ŞAİR ALİ RIZA NAVRUZ İLE ŞİİR ve ŞİİRİ ÜZERİNE SÖYLEŞİ
/*Eğitimci Şair Bircan ÖZSAVRAN/
""""""""""""""""""
*Geçmişinizden başlayabilir miyiz sohbetimize?
**1954 yılında Kayseri’nin Bünyan İlçesine bağlı Burhaniye köyünde/mahallesinde doğduğum söylenir. Şiirlerimde halk, divan ve modern Türk şiirinin şekil ve konu özelliklerinden yararlanmaya çalıştım. Şiirin bütün unsurlarıyla birlikte bulunmasına inandığım içindir ki şiirde öz ve biçimi dengede tutma konusunda oldukça titiz sayılırım. Hüzünlü geceyi ve parıltılı gündüzü mor düşlerimle süsleyerek şiirimdeki zaman dilimini belirlemiş oluyorum. Şiirim için seçtiğim kelimeler gerek terim ve gerekse değişmeceli anlamıyla şiirde tam yerini buluyordur diye düşünüyorum. Ya da öyle söyleniyor bana… Yaklaşık olarak 40 yıldır şiirle koyun koyuna gibiyim. Bu birliktelikten; “Sızı”- “Kozmik Rüzgârı”- “Sınırsız Düşlerin İdamlık Yüreği”,“ Ve aynı Rüzgârla Savrulduk(Ortak)”, “Amir Hükmüne Rağmen”, “Öksüz Uykular Bıraktım Yatağıma”, “Bet Beniz Arasında”, “Deliban”, ‘’Ötelerden Bir Türkü", "Melâlin Sesi", "Layna" isimli 11 şiir kitabım oluştu. bahse konu bu 11 adet şiir kitabımı kapsayan BÜTÜN ŞİİRLER isimli kitabım da Kimlik yayınlarınca yayınlanmıştır. Ayrıca; “Benden Bana Mektuplar”, “Mısralarda Doğan”, “Ellerin Olamıyor”, “Setenönü ve Aydemir Doğan”, ‘’Düş Ardı Gidişler’’, ‘’Şahsım ve Eserlerim Üzerine’’, ‘’Kitap Yazılar’’, ‘’Biyografik Deneme’’, ‘’Küpür’’ isimli 9 deneme kitabım ile, “Edebiyat Harcı”, ”Türk Müziği/Dilruba Sarkıklar/ isimli 2 adet araştırma kitabım ve ‘’Sittinsene’’ isimli Anı kitabım yayınlanmış bulunmaktadır.
İlesam üyesiyim. 15.11.2011 tarihinde İl Özel İdaresinden Eğitim Uzmanı kadrosuyla emekliye ayrıldım. Şimdilik öksüz uykular bırakarak yatağıma, edebi türden çalışmalarıma devam…
*Şiir sizce neyi ifade ediyor ve hayatınızdaki önemi nedir desem?
**Gözlerinize çılgın öpüşler bırakmaktan daha güzel bir duygu düşünebiliyor musunuz? Ya da saçları çözük bulutların titreşimine kapılmanın hazzını? Sonuç da katran kanatlarında zamanı kovalarken Deliban'ca bir hayatı yaşamanın mutluluğunu tatmamak elde değil, hem de şiir tadınca... Şiire sessiz çığlıklarımızın dizelere yansımasıdır desek yerinde bir söz etmiş oluruz sanırım. Şiir güzelliktir. Gördüğümüz yahut da hissettiğimiz her güzelliğe "şiir gibi" deyişimiz de bunun açık ifadesidir Bircan Hocam..?
*Şiire başlamanız nasıl oldu? Gençlere örnek teşkil etmesi açısından sormak isterim, hayatınızda şairliğinizin aşamalarını anlatır mısınız?
**Öncelikle rahmetli anamın ninnileri, sonra köy türkülerimiz, ardından halk hikâyelerimizin arabesk motifleri… Sonrasında da haydar Şengül Hocam! “Eyvah ne yer ne yar kaldı/ Gönlüm dolu âhuzâr kaldı” şeklindeki dizelerle şiire girdiğinde tüylerim diken diken olurdu sanki o anda. Bütün bunlara ben bir dağı kemiren fare diyorum yine de… Aslolan herhalde şu koskoca yürektir ki Veysel’e şu dizeleri söyletmiş: “Güzelliğin on’par etmez/ Bu bendeki aşk olmasa…”
Şiirimdeki kendi tarzımı ve üslubumu yakalayıncaya kadar geçen ilk 8 yıl hececi şairler hayranlığı ve onların yazım tarzından, tekniklerinden etkilenme yıllarım. Sonraki 8 sene, tarzım ve üslubum konusunda arayış dönemi. Daha sonraki yıllar kendi nefesimle ney’imi öttürebildiğim zaman dilimi… Bunca zaman şiirle hemhal olununca herhalde kuzeyde yosun tutan mor kayaların gizine bir nebzecik de olsa erişir insan. Erişir de Mevlana’ca seslenir dört bir yana: Aranmak ne hoştu gönül bezminde/Kapımızda çalmadan gir yazardı/İspinoz yan bakar Azra ağlardı/Azıya gem aldı düş atı şimdi/Vakit ikindi…
*Şiir yazmak için gerekli ilhamı nereden alıyorsunuz? Ya da sorumu şöyle sorabilirim; şiiri yazıyor musunuz, yoksa yazdırıyorlar mı size Ali Rıza Bey?
**“Yazdırıyorlar ben de yazıyorum” desem… İsterseniz biraz açayım bu konuyu. Bakın; işin başında her şey anamın çözmeye çalıştığı çile(ip yumağı) gibidir. Hemen hemen sesler, sezişler, hisler, heyecanlar, renkler, şekiller, hülasa adı olan her şey iç içe geçmiş vaziyettedir. Daha sonra ki; bir kâğıt, bir kalem, bir ben ve kelimeler âlemi… Ve arkasından bardağı taşıran son damla duygu yoğunluğu. Artık 5. mevsimde ve 25. Saatlerde içimdeki yılgın rüzgârlarla vals. Aheeeey!..
*Bahsettiğiniz zaman dilimlerinde uzun bir zaman eğlenip kalmış olmanız gösteriyor ki yeni bir doğuma neden olmuş yakın bir zaman önce. Nedir bu çocuğun adı desem mi?
**Anladım, "Layna"dan söz ediyorsunuz. Atlası yırtık bir yürekten bir deli düşmüş. Ben de şahsına uygun düşsün deyu adına LAYNA demişim. Mayıs 2025 tevellüt tarihidir. Bu kitaptaki şiirleri ve denemeleri soruyorlar; “onlar bir şiir değildir, olsa olsa mor erik yalnızlığı” deyip geçiyorum. Okumak, değerlendirmek okuyucuya düşmeli bence. Aslında şair; kuyuya attığı gülün yankısını bekler. Bekler ki……..
*19.yüzyılın sonlarına doğru Fransız şiirine damgasını vuran akım bilindiği gibi simgeciliktir. Yani gerçekliğin imgelerin çağrışımıyla anlatılması olayı. Sizin şiirlerinizde de ilginç imgelere rastlıyoruz. Sizce imge nedir -kısa tanımıyla- ve imge şiirde ne ölçüde bulunmalıdır.
**Evet, bu anlayışın ilk izlerine Baudelaire’de rastlamaktayız. Fakat anlayışı 20.yüzyıla taşıyanlar Verlaine’le Mallarme olmuştur. Bu anlayış günümüzde de pek çok akımı kesinlikle etkilemiştir. İmgenin kullanıldığı noktada anlam bir bakıma geri plana itiliyor ve şiirsel güzellik anlamın kapalı oluşunda aranıyor.
Türkçe lügatimize bakacak olursak imge; “hayallerimiz” olarak geçmektedir tek kelimeyle. Şiirde imge; dış dünyadan alınan ögelerle oluşturulur. Bu ögelerin, duyumsamaların zihinde görüntüye dönüşmesi, değer kazanmasıdır imge ayrıca. Eskiler “mazmun” diyorlardı bizim bu gün imge dediğimize. Mazmunlar divan edebiyatında özellikle yerini bulmuştur. Şiirde imge bir yemekteki tuz miktarınca olmalı. Fazlası şiiri boğar… Hiç olmaması ise şiiri yavan kılar diye düşünüyorum. İmgede “kapalı istiare” sanatının rolünü unutmamak gerekir ayrıca…
*”Bet beniz arasında” kalmak nasıl bir duygu sizce? Daha açıkçası; sevgi, ümit, korku, nefret, hüzün gibi duyguları birlikte nasıl yaşıyorsunuz? Bütün bunlar yaşamınızda sizi nasıl etkiliyor?
**Bahsettiğiniz bütün bu duygular, belki de insanlığımızı vurgulayan soyut kavramlardır. Bu duygular benim için kıyılarıma vurup vurup çekilen birer dalgadır. Her dalga kıyıdan ne alıp ne getiriyorsa benim ruhumdan da aynı şeyleri alıp götürüyor ya da getiriyor. Bir birine zıt bu duyguların bir ruhta aynı anda yaşamasının adı da bir şiir imgesidir bence. Ya da Tahammülkârlık… Bütün bu duygular ve gibileri benim şiirime bir gamze olarak yansıyor. Bazen mutlu, çok zaman tedirgin ve ürkek… Direnmek belki de yüzde gamzedir/ Belki gamze bir yaşamdır aslında…
*Hayat, sanat, sanatçı üçgenine bir parantez açmanızı rica etsem…
**Hayat; yaşanan bir zaman süreci… Sanatçı; bu süreç içerisinde yaşadıklarından ve algıladıklarından, çoğu kez de içgüdülerinden elde ettiği doneleri toplumun ruhuna üfleyen kişidir. Sanatsa; kişiyi, dolayısıyla da toplumu gümüş kanatlarına alıp Kafdağı’nı aşıran Anka kuşu... Artık “sağım solum ebe- sobe” deseniz de bulamazsınız kendinizi düş ormanlarında.
*Sizi “mor rengin şairi” olarak tanıyor dostlarınız ve sanat çevresi. Bu mor renkle alıp veremediğiniz nedir ola ki?
**Mor renk sizin de bildiğiniz gibi tutkunun sembolüdür diyebilirim. Bir miktar mavi ile bir miktar kırmızının karışımından ibarettir mor. Mavi; yaratıcı, sükûnet… Kırmızı; tansiyon arttırıcı, şiddet! İkisi arasında bir med-cezir mor. İkisi arasında hangisine yakınsanız o halin tesirindesiniz demektir. Bütün bunların dışında ben moru, morarmışlığın, kırılmışlığın, ezilmişliğin, ihanetin sembolü olarak gördüm hep. Ve şiirlerimde genelde bu anlamları çağrıştıracak şekilde kullandım. “Morardım bak bir kez daha ömrümde/ Gözlerim yollarda kaldı bu Pazar” Dememiş miydim? Eğitimci yazar Nurkal Kumsuz Hocanın bu durum dikkatini çekmiş olmalı ki, “Ali Rıza Navruz’un şiirlerinde mor yansımalar” isimli uzunca bir yazı hazırlamış. Hatta bu yazıda adımı da “mor rengin şairi” koymuş. Çok hoş bir tespitti doğrusu. Hoşuma da gitti üstelik. Ben de bu şekilde kabullenmiş oldum bu ismi…
Gün suya düşer akşamları /Allanır/Ben mavisi olurum/
Morlaşırız bir anda biz/Siz ya/Siz bu halimizi/Ne bilirsiniz?..
*Çok çok Teşekkür ederim bu söyleşi için Ali Rıza Bey.
**Bir şey değil. Ülkemizde daha yaygın ve daha bir soluğu güçlü şiirlerin ve şiir ortamlarının oluşması için her şair kadar her şiir sever de elinden geleni yapmalı. Yapmalıyız ki; dersimiz her gün “hâl bilgisi” olsun.





























