RÖPORTAJ
Giriş Tarihi : 11-11-2025 20:13   Güncelleme : 11-11-2025 20:33

AYSON KARABAĞ'DAN ALİ RlZA BİNBOĞA RÖPORTAJI

Ali Rıza Binboğa, 26 Şubat 1950 Sarız, Kayseri, Türkiye, İstanbul Teknik Üniversitesi Mesleği-Müzisyen

AYSON KARABAĞ'DAN ALİ RlZA BİNBOĞA RÖPORTAJI

50. Yılın Yarınlar Bizim  Biyografi Kitabının Yazarı: Ali Rıza Binboğa ile Gazeteci Ayson Karabağ Röportajı
O Bir Sanatçı, O Bir Yazar, O Bir Öğretmen, O Bir Umut Işığı… Yarınlar Bizim  

Engellerin ve Siyasi Yasakların Altından Altın Gibi Çıkan Sanatçı: Ali Rıza Binboğa
Florya’da Hak Evrensel Hatay Sofrasında Kahvaltıda buluşarak Bir Taraftan Çaylar bir taraftan sıcak yiyecekler geldikçe  Ali Rıza Binboğa Kitap Konusunda Konuşmak için  bir araya geldik. Çayın tadı çaydan değil, birlikte içtiğin dostlardan gelir.

Dayanıklılığı tanımlamaya çalıştığımda aklıma ilk gelen isimlerden biri Ali Rıza Binboğa’dır.
Futbolcular gibi… Maçlarda sert oynarlar ama kimse onların ayıp ettiğini söylemez. Çünkü onlar oyunun kurallarını iyi bilir, rakipleriyle kıyasıya mücadele eder, yılmadan koşarlar. Ne kırılırlar, ne küserler, ne de mücadeleden vazgeçerler. Her zaman ileriye, hedefe doğru azimle yürürler.

Benim için dayanıklılık; zekâ, güç ve insanın kendine duyduğu saygıdan doğan bir özelliktir.
Eğilmeyen,
Bükülmeyen,
Dönemin adamı olmayan,
Dik duran,
Sabırlı insan olabilmektir.

Engellere, yasaklara rağmen sevgiden, umuttan vazgeçmeyen… “Yarınlar Bizim” diyerek kalplerde çimento gibi tutunan, depreme dayanıklı bir sanatçı:

Ali Rıza Binboğa, yasaklanmış bir sanatçı… TRT’de, radyolarda, gazetelerde yer bulamamış ama halkın gönlünde taht kurmuş biri.
Şarkılarıyla mesaj veren, umudu aşılayan, sabrı öğreten bir sanatçı.

Ali Rıza Binboğa, güvenilirliğiyle, dürüstlüğüyle, zamanın eskitemediği bir değer.
Toprağın içinde saklı duran bir altın gibi…
Ders alınacak, ilham verici bir yaşam öyküsüne sahip.
Günün adamı olmadan doğrularından vazgeçmeyen, hemşehrilerini, çocukları, çevreyi, ülkesini, bayrağını seven bir yürek.
O, toprağın mayası gibi, bozulmadan, kararlılıkla yürüyen bir sanatçı.
Engellere göğüs geren, sabırlı, azimli ve her zaman doğru bildiği yoldan şaşmayan bir insan.

Şimdi gelin, bu özel insanın hayatına birlikte kulak verelim.
Röportajlarını YouTube üzerinden, kendi sesinden dinleyebilirsiniz.

Kitap Nedir?

Kitap okumak barut gibidir; bir kere tutuşunca artık hiç sönmez. Okuyan insan yeni kapılar açar, hayal dünyası gelişir, kelime hazinesi zenginleşir. Konuşurken ikna kabiliyeti artar, ses tonu güçlenir.
Okumak, insanı besleyen bir eylemdir; tıpkı yemek gibi… Ses tonunuzun, konuşmanızın etkisini fark edecek, insanların üzerindeki inandırma gücünüzün arttığını göreceksiniz.
Bu yüzden diyorum ki: Okuyalım, okutalım, kitap hediye edelim!

Atatürk’ün şu sözü ne kadar anlamlıdır:

“Küçükken elime geçen iki üç kuruşu kitaba vermeseydim, hayalini kurduğum ülkeme kavuşamazdım.”

Gelin siz de okuyun, hayallerinizin peşine düşün. Hayallerinizi gerçekleştirin, bilgi ve becerinizin kapılarını açmaya devam edin.

“Yarınlar Bizim” Otobiyografi Kitabınız Hakkında Bizi Bilgilendirir misiniz?

“Yarınlar Bizim” adlı otobiyografi kitabı; kendi fikirlerini yazan, düşündüren, sabırla yol alan, kendi  dönemin rüzgarına kaptırmayan, orijinalliğini bozmadan beklemeyi bilen bir yazarın eseri.
Toprakta bekleyen nadas gibi verimli bir insanın; üretken bir sanatçının, aydın bir düşünürün kaleminden çıkmış bir kitap bu. 342 sayfalık bu ilk kitabın bir devamı da gelecek.

Bir yazar şöyle der: “Bencil olmayın. Bilgilerinizi, tecrübelerinizi, deneyimlerinizi, acı faturalarınızı ve başarı hikayelerinizi paylaşın ki birine ışık, birine ilham olsun.”

Ben de bu düşünceyle bilgi ve deneyimlerimi kitaplaştırarak paylaşmak istedim. Çünkü inanıyorum ki bu kitaptan biri ilham alacak, biri mücadeleyi öğrenecek, biri sabrı keşfedecek.
Bu kadar engel ve yasakla karşılaşmasına rağmen kin tutmadan, nefret etmeden, sevgiyle bekleyen bir sanatçının hikayesidir bu.
Özgürlüğü bekleyenlerin, umudu büyütenlerin, engelleri aşacak yiğitlerin hikayesi…
Bu kitap, “Yolun ışık olsun, aydınlık olsun” diyerek umut aşılayan, ilham veren bir eserdir.
Okuyan “Ben de yapabilirim!” diyecek. Çünkü bir kez tutuşan barut bir daha sönmez.
Liderimiz  Mustafa Kemal Atatürk’ü düşünün:
Savaşta bile elinden kitabı düşürmedi.
Biz de okuyalım, kitap hediye edelim; çünkü bilgi kitaptadır.
Eğer içinizde mıknatıs varsa, o bilgiyi mutlaka çekeceksiniz.

Dedemizi Anlatalım

Dedeniz hakkında konuşalım, bize biraz anlatır mısınız?

Büyük dedem Ali Rıza, Mehmet Mirza ve Gül Hasan üç kardeşmiş. Üçü arasında Ali Rıza dedem duruşu, sevecenliği ve yardımseverliğiyle her zaman bir adım önde olurmuş. Kendisine “Ağa” diye hitap edilirmiş.
Mehmet Mirza dedem ise gözü pekliği ve sorunları çözme kabiliyetiyle çevresinde saygı gören bir kişilikmiş. Gül Hasan dedem ise ağabeylerine duyduğu sevgi ve saygısıyla takdir edilirmiş.

Büyük Ağa dedem Ali Rıza’nın en büyük oğlu Nuri, Birinci Dünya Savaşı’nda ilan edilen seferberlikte askere alınır. Nuri dedem o sırada evlidir ve eşi Hamide nenem beş-altı aylık hamiledir.
Ali Rıza ve Mehmet Mirza dedeler, kendi nüfuzlarını kullanarak Nuri dedemin askere alınmaması için çeşitli girişimlerde bulunurlar. Ancak Nuri dedem, “Vatan borcudur,” diyerek bu çabalara karşı çıkar ve birliğine teslim olur. Ardından Doğu Cephesi’ne gönderilir.

Cephede savaşırken, takviye birlikleriyle gelen yöresinden askerlerden biri, Nuri dedeme bir oğlunun doğduğunun müjdesini getirir. Bu haberle büyük bir sevinç yaşar. Ağa çocuğu olarak, o dönemin en değerli eşyası sayılan ayağındaki çizmeleri çıkarır ve müjdeyi getiren askere armağan eder. Kendisi de o askerin yıpranmış, yırtık çarığını giyer.
Mevsim kıştır… Kar diz boyudur. Çarıklı ayaklar korumasızdır. Nuri dedem, aldığı müjdeyle duyduğu mutluluktan ayaklarının donduğunun farkında bile değildir. Suyun ve soğuğun içinde kalan ayakları giderek hissizleşir, donmaya başlar.

Nuri dedem uzun boylu, iri yapılı, kara gözlü, temiz yüzlü ve çok yakışıklı bir adammış. Onu gören bir daha dönüp bakmadan edemezmiş. Asker arkadaşları ona sarılıp,
“Gözün aydın Nuri Ağa! Analı babalı büyüsün, soyun devam ediyor. Eğer şehitlik mertebesine ulaşırsan, ne mutlu sana!” dermiş.

Ancak çarıklı ayakları giderek daha kötü hale gelir. Sağlığı tehlikededir. O sırada Sarıkamış’a doğru harekete geçilir. Kar, fırtına, ayaz… Her şey acımasızdır. Artık çarıklı ve çıplak ayaklarını hissetmez hale gelir.
Aralık ayının son haftası, Sarıkamış’ın dondurucu geceleri kabusa döner. Ve 25-26 Aralık’ta Sarıkamış Felaketi yaşanır. On binlerce yiğit asker gibi Nuri dedem de orada donarak şehit olur. Onun torunu olmak, hayatımın en büyük onurudur.

Baba Nedir?

Babanızı bize anlatır mısınız?

“Baba” dediğimde içim yanar, yüreğim sızlar.
Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun…
Babam benim için sadece bir baba değil; aynı zamanda bir öğretmen, bir rehber, bir yol göstericiydi.

Babaların kıymetini bilin.
Ellerindeki şifadan, bilgilerinden, tecrübelerinden faydalanmayı bilin.
Unutmayın, ne ekerseniz onu biçersiniz.

Babam giderse dağın gider,
Atan gider,
Sırtın gider,
Yolun gider,
Elin gider,
Canın gider,
Çocukluğun gider,
Bayramlarda öpülecek elin gider,
Bayram gider…
Babaların kıymetini bilin.
Birlikte hikâyeleriniz olsun.

Babamın bana iki nasihati vardı:

Birincisi: “Oğlum, eşinden hiçbir şeyi gizleme. Döner dolaşır, ayağına bağ olur. Bu yüzden eşine karşı dürüst ol, hiçbir şeyi saklama.”

İkincisi: “Biz erkekler iki bacağımız arasında yumurta taşırız; ama kadınlar göğüslerini gere gere ‘Ben buyum!’ derler. Kadın, Allah’ın sana verdiği en güzel armağandır. Onun kıymetini bil, değerini bil, onu baş tacı et.”

Ben de babamın bu öğütlerini hayatım boyunca uygulamaya çalıştım.

Eurovision Şarkı Yarışması Hikayesi

“Eurovision Şarkı Yarışması’ndaki hikayenizi bizimle paylaşır mısınız?”

Ben halk oylamasında birinci oldum ama jüriden gelen puanlarla genel sıralamada 13. oldum. Hayat gibi, bu süreçte de hem olumlu hem olumsuz günler yaşadık. Tatlısı da vardı, acısı da… Bu duyguyu o günlerde derinden hissettim ve hâlâ içimde tazeliğini koruyor.
“Seninle Bir Dakika” adlı şarkı, 8257 puanla jüriden eşit puan alan Semiha Yankı ve Cici Kızlar arasında yapılan kura çekimi sonucunda birinciliği kazandı. Halk oylamasında ise birinci olan Ali Rıza Binboğa, jüri değerlendirmesinde 13. sırada yer aldı.
Eurovision 1975 Türkiye Elemesi Halk Oylaması Sonuçları:

Ali Rıza Binboğa – Yarın: 27.163 puan
Cici Kızlar – Delisin: 14.071 puan
Semiha Yankı – Seninle Bir Dakika: 8.257 puan
Jüriden eşit puan alan Semiha Yankı ve Cici Kızlar arasında yapılan kura çekimi sonucunda Türkiye’yi Eurovision’da temsil etme hakkını Semiha Yankı kazandı.
Ben ise halkın birincisi olarak bu deneyimi hem gururla hem de hüzünle yaşadım

Yasaklar Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?
Ben iki tür yasak yaşadım: biri kıskançlık yasağı, diğeri ideoloji yasağı. TRT’de yasaktım, radyolarda şarkılarım çalınmıyordu. O dönem iki yol vardı; ya sanatımdan ödün verecektim ya da savrulmadan sabırla bekleyecektim.
Ben beklemeyi seçtim. Ancak hiçbir zaman kimseye kin ya da nefret duymadım. Hz. Ali’nin sabrı gibi sabırla bekledim. Hiçbir fikrimden, düşüncemden ödün vermedim. Bu yüzden bana “Eğilmedin, bükülmedin, yanlışların içinde olmadın, kendini bozmadın; duruşunla, düşüncelerinle bir örnek oldun.” diyorlar.

Peki, sizi bu duruşa iten neydi?
Biz bir aşiret ailesiyiz. Ben sadece kendimi değil; akrabalarımı, köyümü, beni sevenleri temsil ediyorum. Kararlarımı verirken her zaman onları düşünürüm. İnsanları, kasabamın İnsanlarını , ilçemin, ilimin, ülkemin ve bayrağımın onurunu korumaya çalıştım.
Köyümde, memleketimde bana güvenen insanları hiç mahcup etmedim. Aç da kaldım, susuz da kaldım ama sabırla bekledim. Sabrı kendime yoldaş yaptım. Dönemin adamı olmadım, fikirlerimden vazgeçmedim. İnandığım doğruları anlatmaya devam ettim.
“İyi günler ileride” diyerek hep yarınlarda umut aradım. “Yarınlar bizim” dedim, umudumu kendimde yitirmedim, kırılmadım, bekledim. Çünkü biliyorum ki sabır çok değerli bir erdemdir. Ben de Hz. Ali’nin sabrı gibi sabırla bekledim. Kendimi adeta bir derin dondurucuya koydum, sabırla bekledim; çünkü bazen beklemeyi de bilmek gerekir.

Kırmızı Çizgilerim

Sizin kırmızı çizgileriniz var mı? Hiç bu çizgilerden vazgeçtiniz mi?
Ben hiç vazgeçmedim. Çünkü sadece kendimi değil, akrabalarımı, çocukları, köyümdeki insanları, ilçemi, ilimi ve ülkemin geleceğini düşündüm.
Kırmızı çizgilerimden ödün vermedim. Beklemeyi bildim, sabırlı oldum. Doğrularımdan asla şaşmadım, yolumu değiştirmedim. İçimde ne varsa dilimde, yüreğimde de o oldu.
Kendi çıkarımı asla ön planda tutmadım.

Büyüklerimiz der ki: “Önce fayda sağla, sonra doğru adam ol.”
Ben de bu öğüdü hiç unutmadım. İlkelerimden ve doğrularımdan çıkmadan, yasaklara rağmen dimdik durdum. Eğilmedim, iki yüzlü olmadım.
Sabrın içinde, sıkıntıların ortasında yıllarım geçti ama kimseye kırgın ya da küskün değilim.
Kin ve nefretin içine girmeden, sevgiden vazgeçmeden, özgürlüğü anlatmaya ve “Yarınlar bizim” demeye devam edeceğim.
Umut aşılamaktan asla vazgeçmeyeceğim.

Şarkılarınızda Umut Var

Şarkılarınızda hep umut, ders ve gelecek var. “Yarınlar bizim” diyorsunuz. Umut mu satıyorsunuz?

Ben öğretmenlik mesleğinin kutsallığına inanırım.
Öğretmen, yol gösterendir, ışık tutandır.
Hz. Ali der ki: “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.”
Ben de öğrendiklerimi paylaşmak, öğretmeye katkıda bulunmak için uğraştım.
Şarkılarımda umudu, özgürlüğü, sevgiyi aşılamak istedim.

“Yoruyorum, dikenlerin üstünde yürüyorum” dediğimde aslında hayatın zorluklarını anlatıyordum.
Ben ekindim, olgunlaştım, harman oldum.
Her şarkımda bir parça umut, bir parça özgürlük vardı.

İçinin Yanarken Umudu Nasıl Anlatırsın?

Bir gün İstanbul’da, tıklım tıklım bir minibüste ayakta kaldım.
Ayaklarımın üstünde  topuklu bir ayakkabı vardı, parmaklarımın hissini yitirdim.
İçim yanıyordu ama o an yanımdaki kadına bakınca, “Harika bir hediye bıraktın,” dedim
O anda düşündüm:
Eğer benim canım yanıyorsa, bir başkasının canı yanmasın.
Benim içim sızlıyorsa, başkasının içi sızlamasın.

Bu yüzden benim  yanan içimi, yanan ciğerimi kimseye göstermedim.
Acılarımı içimde sakladım.
Ben, bana acı verenleri değil, insanlara umudu, özgürlüğü ve barışı anlatmayı seçtim.

Aziz Nesin’le Bir Anınız Var mı?

Benim de Çatalca’da bir iş yerim vardı. Zaman zaman bir araya gelir, sohbet ederdik.
Bir gün gittiğimde sobanın üstünde bir demlik vardı. Üzerine telle tutturulmuştu. Çay dökerken elini yakıyordu. Dış görünüşü hiç hoş değildi ama o çay tavşankanı gibiydi; şifalı, bal gibi lezzetliydi.
“Bunu değiştir,” dediğimde bana,
“Burada ne var? Buradan tutacaksın, çayını koyacaksın,” derdi.
O sade haliyle bile çayına, sohbetine ayrı bir güzellik katardı.

İkinci anım ise bizim Yazarlar Derneği’ndeydi. Bir gün bana,
“Bir konser ver,” dedi.
Ben de, “Abi ben ücret almam ama müzisyenler emekçi, onları memnun edelim,” dedim.
“Sen şefini gönder, görüşsün,” dedi.
Ben de müzisyen arkadaşımı gönderdim. O da, “Ali Rıza abi almıyorsa biz de almayalım,” demiş.
Bunun üzerine Aziz Bey, “Olmaz, sizler emekçi insanlarsınız,” diyerek müzisyenlere mutlaka bir bedel ödenmesini istemiş.

Hiç Unutmadığınız Bir Anınız Var mı?

Bir gazeteci Aziz abiye,
“Yazılarınızı nasıl yazıyorsunuz?” diye sormuş.
Aziz abi de gülümseyerek,
“Akşamları çıplak yazıyorum, gündüzleri yarı çıplak yazıyorum. Sürekli yer değiştiriyorum,” demiş.

Yine bir gün bir gazeteci Mahsun Şerif’e,
“Ne iş yaparsınız?” diye sormuş.
Mahsun Bey de, “Ali, ben ne iş yaparım?” diye bana soruyla cevap göndermişti.

İşte böyle, unutamadığım anılar arasında Aziz abinin esprileri, samimiyeti ve insan sevgisi her zaman özel bir yer tutar.

Sanatçı Nedir?

Güzel sanatların herhangi bir dalında yaratıcılığı olan, yapıtlar veren; tiyatro, sinema, müzik gibi alanlarda eserler üreten, oynayan, yorumlayan ve uygulayan kişidir sanatçı.
Sanatçı üretendir.
Sanatçı önce ulusal düşünmeli, sonra dünyaya seslenmelidir. Eğer dünya insanlarını etkileyebiliyor, mesaj verebiliyor ve inandırabiliyorsan, sen artık “dünya sanatçısı” olmaya adaysın demektir.
Beğenen olur, beğenmeyen olur; önemli olan üretmek, sevdirmek, ilgiyi çekmek ve duyguyu aktarabilmektir.

Müzik üretmek de emek ister. Eğer müziğin içinde alın teri, sabır ve duygu varsa, bu ürün tıpkı tandırda ağır ağır pişmiş ekmek gibi olur ve kalplere işler. Ama hazıra konarsan, içinde duygu ve emek yoksa o eser sabun köpüğü gibi kısa sürede sönüp gider.

Sanatçı Bakan Olsaydınız Neler Yapardınız?

Sanatçılar üreten kişilerdir. Onları desteklemek, yarışmalarla ve projelerle üretimi teşvik etmek gerekir.
Sanatçının elinden tutmak, ürettiği şarkıların, filmlerin dünyaya tanıtımını yapmak, eserlerini uluslararası alanda pazarlamak şarttır.
Yasaklamak yerine destek olmak, “bunu yapma” demek yerine “nasıl daha iyi yapabilirsin?” diye sormak gerekir.

Üretilen her eser bir “ülke markasıdır”. Tıpkı “T.C.” ibaresi taşıyan bir ürün gibi.
Sanata, sanatçıya önem vermek gerekir. Çünkü sanat, duygunun, düşüncenin ve emeğin birleştiği bir alandır.
Şarkılar, kitaplar, resimler, karikatürler, mizah eserleri… Hepsi insanlara anlatılarak, tanıtılarak, paylaşılmalıdır.

Gazeteciler Nasıl İnsanlardır?

Atatürk gazeteciler için, “Gazeteci meşaledir, okuldur.” der.
Eleştirileriyle topluma ayna tutarlar. Farklı bakışlarıyla, fotoğraflarıyla, başlıklarıyla bize gerçeği gösterirler.
Benim gözümde gazeteciler yiğit insanlardır.
İyiyi ve doğruyu anlatan, tehlikeyi önceden haber veren, toplumu aydınlatan kişilerdir.

Bu meslek nankördür ama çok değerlidir.
Ülkemizde Abdi İpekçi, Aziz Nesin, Uğur Mumcu gibi değerli gazetecilerle aynı dönemde yetiştiğim için kendimi şanslı sayıyorum.
Hz. Ali der ki:
“Zenginliğin en güzeli akıl zenginliğidir.”
Bu büyük gazeteciler, bilgilerini bizimle paylaştılar, tehlikenin içinde yaşadılar ama halkı düşündüler.

Atatürk Hangi Sözleri Sizi Etkilemiştir?

Her sözü etkili   ama Bir sözü vardır ki, hayatımda çok önemlidir:
“Çocukken elime geçen iki kuruştan birini kitaba vermeseydim, hayalini kurduğum ülkeme kavuşamazdım.”
Bu söz, kitabın ve okumanın önemini anlatır.

Nutuk’ta der ki: “Gençler, araştırın, doğruları bulun. Doğrunun içinden size en uygun olanını seçin. O doğruyu aklınızla ve kalbinizle birleştirin. Ondan vazgeçmeyin.”

Kitap Okumanın Faydaları

Gazete ve kitap kokusuna bayılırım. Her başlık, her satır insana ilham verir.
Elinize ne geçerse okuyun.
Bir ilan, bir gazete sayfası, bir kitap fark etmez.
Okudukça kelime hazineniz artar, ses tonunuz güçlenir, düşünce yapınız gelişir.
Okumak sizi ikna edici kılar, konuşma yeteneğinizi geliştirir.
Bilgiyi okuyarak, araştırarak, dinleyerek artırın.

Demokrasi Nedir?

Benim anayasam şudur:
“Devletim ve ülkem oldukça ben de varım. Demokrasi varsa hepimiz varız.”

Kötülükler Nasıl Beslenir?

Kötülük dil ve kalpten beslenir.
Kendinize nasıl davranılmasını istiyorsanız, başkalarına da öyle davranın.
Unutmayın, iyilik yapan iyilik bulaştırır; kötülük yapan kötülük.

En İyi İlaç Nedir?

Büyüklerimizin dediği gibi, insanlık hastalıklarının en etkili ilacı içtenliktir. İçten Davranıştır,
Hayatta her şey için; medeniyet, başarı ve yaşam için en doğru yol gösterici bilimdir.

Sevgi Sizin İçin Neyi İfade Eder?

Sevgi kötülüğü yok eder, iyiliği yayar, katı kalpleri yumuşatır.
Sevgi iki yönlüdür:
Sevgi veren için mutluluk, sevilen için şefkat kaynağıdır.
Sevmek, özen göstermektir; gerektiğinde fedakârlık yapmaktır.

Özgüven Nedir?

Özgüven, kendinize yönelik hissettiğiniz duyguların sonucudur.
Kendinizi değersiz görüyorsanız, düşük bir özgüvene sahipsiniz demektir.
Yeterli özgüven, kendiniz hakkında olumlu düşünceler beslemenizle oluşur.
Kişi kendisini nasıl görüyorsa, kişiliği de o yönde gelişir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençlere Sözü

“Küçük hanımlar, küçük beyler!
Sizler geleceğin bir gülü, yıldızı ve mutluluk parıltısısınız.
Memleketi aydınlığa boğacak sizlersiniz.
Kendinizin ne kadar önemli ve değerli olduğunu düşünerek ona göre çalışınız.”

Güzel Söz Nasıl Söylenir?

Güzel söz söylemek de tıpkı bir spor gibidir, öğrenilebilir.
Başlangıçta herkes hata yapar ama çalışarak gelişebilir.
Kendinizi geliştirmek için kitap okuyun, kelime dağarcığınızı artırın, dinlemeyi öğrenin.

Gençlere Tavsiyeler

Gençler, şunu unutmayın:
İstediğinizde değil, inandığınızda başarırsınız.
Engelleri aşa aşa ilerlemeyi öğrenin.
Okumayı asla ihmal etmeyin; su gibi ihtiyaçtır.
Hayallerinizin peşinden gidin, kararlı olun.
Bilgiyle yolunuzu aydınlatın.
Bilgi yüzünüzün ışığı, sesinizin gücü olacaktır.
Büyüklerinizi dinleyin, tecrübelerinden ders alın.
Hayallerinizi kimseye anlatmayın, sadece gerçekleştirin.
Ve unutmayın: Başarı sabır ister.
Bir sporcu nasıl gece gündüz çalışarak şampiyon oluyorsa, siz de öyle çalışın. okuyun
Zamanı geldiğinde, emeklerinizin karşılığını mutlaka alırsınız.

Ayson Karabağ

Bakırköy’den Haber Gazetesi Genel Müdürü

Not Saatçimizin Kitabın Alıp Çevreye Hediye etmek isteyen 25 adet olsun 50 adet olsun 100 adet olsun Birlikte Organize  Edebiliriz

Kitabın Fiyatı 350 TL 0532 3910934
50. Yılın Yarınlar Bizim Biyografi Kitabının Yazarı: Ali Rıza Binboğa ile Gazeteci Ayson Karabağ Röportajı
 

AdminAdmin