Bugün 12 Mayıs. Bugün yalnızca bir kutlama günü değildir. Sağlık sistemini, temel ve vazgeçilmez bir bileşeni olarak ayakta tutan ama yıllardır görmezden gelinen bir mesleğin sesini yükseltme günüdür.
Her gün bir hastanın elini tutan, bir annenin kaygısını azaltan, bir çocuğun ateşini düşüren, bir yaşamın yeniden umut bulmasına eşlik eden bizler, yalnızca bir meslek grubu değil, yaşamın kendisine dokunan bir emeğin temsilcileriyiz. Bir insanın en savunmasız anında yanında duran, yaşamla ölüm arasındaki ince çizgide bilimsel bilgi, deneyim ve etik sorumlulukla çalışan sağlık emekçileriyiz. Biz hemşireliği; yalnızca bir iş değil, yaşamı koruma sorumluluğu olarak kabul ediyoruz.
Ancak ne yazık ki Türkiye’de hemşireler, sağlık sisteminin temel taşı olmalarına rağmen en ağır çalışma koşullarına ve en büyük değersizleştirmeye maruz bırakılan meslek gruplarından biridir.
Bu yıl, Uluslararası Hemşireler Konseyi (ICN) tarafından belirlenen tema açık bir çağrıdır:
“Hemşireleri güçlendirin, hayatları kurtarın.”
Çünkü güçlü hemşireler olmadan güçlü bir sağlık sistemi kurulamaz. Ama Türkiye’de gerçeklik bunun tam tersidir.
Bugün Türkiye’de hemşireler;
- Personel yetersizliği nedeniyle bir hemşireye onlarca hastanın düşürüldüğü çalışma düzenine mahkûm edilmektedir.
- Uzayan nöbetler, kesintisiz mesailer ve yoğun iş yükü ile tükenmişliğe sürüklenmektedir.
- Sağlık hizmetinin merkezinde olmalarına rağmen karar mekanizmalarından sistematik olarak dışlanmaktadır.
- Mesleki sorumlulukları sürekli artarken ekonomik hakları geriletilmektedir.
- Sağlıkta şiddetin en görünür mağdurlarından biri haline gelmiştir.
- Liyakatten uzak yönetim anlayışı nedeniyle mesleki saygınlıkları zedelenmektedir.
Bugün hemşireler, yalnızca hastalara bakım vermekle kalmıyor; aynı zamanda eksik personelin, kötü planlamanın ve yanlış sağlık politikalarının yarattığı yükü de taşımak zorunda bırakılıyor.
Bizler biliyoruz ki: Hemşireyi görmezden gelen hiçbir sağlık sistemi sürdürülebilir değildir. Bu nedenle bugün buradan açıkça söylüyoruz:
Hemşireliği yardımcı bir meslek olarak değersizleştiren, hemşirelerin emeğini görünmez kılan, mesleki haklarını yok sayan ve sağlık sistemini yalnızca performans ve maliyet hesapları üzerinden yöneten anlayışı kabul etmiyoruz.
Bu nedenle toplu sözleşme taleplerimizin yanı sıra acil taleplerimiz nettir:
- Hemşire başına düşen hasta sayısını düşürecek yeterli ve güvenceli istihdam sağlanmalıdır.
- İnsanca yaşayacak, emekliliğe yansıyacak ücret ve adil ekonomik haklar sağlanmalıdır.
- 24 saat kesintisiz sağlık hizmeti veren hemşireler için insani nöbet düzeni ve ücret sistemi oluşturulmalıdır.
- Sağlıkta şiddete karşı etkili ve caydırıcı politikalar uygulanmalıdır.
- Hemşireler sağlık politikalarının belirlenmesinde karar süreçlerinin asli aktörü olmalıdır.
- Hemşirelik Kanunu ve Yönetmeliğine uyulmalı, mesleki gelişim, uzmanlaşma ve bilimsel üretim gerçek anlamda desteklenmelidir.
Unutulmamalıdır ki:
Hemşirelerin tükenmesi sağlık sisteminin çökmesidir. Bizler yalnızca daha iyi çalışma koşulları değil, nitelikli ve güvenli bir sağlık sistemi için mücadele ediyoruz.
Çünkü biliyoruz ki;
Sağlık sistemini ayakta tutan biziz. Hastaların yanında geceyi gündüze katan biziz. Krizin, afetin, salgının en önünde duran da biziz. Hemşireler güçlü olursa sağlık sistemi güçlü olur. Hemşireler güçlenirse toplum sağlığı güçlenir.
Suskunluğumuzun hiçbir sorunu çözmediğini, hakların verilmediğini, mücadeleyle alındığını öğrendik. SES’li hemşireler olarak; hemşirelerin emeğini görünür kılacak, mesleğimizi güçlendirecek, sağlık sistemini gerçekten halkın yararına dönüştürecek mücadeleyi birlikte büyüteceğiz.
Ve buradan bir kez daha söylüyoruz:
Örgütlü hemşireler kazanacak.
Sağlık emekçilerinin mücadelesi kazanacak.
Yaşasın hemşirelerin emeği. Yaşasın sağlık emekçilerinin örgütlü mücadelesi.
Sağlık Bakanına Bir Hemşirenin Mektubu
Sayın Sağlık Bakanı Prof. Dr. Memişoğlu
Bir bebeğin ilk nefesinde, bir hastanın en çaresiz anında, bir annenin gözlerinde ki kaygısında, bir yaşlının yalnızlığında yanında olan bir hemşireyim. Türkiye’de sizin meslek yılınız kadar çalışma süresi olan fakat titri hep hemşire kalan yüzbinlerce hemşireden sadece biriyim.
Her sabah hastaneye giderken cebimde yalnızca kimlik kartımı değil, aynı zamanda insanların hayatına dokunma sorumluluğunu da taşıyorum. Çünkü hemşirelik yalnızca bir meslek değildir; yaşamı koruma ve savunma sorumluluğudur.
Ama bugün size bir hemşire olarak şunu sormak istiyorum:
Sağlık sisteminin tüm yükü omuzlarımıza yüklenmişken biz neden görülmüyoruz?
Nöbetlerde 40 yataklı bir serviste iki hemşire olarak onlarca hastaya yetişmeye çalışıyoruz. Bir yandan tedavileri takip ediyor, bir yandan hasta yakınlarının sorularını yanıtlıyor, bir yandan da eksik personelin yarattığı boşlukları kapatmaya çalışıyoruz. İki kolumuz varken bir robot mekanizması varmış gibi kollarımızın her yere ulaşması bekleniyor bizden. Bu insanüstü bir çaba değil midir?
Çoğu zaman bir bardak su içmeye, hatta tuvalete gitmeye bile fırsat bulamadan saatlerce ayakta çalışıyoruz. Varislerimizin sızısı, nörojenik mesanelerimizin baskısı, sistitlerimizin ağrısı, elimizde takılı damar yoluyla hastayı iyileştirmeye çalışıyoruz. Bu durumda ağrıdan ziyade en çok da insan olduğumuzun unutulması canımızı yakıyor, ince bir sızı ve öfke yüreğimize doğru akıyor. Aynı şikayetlerle gelen bir hastaya rapor verilirken, bize iş gücü açığı olacak diye verilmeyen istirahat raporları canımızı yakıyor, sağlıklı olmayanlardan sağlık hizmeti verilmesinin istenmesi insanlık onurumuza dokunuyor.
Bazen sabaha karşı bir hastanın hayatını kurtarmak için koridorlarda sprint gibi koşarken, birkaç saat sonra hayatının baharında bir başka hastanın kaybına tanıklık ediyoruz. Yaşamın ve ölümün duygusal yükünü 7/24 saat biz taşıyoruz. Bu yükü taşımak çok ağır geliyor bize. Pandemide de bu yük çok ağır gelmesine rağmen bizi yine görmezden geldiniz. Depresyonda olmamız, anksiyetelerimiz, duygu durum bozukluklarımız kimsenin umurunda olmadı. Psikolojik olarak desteklemek, durum değerlendirmesi yapmak yerine pandeminden kalan hasta yükünü ortadan kaldırmak için tükenmiş halimizle bize yüklenmekten hiç çekinmediniz. Kimi arkadaşlarımız bu yükü kaldıramadı ve intihar etti.
Bizleri görmediniz, sorunlarımızı dinlemediniz. Her 12 Mayıs’ta mesleğimizin kutsal olduğunu söylemeye devam ettiniz. Sizin atadığınız yöneticilerinizin belirlediği bazı meslektaşlarımıza yılın hemşire ödüllerini verip, mesleğimizin değerine bolca vurgu yapan konuşmanızı alkışlattınız. O konuşmalarınızda değindiğiniz gibi hemşireler sağlık sisteminin en büyük yükünü taşıyan, sağlık sisteminin sayıca en kalabalık meslek grubudur. Ama aynı zamanda sağlık sisteminin yönetiminde ve organizasyonunda da en az söz sahibi olan meslek grubudur.
Bu yıl Uluslararası Hemşireler Konseyi (ICN) tarafından belirlenen tema açık bir çağrıdır:
“Hemşireleri güçlendirin, hayatları kurtarın.” Bu çağrıyı dikkate almalısınız.
Çünkü güçlü hemşireler olmadan güçlü bir sağlık sistemi kurulamaz.
Ama Türkiye’de gerçeklik bunun tam tersidir.
Bugün yüzbinlerce meslektaşımla birlikte;
- Hemşire yetersizliği nedeniyle bir hemşireye onlarca hastanın düşürüldüğü, sistemsel bir sorunun faturasının bile bize kesildiği kölelik çalışma düzenine mahkûm edildik,
- Hemşirelik Kanunu ve yönetmeliğinin kâğıt üzerinde bir düzenleme haline getirilmesine, liyakat, kariyer ilkesinin nepotizmle, particilikle değiştirilmesine tanıklık yapıyoruz,
- Uzayan nöbetler, kesintisiz mesailer ve yoğun iş yükü ile tükenmişliğe sürüklendik, yıllık izinlerimiz dahi koşula bağlandı, dinlenme hakkı lütuf oldu, hasta çocuklarımıza refakat ederken bile yıllık izinlerimizi kullanmak zorunda bırakıldık, aile birliğimiz bozuldu, sosyal yaşantımız sürdürülemez hale geldi,
- Sağlık hizmetinin merkezinde olmamıza rağmen karar mekanizmalarından sistematik olarak dışlandık, gençlerin deyimiyle “ghost” landık,
- Mesleki sorumluluklarımız sürekli artarken, daha çok iş üretirken ekonomik haklarımız sürekli geriye doğru gitti ve yoksullaştık,
- Sağlıkta şiddetin en görünür mağdurları haline geldik,
- Liyakatten uzak yönetim anlayışı nedeniyle mesleki saygınlığımız yönetici egolarının altında ezdirildi,
- Biyolojik, fiziksel ve kimyasal riskler nedeniyle en yüksek risk grubunda yani çok tehlikeli sınıfta yer alan hastanelerde güvensiz sağlık ortamlarında çalıştırıldık; pandemide hastalandık, depremlerde enkaz altında kaldık.
Bütün bunlar yalnızca hemşirelerin sorunu da değildir. Hizmet verdiğimiz toplumun da sorunudur. Çünkü bir hemşire aynı anda çok fazla hastaya bakmak zorunda kaldığında yalnızca kendisi değil, hasta güvenliği de risk altına girer, nitelikli sağlık hizmeti veremez. Yeterli sayıda, güvenceli istihdam edilen hemşireler, hastanın bakım ve tedavi sonuçlarında olumlu göstergeleri artırırlar. Bunları siz de çok iyi biliyorsunuz. Biz hemşirelerin güvenli çalışma ortamlarının oluşturulması talebi aslında daha güvenli bir sağlık hizmeti üretme talebidir aynı zamanda.
Bugün Türkiye’de birçok hemşire mesleğini bırakmayı ya da başka ülkelere gitmeyi düşünüyor. Daha iyi bir ücret için mi? Hayır. Daha insani çalışma koşulları için mesleğini, sevdiklerini, çabalarını geride bırakmayı tercih ediyor genç hemşireler. Biz bu mesleği insanların hayatına dokunmak için seçtiğimizde bizlerin insan olduğumuzun göz ardı edileceğini hiç düşünemedik. Kendimize sağlık savunucuları derken kendi sağlımızı koruyamamak çok onur kırıcı bir durum bizim için.
Yine de insanca çalışmak, insanca yaşamak ve mesleğimizin saygı görmesini istemek en temel hakkımızdır. İnsanlık onurumuz yaşama bağlı tutuyor bizi.
Bizler şunu istiyoruz;
- Yeterli sayıda, güvenceli hemşire istihdamı
- İnsani çalışma koşulları.
- Şiddetten uzak güvenli hastaneler.
- Mesleğimizin bilgi ve emeğine yakışan ekonomik, özlük ve sosyal haklar.
- Ve sağlık politikalarında söz sahibi olma hakkı.
Çünkü biliyoruz ki:
Hemşireler güçlenmeden sağlık sistemi güçlenmez.
Saygılarımla,
Bir hemşire.






























