CHP’li değilim… Benimkisi, “hariçten gazel okuma!” gibi olacak ama bir yurttaş bir vatandaş olarak bir şeyler de söylemek ihtiyacını hissettim. YSK tarafından kesin kara bağlanmış bir seçimin, herhangi bir mahkeme tarafından, “butlan kararı” ile iptal edilmesi ve hangi saikle olursa olsun YSK’nın, mahkemenin kararını onaylaması, yol oldu bir kere.
Mesela, mühürsüz oylar için bir dava açılabilir; mesela gerekçesi ne olursa olsun tüm belediye seçimleri iptal edilebilir. Bir itiraza ve birkaç tanığa bağlı. Yani, ülkemizde “seçim hukukunun” delinmesi, ileride telafisi mümkün olmayan neticeler doğurabilir. Endişem burada; yoksa Özel ya da Kılıçdaroğlu ya da CHP ya da bir başka parti, babamın oğlu; babamın malı değil.
Hukukçular “butlanı” şöyle tanımlıyor: “Mutlak butlan; borçlar hukuku, ticaret hukuku, idare hukuku, medeni hukuk gibi alanlarda sıkça kullanılan bir terim olmakla birlikte bir işlem veya olayın gerçek dünyada (sosyal yaşamda) gerçekleşmiş olsa bile taşıdığı şartlar gereği hukuken hiç gerçekleşmediğini ifade eder.” Bildiğim kadarı ile dernekler ve özel yasa ile kurulmuş TOBB, MMOB, TBB vs buna dahil.
Ama siyasi partiler buna dahil değil. Neden? Son sözü “seçim kurulları” verdiği ve bunların kararları kesin olduğu için. Butlan hükmünün siyasete ve siyasi partilere uygulanamayacağını, yine hukukçular söylüyor. Hukuk mantığının gereği de bu.
Son kertede, CHP için verilen “butlan kararı”nın, kendisinin “butlan” yani yok hükmünde olduğunu ileri süren hukukçular da var. Dolayısıyla, bu kararın hukuki değil siyasi olduğunu söyleyenler de…
Bu kararın alınmasına Özgür Özel’in, Genel Başkan seçildiği kongrede, “delege satın alındığı” iddiaları. Doğru mu yanlış mı? Bilemem…
Mesela, farz edelim genel merkez, seçim öncesi, bir kara alıp, delegelere lap-tap, bilgisayar, cep telefonu gibi yükte hafif pahada ağır hediyeler dağıtsa, bu da “delege satın alma!” kapsamına girer mi? Tabii, para dağıtmanın hükmü nedir?
Akılıma şuradan geldi. Bildiğim için söylüyorum. Mesela TOBB, her genel kurul öncesi, delegelere cep telefonu, laptop, bilgisayar ikram ya da hediye ederdi. Şayet bu da “delege satın alma” kapsamında ise, o dönem yapılan seçimlere, bir itiraz sonunda, “butlan kararı” verilebilir mi?
Verilebilirse, gerek sanayi odasında ve gerekse de ticaret odasında çalıştığım dönemlerde yapılan tüm seçimlerin “yok hükmünde” sayılması gerekir, Başkan, Rıfat Hisarcıklıoğlu’nun başı çok derde girer. Hele hele bu “hediye/ikram” açıktan verildi. Evin duvarına, bahçenin çayırı üzerine bırakılmadı. Falan katta, siyah gözlüklü, uzun boylu, kim olduğu bilinmeyen adama verilmedi. Bildiğim kadarıyla, kongreye katılan delegeler, bir “hediye/ikram” ile illerine dönerlerdi.
Demem o ki, “bu yol olursa”, yine uzmanların dediğine göre, “seçim hukuku dama atılır”, her seçimin sonucunda, birkaç kişi mutlaka çıkar, hediye/ikram karşılığında. Oyunu falana ver dedi, diye durumdan vazife çıkartır.
Yine demem o ki, seçimler arifesinde belediyelerce, genel idarece işe alınan herkes ya da eylem; ya da o yöreye yapılan her türlü yatırımılar, maddi ve manevi yatırımlar bu kapsama girebilir. Yani, tekrar ediyorum; bir yol açılırsa üstünden geçen çok olur, benden haber vermesi.
İşte bu nedenle kanun koyucu, seçim sonuçları askıda kalmasın diye, “seçim kurullarının” kararlarının “kesin olduğu” hükmünü karara bağlamış. Anayasa Mahkemesi kararları da, yargıtay kararları da bu cümleden. Kaldı ki, son ikisinin kararları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de açık. Son sözü onlar söyler, başvuru halinde. Ve herkesin, uyması gerekir. Ama seçim hukukunda bu aşamalar yok.
Bilemem yanılıyor muyum? Gazete köşelerinden, görsel medyadaki yorumculardan edindiğim bilgi ve intiba bu doğrultuda. Buraya kadar aklımın erdiğince, edindiğim bilgiler doğrultusunda, işin hukuki yanını vermeye çalıştım. İşin bir de siyasi yönü var. O da CHP’nin geleceği ve “Bay Kemal”in durumu.
CHP’ye bir şey olmaz. Erinde geçinde kurultay yapılır ve Özgür Özel ve taraftarları yine yönetime gelir. Kılıçdaroğlu, üç destekleyeni ile güzelce okey oynar. Bir kere ok yaydan çıktı, kılıçlar çekildi, “Bay Kemal”, tabanından saygı falan görürüm sanırsa, yanılır. Bu kadar mağlubiyetten, bir seçim dahi kazanamadıktan sonra, ağzı ile kuş tutsa başarılı olamaz. Bunu bir yana yazın.
İkincisi, bir insan, on üç yıl genel başkanlık yaptığı bir partinin tabanı tarafından, bu denli karşılık görmesi, yok hükmünde olması çok üzücü. Oysa, bu yaştan sonra, köşesine çekilecek, torunları ile meşgul olacak, anılarını yazacaktı. Beklenen de buydu. Ama hırsı, koltuk sevdası buna engel oldu. Yani, demem o ki, “kendi etti, kendi bulacak!”
Yok, CHP nezdinde, kaybolan “itibarını” tekrar kazanmak istiyorsa yapacağı şey şu: En geç kırk gün içerisinde, partiyi kurultaya götürecek. Ve aday olmayacağını ilan edecek. Yine yok bunu yapmazsa, Özel ile birlikte olan milletvekilleri, ki yüz on kadar gözüküyor şimdilik, ve belediye Başkanları ve Belediye meclis üyeleri, “kan kusacak, kızılcık şerbeti içtik!” diyecekler, mevcut bir partiye eklemlenecekler ya da hemen bir parti kuracaklar.
Biliyorsunuz, bir partinin seçimlere girebilmesi için; Seçim gününden en az altı ay öncesine kadar illerin en az yarısında teşkilat kurmuş ve büyük kongrelerini yapmış ya da Meclis Grubu Şartı: Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) grup kurmuş olmak. Bence bu yol daha doğru. Tekrar delege seçimleri ile işe başlanırsa, en az yedi-sekiz ay sürer. Bu taktirde; “atı alan Üsküdar’ı çoktan geçer!”
Bu şartların dışında başka şart yok. Bir önemli husus da iki milyona yakın delege içerisinde “Bay Kemal”e karşı olanlar, partiden istifa edecek. Nihayet, Cumhurbaşkanı adayı için, parti grubu değil ahali karar verecek. Bakalım kaç kişi, adaya destek verecek. Fakat, yüz bin imza ile yetinilmeyecek. Mesela, on milyon oy hedeflenecek. Unutmayın, İmamoğlu için, bir günde, gayri resmi, 16 milyona yakın imza verilmişti.
Dedim, ok yaydan çıktı bir kere. Artık, nezaket, saygı, sevgi dönemi bitti. Radikal eylemler dönemi başladı. Öyle; “Buyrun üstadım!”, “yok siz buyrun üstadım!”, “Olmaz, siz buyrun mirim!” dönemi çoktan geçti.
Tabii, ben “Bay Kemal”in yerinde olayım, Cumhurbaşkanlığına tekrar aday olurum bakalım “boyunun ölçüsü kaçmış!”; yüzde 50’ye yakın oy alırken, keramet kendisindeymiymiş bir görür. Unutmayın dostlar, geriye dönüş olmaz artık, “elbette her şey güzel olacak!”. Umudunuzu asla yitirmeyin.
M. Kemal Atik
Tasavvuf
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
BAYRAMLIK…
KADİR DAYIOĞLU
BUTLAN NE DEMEK?
VÜSELA ALİ-İLETİŞİM(SİZLİK)
2-İLETİŞİM KOPUKLUĞU
Mustafa Mete ÖZPINAR
İSLAMİYETE NASIL DAHA FAYDALI HİZMET EDİLİR?
Mustafa Cengiz
KAYSERİSPOR, FİFA VE UEFA'YA GİDİYOR!
Ali Rıza Navruz
DERTLERİM
Mustafa Göçer
ŞEHİRLERİN ETRAFI ORMAN OLMALI
Faruk Ergan
SUSMAK!
Çınar Can Özyürek
Anadolu'nun Parlayan Yıldızı Kayseri