#İhsanDüşünmedenEdemiyor
Şu son birkaç gün bana bir gerçeği yeniden hatırlattı…
Meğer bazı insanların kaderinde rahat bir uyku diye bir şey yokmuş.
Çünkü insan sadece kendi hayatını düşünüyorsa kolay uyur.
Ama gönlünde bir millet, bir medeniyet ve bir gelecek taşıyorsa; geceler de gündüzler kadar uzundur.
Türk Dünyası’nın neresinde bir acı yaşansa, aynı yürek sızlıyor.
Doğu Türkistan’da bir çocuğun gözyaşı dökülüyorsa,
Kırım’da bir özlem büyüyorsa,
Kerkük’te bir Türkmen tedirgin yaşıyorsa,
Azerbaycan’da, Kazakistan’da, Kırgızistan’da, Özbekistan’da, Türkmenistan’da ya da Türk yurtlarının herhangi bir köşesinde bir Türk kendisini yalnız hissediyorsa, bu hepimizin meselesidir.
Atalarımız, bozkırın sonsuz ufkuna bakarken Tanrı’nın gök kubbesi altında hür yaşamayı en büyük nimet saymışlardı.
Onlar biliyordu ki esaret, önce zihinde başlar; hürriyet ise önce yürekte doğar.
Bugün ise aynı idealleri farklı zamanların imkânlarıyla yaşatmaya çalışıyoruz.
Çünkü milletlerin geleceğini yalnız ordular değil; fikir, kültür, eğitim ve ortak ülküler de belirler.
Bazen düşünüyorum…
Biz neden bu kadar uykusuzuz?
Belki de sebebi, sınırlarımızın sadece haritalarda çizili olmasıdır.
Çünkü gönül coğrafyasının sınırı olmaz.
Türk’ün acısı da sevinci de bir ülkenin sınırlarına sığmaz.
İnsan, kendi vicdanından kaçamaz.
Vicdan sustuğu gün, millet olma şuuru da zayıflamaya başlar.
Allah şahittir ki mesele ne makamdır ne de şöhret.
Mesele; bizden sonraki nesillere daha güçlü, daha bilinçli ve birbirine daha sıkı bağlanmış bir Türk Dünyası bırakabilmektir.
Belki bu yüzden uyku bize haram oluyor.
Çünkü omuzlarımızdaki yük şahsî değil, tarihîdir.
Çünkü taşıdığımız dava günlük değil, asırlıktır.
Ve biliyorum ki…
Bir gün Türk Dünyası birbirini gerçekten tanıdığında, birbirine gerçekten güvendiğinde ve ortak hedeflerde buluştuğunda, bugün uykularımızı kaçıran birçok mesele de geride kalacaktır.
O güne kadar düşünmeye, üretmeye ve mücadele etmeye devam edeceğiz.
Çünkü bazı insanlar rahat yaşamak için değil; geleceğe iz bırakmak için yaşar.