Mazlum Kobani, Cumhurbaşkanı eş-Şara'nın danışmanı olarak görevlendirildi. Yani şimdi bu eli kanlı katiller, Türk askerinin, Türk insanının katilleri kravat takınca elleri kan değil de kolonya mı kokmaya başladı? Bunlar teröristtir. Hangi göreve gelirlerse gelsinler. Biliyorsunuz, Ferhat Abdi’ye de kravat taktılar ama biz onu 17 şehit verdiğimiz Aktütün baskınının sorumlusu Şahin Cilo kod adıyla tanıyoruz. Evet. Şimdi buradan Dışişleri Bakanlığı yetkililerine sesleniyorum: Yarın Ferhat Abdi Türkiye'ye gelirse Aktütün karakolunda şehit ettiği 17 şehidi unutup bu adamı havaalanında kırmızı halıyla mı karşılayacaksınız? Bu 17 şehidin annesine, babasına, kardeşlerine ne diyeceksiniz? Bu 17 şehidin annesi, babası, kardeşleri Ferhat Abdi'nin geleceği havaalanının kapısında toplanıp protesto ederlerse ne yapacaksınız? Polis zoruyla şehit yakınlarını mı uzaklaştıracaksınız? Evet. Ve şimdi bu eli kanlı teröristlerin kırmızı bültenle aramaları kaldırılıyormuş. Bu kadar kolay mı aklanmak? Evet. Yaparsa AK Parti yapıyor, aklıyor. Kırmızı bültenle aranan, başına 8 milyon TL ödül konulanlar aklanıyorlar. Cemil Bayık İmralı'yı ziyaret etmiş ve bir gece misafir olmuş. Acaba İstiklal Caddesi'nde de dolaştırdılar mı? Aklanan bu eli kanlı teröristler Türkiye’ye gelip aramıza karışacaklar mı? Zamanında PYD elebaşısı Salih Müslim’i az ağırlamadınız Türkiye’de kırmızı halıyla karşıladınız. Şimdi Şahin Cilo kod adlı Ferhat Abdi’yi Cumhurbaşkanı Danışmanı protokolüyle ve Sipan Hemo’yu da Savunma Bakan Yardımcısı protokolüyle mi karşılayacaksınız? Bir evrak ve atacağınız bir tek imzayla şehitlerimizin mübarek kanı temizlenmiş olacak mı? Böyle devlet aklı olmaz arkadaşlar. Böyle bunları aklarsınız ama Türk milletinin vicdanında bunlar katil olarak kalmaya devam eder. Asla aklanmaz. Böyle toplumsal adalet de olmaz. Şehit analarının dinmeyen gözyaşı, kahraman gazilerimizin kaybettiği gözü, kolu, bacağı, yaşamı ve sağlığı da bir evrak ve imza ile halledilemez. Çok değil, evladımızı sadece bir saniye görebileyim diyen bir kahraman gazimize gözlerini geri verebilecek misiniz?

Bütün bunlar olurken PKK'lılar için siyasi taziye çadırları kurularak terörü aklama ve meşrulaştırma gösterileri yapılıyor. İktidardan şimdiye kadar sadece bir kişi, 'Yapmayın bunu.' diye nazik bir ricada bulundu. Ama DEM provokasyonlara devam ediyor. DEM'li belediyeler her yerde Kürtçe trafik işaretleri ve levhalarla dolduruluyorlar. Türkçe de ikinci dil olarak yazılıyor. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Dairesi bünyesinde Dil Koruma ve Geliştirme Şubesi kurulmuş. Bu trafik levhaları işini bu şubeye yaptırıyorlarmış. Şimdi duyuyoruz. Ve soruyorum Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'ne ve Diyarbakır Valiliği'ne: Diyarbakır Belediyesi esnafa, Türkçe levhanı indir, Kürtçe levha asarsan senden aldığımız vergiyi azaltacağız yarı yarıya diyormuş. Sayın Diyarbakır Valisi, bu doğru mu? Anayasaya aykırı olan bu talebin yerine getirilmesine siz Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Diyarbakır Valisi olarak izin verecek misiniz? Türk milletine haber vermeden özerk bölgeleri kabul ettiniz de milletin mi haberi yok yoksa? Kime ve neye hizmet ediliyor? Eğer milleti umursamıyorsanız emin olun, büyük Türk milleti sandıkta kendisini umursamayanlara gereğini yapmak için sabırsızlıkla bekliyor.

Değerli Zafer Partililer, değerli basın mensuplarım, iktidardan gelen mesajlara bakılırsa Suriye'de her şey yolunda ve SDG, Suriye ordusuna entegre olmuş. Ülkede barış ve düzen oluşmuş. Bizim iktidar tarafı bu bağlamda memnuniyetten memnuniyete koşuyor. Oysa Suriye'de iktidarın anlattığı binbir gece masallarından bir parça olan Suriye'de üniter devlet masalı sadece bir masal. PKK özerk bölgesini kurmuş ve bunu Ferhat Abdi, 'Kendimiz yöneteceğiz.' diye gayet net bir şekilde açıkladı. Ama bu süreçte Suriye'de Kürtlerin dört katı nüfusa sahip olan Suriye Türkmenleri tamamen sahipsiz bırakıldılar. Bu hafta müfredata iki saat Kürtçe dersi ilave edilirken okullarda Türkçe seçmeli ders müfredattan kaldırıldı ve yerine Fransızca konuldu.

Şimdi Davutoğlu, Suriye politikasının başarısını anlatmak için muhalefetteyken bile, artık muhalefette bile değil, 'Suriye'deki vali Türkçe konuşuyor, bu bakan Türkçe konuşuyor.' diyordu. Sayın Davutoğlu, marifet onların Türkçe konuşması değil. Marifet, Suriye'deki milyonlarca Türkmen'in Türkçe'yi seçmeli ders olarak okuyabilmesidir. Bunu bile sağlayamıyorsunuz. Ve konuya Türk Dışişleri'nin tamamen Fransız kaldığını da görüyoruz. Türkiye hâlâ Suriye'de altyapı yatırımlarını finanse etmeye devam ediyor. Hâlâ milyarlarca dolar aktarmaya devam ediyoruz. Bu nasıl bir karşılıksız sevgi ki iki saat Türkçe dersi Suriye'de kaldırılıyor, yerine Fransızca konuluyor? Lanet olsun böyle dış politikaya. Hani Suriye'yi fethetmiştiniz. Lazkiye Limanı Fransızlara veriliyor. Seçmeli dersler Fransızca oluyor. Fransızlar para kazanıyor. Türk milleti de gırtlağından kesip Suriye'deki yatırımları finanse etmeye devam ediyor. Bu mu milli politika?

Türkiye'de en fazla 3 milyon 700 bin, o da 2021 yılında Suriyeli sığınmacı var dediniz. Ama Şam Büyükelçisi kalktı açıkladı, Türkiye'nin Şam Büyükelçisi: 6 milyon Suriyeli vardı diye. 15 milyon Suriyeli Türkiye'den geldi geçti. Ama 6 milyon Suriyeli Türkiye'de vardı. Biz 7 milyon demeye devam ediyoruz. O zaman söylediğiniz rakam da doğruydu, bugün söylediğiniz rakam da doğru. Enflasyon konusunda, ekonomik veriler konusunda, Suriyeli, Afgan, Afrikalı rakamları konusunda hükümetin verdiği rakamlara güvenilmez. Zafer Partisi'nin verdiği rakamlara ise sonuna kadar güvenebilirsiniz. Bir de şimdi bu Suriyelileri yollamayacağız diyorlar. Entegre edeceğiz diyorlar. Yani vatandaşlık verecekler. Ya siz kimin vatanını kime veriyorsunuz? Kime sordunuz da vatandaşlık veriyorsunuz?

Değerli basın mensupları, sevgili Zafer Partililer, PKK'ya çıkarılan af ve anayasal değişikliklerle ilgili İmralı'ya ziyarete giden bütün PKK'lı elebaşlarının fikirleri soruluyor. DEM'lilerin fikirleri soruluyor. Ancak bu süreçle ilgili bir tek Türk milletinin fikri sorulmuyor. Milli birlik süreci deniliyor ama millete sorulmadan, milletten gizlenerek, gizli toplantılarla, gizli pazarlıklarla sözde milli birlik süreci şekillendiriliyor. Önümüzdeki haftadan başlayarak biz Zafer Partisi olarak bütün Türkiye'de Türk milletinin PKK affı ve anayasa değişiklikleri konusunda görüşünü ortaya koyan bir bildiriyi imzaya açarak Türk milletine bu konudaki fikrini soracağız. Biz pazarlıkları İmralı'da yapmayacağız. Biz bütün Türkiye'de sokak sokak, cadde cadde, meydan meydan milletle yazılı olarak bu sürece nasıl karşı çıktığımızı ortaya koyacağız.

Çok değerli Zafer Partililer, çok değerli basın mensupları, konuşmamın başında da kısaca değinmiştim Türkiye artık bir hukuk devleti değil, düşman ceza hukuku uygulamaları çok net ve açık bir şekilde gerçekleştiriliyor. En son Üsküdar’da yapılan Belediye Başkanı seçiminde yargının müdahalesinin nasıl, 'atı alan Üsküdar’ı geçti' mantığıyla Üsküdar Belediye Başkanının değişmesine neden olduğunu gördük. Bu demokrasi değil. Bu adalet değil. Bırakın bu, devlet değil. Kendi devletinize de yazık ediyorsunuz. Türkiye Kuzey Kore olmaz. Türkiye eski Sovyet ülkelerindeki siyasal rejimlere benzer bir yapıya dönmez. Türk devletlerinde diktatörlük hiç olmadı. En güçlü padişahlar bile töreyle bağlıydılar, yasayla bağlıydılar. Güçlerinin sınırları vardı. Ve Türk devletinin tarihsel mantığı bugün yaşananları kabul etmeyecek bir mantıktır. Ve bu devir muhakkak geçecek. Çok uzun sürmeyecek. Bu devrin işlediği suçlara ortak olmayın. Bakın, çok net söylüyorum. Bu devrin işlediği suçlara, bu zihniyetin işlediği suçlara, adaletsizliklere ortak olmayın. Demokrasinin katli sürecine katılmayın. Hukukun katli sürecine katılmayın. Muhakkak bir gün, çok uzak olmayan bir zamanda Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin hukuk devleti olarak tekrar çalışmaya başladığı günler gelecek. Biz de Zafer Partisi olarak o günlerin gelmesini sağlayacak güçlerin başında geliyoruz.”

Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Cumhuriyet Halk Partisi'nin 103. yıl dönümünde Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş resepsiyona katılmadı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'la bir görüşme gerçekleştirdi. Az önce de Mansur Yavaş bir açıklama yaptı. Ankara'nın çıkarları üzerinden hareketle Cumhurbaşkanı'yla görüştüğünü, partisinden istifa etmemesinin hem Kemal Kılıçdaroğlu'nun bilgisinin olduğunu hem Özgür Özel'in bilgisinin olduğunu söyledi. Siz bu görüşmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Mansur Yavaş'ın bu denge politikasını nasıl değerlendirirsiniz?” sorusuna verdiği yanıt:

“Mansur Bey'in Cumhurbaşkanı ile görüşmüş olması aslında çok normal bir gelişme olmalıydı. Sizin bana bu soruyu sormamanız gerekirdi. Ama Türkiye öyle anormal bir siyasal atmosfere bürünmüş durumda ki siz bana bu soruyu haklı olarak soruyorsunuz. Tabii benim görüşmeden haberim yoktu. Benim görüşmeden haberimin olmaması ne kadar normalse görüşmeden hem Özgür Özel'in hem de Kemal Kılıçdaroğlu'nun haberinin olması da o kadar anormal. Çünkü bir belediye başkanının bir tane genel başkanı olur. Neden iki genel başkana birden haber verilsin? Bunu anlamış değilim.

Ama Mansur Bey dediği gibi bir denge politikası izliyor. Çok dengeli bir politika izliyor. Yani sadece iki dengeli değil, çok dengeli bir politika izliyor. Ama bu Mansur Bey'in zaten siyaset tarzıdır, her zaman yaptığı tarzıdır ve Türkiye'deki düşman ceza hukuku uygulamaları da bu tarzı Mansur Bey için bir zorunluluk haline getiriyor. Onun da bütün kamuoyu farkında. Öte yandan Ankara'nın halledilmemiş birçok sorunu var. Bu sorunlar için finansal çözümler gerekiyor ve bu noktada da Cumhurbaşkanı ile görüşmesi Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı için bir ihtiyaç. Soru şu: Mansur Bey neden Erdoğan'la görüştü değil. Erdoğan neden Mansur Bey'le görüştü? Onu önümüzdeki günlerde anlayacağız.”

Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Lazkiye, Halep, Şam bölgesine turistik otobüs seferlerinin düzenleneceği kamuoyuna yansıdı. Bir taraftan Türk vatandaşları, belki diğer taraftan Suriyeli vatandaşlar da oraya gezmeye gidecekler. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna verdiği yanıt:

“Evet, aslında Halep'e ve Şam'a otobüs seferleriyle Türkiye'de en ilgili olan partilerin başına Zafer Partisi geliyor. Çünkü Zafer Turizmi biz bu amaçla siyasetin gündemine taşımıştık. Ama iktidar, Suriyeliler kalsın, Türkleri götürelim modunda. Öncelikle güvenliğin sağlandığı her yere Türkler turist olarak gidebilirler. Biz de Suriyelileri Türkiye'de Türk vatandaşı olarak değil, turist olarak görmek istiyoruz. Vatanlarına dönmelerinin zamanı gelmiştir, geçmiştir. Artık vatanlarına dönmeleri bir sorumluluktur. Vatandaşlık verilenlerin ve verilen vatandaşlığın haksız verildiğini, yasalara aykırı verildiğini biliyoruz. Onun için biz ilk günden söz verdiğimiz gibi, iktidara geldiğimiz zaman yapacağımız ilk şeylerden bir tanesi vatandaşlık verilenlerin de vatandaşlıklarını iptal ederek bütün Suriyelilerin, geçici Suriyeli sığınmacı ve kaçak olarak gelmişlerin tamamının vatanlarına dönmesini sağlamak olacak.

Zaten Suriye'nin toprak bütünlüğünü de ancak böyle bir politika sağlayabilir. Yoksa boş bir Suriye, İsrail karşısında çok zayıf ve yıkılacak bir ülke olur. Eğer Türkiye'yi yöneten bugün kadro birazcık jeopolitik, birazcık stratejik bilgisine sahip olsaydı, Suriye'deki nüfusu tahkim etmenin, yani Suriyelileri Suriye'ye döndürmenin, Suriye'yi İsrail'e karşı güçlendirecek önemli bir hamle olduğunu da anlardı. Bu insanlar buraya yollandıktan sonra Mısır'a yollanan tekstil fabrikalarının mesela Lazkiye, Halep, Hama bölgelerine yollanması ve Gaziantep ve Hatay'ın da Suriye'nin yeniden yapılanmasında önemli bir rol üstlenmesini, yönlendirici rol üstlenmesini sağlardı. AKP iktidarının böyle bir projesi yok. Böyle bir projeyi ortaya koyacak yaklaşımı da yok. Ama biz Zafer Partisi olarak bu meseleyi çok rasyonel çerçevede çözeceğiz. Suriyeliler vatanlarına dönecekler. Türkiye'ye gelmek istedikleri zaman da ancak turist olarak gelecekler.”

AdminAdmin