ÖĞRETMENLİĞİN EN GÜZEL ÖDÜLÜ

Ali İhsan Öztürk

23-07-2026 22:18

#İhsanDüşünmedenEdemiyor
Hayat gerçekten çok enteresan…

Bazen de öylesine acımasız ki…

Üstelik bu acımasızlık herkese eşit davranmıyor.

Sanki en orantısız gücü, en zayıfa; en garibana; arkasında kimse olmayanlara kullanıyor.

2000’li yılların başında İmam Hatip Lisesi’nde öğretmenlik yapıyordum.

Önce katsayı kararı çıktı.

“Çocuklar bir yıl daha okuyacak.” dediler.

“Tamam.” dedik.

“Bir yıl daha okusunlar. Yeter ki iyi yetişsinler.”

Fakat kısa sürede anladık ki mesele bir yıl daha okumaları değildi.

Mesele, onların geleceklerine vurulan görünmez prangalardı.

Belki Türkiye’nin en iyi üniversitelerinde okuyacak, ülkesine bilimde, hukukta, mühendislikte, eğitimde hizmet edecek nice pırıl pırıl evlatlarımız, bırakın hayalini kurdukları fakülteleri; iki yıllık bölümlere bile giremez hâle geldi.

Kimisi mecburen ön lisans okudu.

Kimisi dikey geçişle yoluna devam etti.

Kimisi ise hayallerini daha yolun başında toprağa gömdü.

O çocukların büyük çoğunluğu zengin değildi.

Anadolu’nun sessiz kasabalarından, köylerinden gelen gariban çocuklarıydı.

Devlet yurdu yoktu.

Ev kiralayacak güçleri yoktu.

Kendilerine kapısını açan yurtlara gittiler.

Belki de başka seçenekleri hiç olmadı.

Yıllar geçti…

Takvimler değişti…

15 Temmuz yaşandı.

Bu kez aynı çocukların bir kısmı, hayatın başka bir imtihanıyla karşı karşıya kaldı.

İçlerinde cezaevine giren öğrencilerim oldu.

Geçenlerde içimden bir ses, “Ara bakalım.” dedi.

Bir yakınının telefonunu buldum.

Aradım.

Cezaevinden çıkmış.

Şimdi yeniden hayata tutunmaya çalışıyormuş.

Telefonun diğer ucundaki sevinci tarif edemem.

“Hocam… Beni aradınız ya…” derken sesindeki heyecan, yılların silemediği öğrenci sevgisiydi.

Bir an sustum.

Sonra takvime baktım.

2000…

2026…

Tam yirmi altı yıl…

Bir öğretmenin, çeyrek asır sonra öğrencisini araması bu kadar büyük bir mutluluk olabiliyorsa, demek ki bazı bağlar zamana yenilmiyor.

Telefon kapandı.

Ama içimde bir muhasebe başladı.

Keşke…

Evet, keşke…

Sadece ders anlatan öğretmenler olmasaydık.

Keşke o günlerde bu çocuklara başlarını sokabilecekleri bir yurt, güvenle yaşayabilecekleri bir yuva kurabilseydik.

Belki hayatları bambaşka olurdu.

Belki kaderleri başka türlü yazılırdı.

Belki bugün bu ülke, kaybettiği nice insanını kazanmış olurdu.

Yıllar geçiyor.

Takvim yaprakları değişiyor.

Ama bazı soruların cevabı eskimiyor.

Ve insan, düşünmeden edemiyor…

Bir neslin omuzlarına yüklenen bu ağır bedelin hesabını tarih kime soracak?

Asıl vebal, hayal kuran çocukların önüne engeller koyanların mı, yoksa o çocuklara sahip çıkamayan hepimizin mi?

Bilmiyorum…

Bildiğim tek şey şu:

Aradan yirmi altı yıl geçse de bir öğrencinin “Hocam, beni unutmadınız.” diyebilmesi, öğretmenlik mesleğinin en büyük ödülüdür.

Ama keşke bu ödülün yanında, vicdanımızı sızlatan bu kadar büyük pişmanlıklar olmasaydı…

DİĞER YAZILARI HAYATIM 01-01-1970 03:00 ÖZTÜRK REKORA KOŞUYOR! 01-01-1970 03:00 İHSAN DÜŞÜNMEDEN EDEMİYOR 01-01-1970 03:00