Zafer partisi genel başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Bugün Zonguldak'ta, Zonguldak İl Başkanlığımız ve Genel Merkezimiz tarafından düzenlenen ‘Atatürk'ün Kızları Toplanıyor’ toplantısına katılmak ve ziyaretler gerçekleştirmek üzere bulunuyorum. Türkiye ağır bir süreçten geçiyor ve Cumhuriyet kurulduğu günden bu yana karşı karşıya olduğu en ağır ve büyük tehdidi yaşıyor. Atatürk'ün kurmuş olduğu milli, üniter, laik Türkiye Cumhuriyeti ağır çekim bir yıkım süreci içerisine sokulmuş durumda. PKK terör örgütüne çıkarılan af, bu sürecin sadece bir adımını teşkil ediyor. Bundan sonra yapılması planlanan anayasa değişiklikleriyle, İstiklal Harbimizin neticesinde kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti'nin millî ve üniter devlet karakteri ortadan kaldırılmak isteniyor. Lübnan'da, Yugoslavya'da parçalanan; Suriye'de, Irak'ta yaşananların şimdi Türkiye'de yaşanması tehdidiyle Türk milleti karşı karşıya. Biz Zafer Partisi olarak, bütün gücümüzle, bütün milli ve Atatürkçü güçlerin, siyasi partilerin bir araya gelerek bu süreci durdurmak için mücadele etmesi gerektiği inancını ilk günden beri dile getiriyoruz ve dile getirmeye devam edeceğiz.
Bu vesileyle sevgili Zonguldak halkına da Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş esaslarına, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'ne sahip çıkmaları için çağrıda bulunuyoruz. Ve Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyetin, Atatürk için özür dilenerek, Atatürk'ten taviz verilerek, bölücü kavramlar ve tezler kabul edilerek korunamayacağını da hatırlatmak istiyoruz. Atatürk Cumhuriyeti, Atatürk'ten taviz vermeden, Cumhuriyetin kurucu değerlerinden taviz vermeden savunulabilir, korunabilir. Cumhuriyetimiz bu ağır tehditle karşı karşıyayken, öte yandan Türk milletinin, ülkemiz zengin olmasına rağmen, her geçen gün daha da fakirleştiğini ve sanayinin ya yurt dışına çıktığını ya da iflaslarla kapandığını görüyoruz. 2009'dan 2026'ya kadar geçen süre içerisinde Türkiye'de sanayi sektöründe çalışan işçilerin oranı yüzde 36'dan yüzde 29'a inmiş durumda. Yani fabrikalar kapanıyor veya yurt dışına taşınıyor. 16 milyon 800 bin emekli, dul ve yetim açlıkla mücadele etmekle sınanıyorlar. Adeta onlara, 'Siz neden bu kadar uzun yaşıyorsunuz da size para vermek zorunda kalıyoruz?' muamelesi yapılıyor.
11 milyon asgari ücretle geçinmek zorunda bırakılan insanımız, sefalet seviyesinde hayat şartlarına zorlanıyor. Çiftçinin üretimden her geçen gün koptuğunu ve aldığı mahsulün girdi fiyatlarını karşılamakta zorlandığını görüyoruz. Türk halkının yüzde 90'ı fakirleşirken, rantiyeci yüzde 10 her geçen gün biraz daha zenginleşiyor. Böyle bir ortamda, 2026 senesinde Türkiye'den çıkan net para, döviz olarak Türkiye'ye yatırım amacıyla gelen sermayeyle karşılaştırıldığında eksi iki buçuk milyar dolardayız. Bu çok az görülen bir durumdur. Türkiye'den son birkaç yıl içerisinde yurt dışına sadece gayrimenkul satın almak için 12,5 milyar dolar para çıkmış arkadaşlar. Bu, Türkiye'ye sermayenin duyduğu güvensizliğin ve başka ülkelere sığınarak güven arayışının bir sonucudur.
Bu ülke ekonomisini AKP yönetemiyor. Türk halkını enflasyonun acımasız pençesinden kurtaramıyor. Sadece fakirliği yönetmeye ve rantiyeyi daha zengin yapmaya odaklanmış bir politika ısrarla izlenmeye devam ediyor. Türkiye'nin yeniden üretim ekonomisine dönmesi, ancak Devlet Planlama Teşkilatı'nın kurulması ve on yıllardır rezidans, AVM inşaatına giden paraların bundan sonra fabrikalara, atölye inşaatlarına aktarılmasıyla mümkündür. Her yıl 7 milyar dolar yurt dışına, insani yardım adı altında dünyanın değişik ülkelerine para aktarıyorlar. Türkler insan değil mi? Türk vatandaşları insan değil mi? Bu 7 milyar doları niye Türkiye içerisinde kullanmıyorsunuz? Neden emekliye, dula, yetime, neden asgari ücretliye aktarmıyorsunuz? Neden çiftçiye bu parayı aktarmıyorsunuz? Bakın değerli Zonguldaklılar, Zonguldak'ta gerçi çok fazla Suriyeli yok, Afgan yok ama onlara yapılan masrafları sizin de ödemediğiniz anlamına gelmiyor. Sizlerin cebinden de para çıktı. 150 milyar dolara yakın bir para harcandı. 2011'den bu yana Suriye'nin kuzeyindeki bölgelerde 150 milyar dolar... Ne dediler? 'Geri dönecekler.' dediler.
Geri döndüler mi? Çok az bir bölümü geri döndü. Ve şimdi diyor ki Şam Büyükelçisi: 'Türkiye'de 2 milyon 300 bin Suriyeli kaldı. Onları artık Suriye'ye geri yollamayacağız, Türkiye'ye entegre edeceğiz.' Yani vatandaşlık verecekler. Siz seçimlerde hangi partiye oy vereceğinizi düşünüyorsunuz. Peki, bunlara niye vatandaşlık veriliyor? İktidara oy versinler diye. Arkadaşlar, yıllardan beri Türk milletini bu konuda neden ısrarla uyardığımızı anladınız mı?
Bunun sadece ekonomik bir boyutunun olmadığını, sadece Türkiye'yi fakirleştirmediğini, Türk halkının sırtına yük yüklemediğini; aynı zamanda bir milletin Türkiye'ye ithal edildiğini söyledik ve haklıydık. Şimdi resmi ağızlardan açıklanıyor. Bakın, 12 Temmuz'da İçişleri Bakanı çıktı, burada polis kamerası var, dedi ki: 'Suriyelilerin gitmeleri istenmiyor.' Kim istemiyormuş, bir söyleyin bakayım bize. Millete mi sordunuz, 'istenmiyor' diye çıkıyorsunuz? Önce Şam Büyükelçisine açıklama yaptırıyorlar, sonra İçişleri Bakanına açıklama yaptırıyorlar. Evet arkadaşlar, bütün bu ağır tehditleri aşmak için Türkiye'nin, Zafer Partisi ve Zafer Partisi gibi Atatürk'ten taviz vermeyen siyasetin bir araya gelmesine ve bu süreci durdurmasına, sandıkta milletin öfkesini iktidara taşımasına ihtiyaç vardır. Biz de bunun mücadelesini verdik, vermeye devam ediyoruz.”
Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Çerçeve Yasayı nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna verdiği yanıt:
“Çerçeve yasanın sadece PKK affı değil, aynı zamanda anayasa değişikliklerini kapsadığını gördük. Anayasa'nın 42. maddesinin değiştirilmesi planlanıyor. Anayasa'nın 66. maddesi, yani 'Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk’tür.' maddesinin değiştirilmesi planlanıyor. Anayasa'nın girişinin değiştirilmesi planlanıyor. Anayasa'nın mahallî idarelerle ilgili 127. maddesinin değiştirilmesi planlanıyor. 160. maddenin değiştirilerek bölgesel Sayıştaylar kurulması düşüncesinin tartışıldığını duyuyoruz. Ve devrim yasalarını belirleyen 174. maddenin değiştirilmesi planlanıyor.
Evet, şimdi Abdullah Öcalan'dan neden 'kurucu önder' diye bahsedildiğini anlıyor musunuz arkadaşlar? Abdullah Öcalan kurucu öndermiş. İşe bakın! Bir narko-terör örgütünün elebaşısı ve on binlerce insanın öldürülmesinden, şehit edilmesinden sorumlu bir eşkıya çetesinin elebaşısı şimdi bir komisyonun başkanlığını yapacakmış. Ya da o komisyonda görev yapacakmış. Bu komisyon nerede toplanacak acaba? İmralı'da mı? Bu komisyonun yetkilileri, komisyon toplantıları için Öcalan'ın ayağına mı gidecekler? 'Abdullah Bey, çay mı içersiniz, kahve mi içersiniz?' diye mi soracaklar? Evet, geldiğimiz durum budur arkadaşlar.”
Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Geçtiğimiz hafta 4 Partinin Genel Başkanlarıyla toplandınız. Bu toplantının kapsamı neydi?” Sorusuna verdiği yanıt:
“Biz bir istişare toplantısı yaptık. Bu tür toplantıları yapmaya önümüzdeki süreçte de devam edeceğiz. Türkiye'nin bu amansız süreci aşması, Cumhuriyetin birliğini muhafaza etmek için bütün Atatürk'e inanan güçlerin bir araya gelmesine ihtiyaç vardır. Biz de bu konuda üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz.”
Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Erken seçimle ilgili bir şeyler var mı?” sorusuna verdiği yanıt:
“Seçim erken olacak. Seçim zaten vatandaşın hafızasında başladı arkadaşlar.”
Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, SDG’nin feshedilmesinin ardından örgütün eski liderini Cumhurbaşkanlığı danışmanı olarak atadı. Bu konuda bir değerlendirmede bulunmak ister misiniz?” sorusuna verdiği yanıt:
“Bakalım Abdullah Öcalan ne diye atanacak, göreceğiz.”
Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Başkanlık Sisteminin bazı yetkilerinin Meclis’e devredilmesi konuşuluyor. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?” sorusuna verdiği yanıt:
“Konuşulanlar müsteşarlığın geri gelmesi gibi Zafer Partisi'nin programında olan ve Zafer Partisi'nin üzerinde sık sık durduğu hususlar. Ancak bunların yanında bahsettiğim maddelerin değiştirilmesi söz konusu olur ise bu değişiklikleri yapmanın hiçbir değeri ve önemi olmaz.”
Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Zonguldak için Parti Programınızda neler var?” sorusuna verdiği yanıt:
“Biz dört yeni Marmara bölgesi oluşmasını, dört yeni sanayi ve enerji koridoru oluşması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü her şey Marmara Bölgesi'ne yığıldı. Bu, Türkiye için bir millî güvenlik riski.
Bu dört yeni Marmara bölgesinden bir tanesi de limanı Zonguldak olmak üzere Ankara ve Bursa'ya uzanan hat olacak. Bu anlamda bugün İstanbul Limanı neyse, Zonguldak da o işlevi üstlenecek. Savunma sanayi tesislerinin yine Zonguldak'a, Karadeniz'e taşınması gerektiğini düşünüyoruz. Burada dağların altına taşınması gerektiğini düşünüyoruz. Bunun için de çok uygun bir coğrafya var. Karabük Demir Çelik'in kurulmasının nedeni de Cumhuriyetin başında bu bölgenin, biliyorsunuz, o günün hava saldırılarına karşı savunma açısından çok uygun bir coğrafya olmasıydı.
İran-İsrail savaşı göstermiştir ki artık savaşlarda öncelikli olarak sanayi ve savunma tesisleri hedef alınıyor. Bundan dolayı savunma tesislerinin, yüksek teknoloji üreten tesislerin Karadeniz Bölgesi'ne ve bu arada tabii Zonguldak ve çevresine taşınması ve burada korunaklı alanlara nakledilmesi bir zorunluluktur.”






























