Havalar pek soğuk değil. Sıcaklık “eksi” derecelere düşmedi Kayseri’de… Güzel yağışlar var. Habitat suya doyacak gibi, öyle gözüküyor. Tabii, yağışlar bereketi ile geliyor ama siyaset öyle değil. Son seçimlerden sonra CHP’li belediyelere yapılan operasyonlar son hızla devam ediyor. Başkanlar dahil, bürokratlar gözaltına alınıyor; genellikle “içeri atılıyorlar!” Ne zaman çıkacaklar belli değil.
**
Bu gidişle, yavaş yavaş seçilmiş Başkan kalmayacak, CHP’de. Belediye meclislerinde, Cumhur ittifakının sayıca fazla olduğu belediyelerde AK Parti’ye geçecek. Buna da demokrasi denecek. Bize bunu anlatabilirsiniz de “yabancılara” nasıl anlatabileceksiniz? Çok merak ediyorum, doğrusu.
**
“Butlan”, “Demokles’in kılıcı” gibi CHP’nin tepesinde duruyor. Kılıçdaroğlu da, bu yaşına rağmen, “gerdeğe girecek!” gibi heyecanla bekliyor “koltuğu!”. “Kabul etmem!” falan da demiyor. Sanki on üç yıl o koltukta oturmamış gibi. Sanıyor ki, CHP tabanı, büyük bir memnuniyetle kabullenir bunu.
**
Ömründe “seçim” kazanmamış, yaşı kemale ermiş bir kişinin, beklenti içinde olması çok yadırganacak bir şey. Ama maalesef bizde oluyor.
**
“Bay Kemal” sanmasın, o koltuğa oturunca etrafı dolar taşar. Bir bardak çay, bir fincan kahve içecek CHP’li bulamaz, makam odasında. Tabii, Mehmet Sevigen, Gürsel Tekin gibi bir avuç, partiden dışlanmış kişi hariç.
**
Ben, CHP üyesi değilim. Ama olacağı söyleyeyim: “Bay Kemal”, “Butlan davası” sonucunda Genel Başkanlık koltuğuna oturursa, iki milyona yakın üye, “e-devlet” üzerinden istifa eder. Milletvekilleri, Belediye başkanları ve meclis üyeleri de… Bu benim tahminim.
**
Hemen ya yen bir parti kurarlar ya da aktif olan bir partiye geçerler. Siyaseti bu şekilde sürdürürler. “Bay Kemal” de bir bakar kimse kalmamış arkasında. Eğer bunu göremiyorsa, diyecek bir şey yok. Ama bu, neden hiç seçim kazanamadığını, nasıl öngörüsüz olduğunu gösterir bize.
**
ABD, Ankara Büyükelçisi “Barak” diye bir adam çıktı, bize “demokrasiyi, çoğulculuğu, saydamlığı” değil de, “monarşiyi” teklif etti. Osmanlı üzerine “güzellemeler” yaptı. Vallahi, İsmet Paşa merhum hayatta olsa, “hadi canım sen de!”, der “istenmeyen adam ilan ederdi!”
**
Ama bu teklife, “Cumhur ittifakından” bir tepki, bir ses çıkmadı. Ya da ben görmedim. Akla; “Sükut ikrardan gelir!” düsturu geldi. Yâhû herif bize; “kulluğu” öneriyor, bir ses çıkmıyor, toplumdan. Hayret.
**
Son zamanlarda yaşanan öğrenci katliamları, yüreğimizi yaraladı. Milletimizin başı sağ olsun. Ailelerine ve yakınlarına sabır diliyorum.
**
Tabii, bu vahim olay siyasilere de durumdan vazife çıkartmaya başladı. Kim “laik ve karma eğitime” bağladı. Kimi de “derin analizler” yaptı. “Davutların Ahmet!” durur mu? O da 23 Nisan törenlerini yapmayalım dedi.
**
Bunun üzerine, Davutoğlu’nun, zihinsel dünyası hareket geçti diyenler oldu. Öyle ya; “bizim ecmainin” ulusal bayramlara yaklaşımı biliniyordu. Üst düzey yöneticileri, ulusal bayramlarda ya hastalanır, ya yurtdışına gider ya yurtiçin de seyahate çıkardı.
**
Buna, bu dönemde çok rastladığımız için Davutoğlu’nun teklifini de pek yadırgamadık, “niyeti” böyle olmasa bile.
**
“Mış” gibi yapmadan, “etrafı dolaşmadan”, ulusal bayramlar, Atatürk ve Cumhuriyet devrimlerine bakışlarını, yaklaşımlarını açıkça söyleseler çok iyi olur, artık. Suflörlerine söyletmesinler artık. Korkmasınlar yargılanırız diye. O, “eski Türkiye” de kaldı.
**
Kimi Cumhuriyet’in parantezini kapattı; kimilerine göre de muhteşem, her şeyi ile mükemmel Osmanlı filminin bir asırlık arası sona erdi. Baksanıza ABD Büyükelçisi (Barak) bile bize “mutlak monarşiyi” reva görüyor, bize.
**
Ne güzel değil mi? ABD gibi güçlü bir dış destekte arkalarında. Ahmet Hoca, “tuğla kalınlığında” “Stratejik Derinlikler” kitabını yazacağına, Falih Rıfkı merhumun kırk-elli sayfalık, Zeytindağı’nı okusaydı, demiştim. Öyle ya, Ortadoğu, Davutoğlu’nun anlattığı gibi değil. Bir asır sonrası durumu bile, yüce Atatürk’ü nasıl haklı çıkartıyor.
**
Zeytindağı’nı okurken, sürekli ağladığım pasajı vereceğim. “Mondros Ateşkes” imzalanmış. Ordu terhis olmuş. Her istasyonda bir miktar asker iniyor. İşte hikaye bu istasyonlardan birinde geçer:
**
“Eğer kalırsa, eğer bırakılırsa... Anadolu hepimize hınç, şüphe ve güvensizlikle bakıyor. Yüz binlerce çocuğunu memesinden sökerek alıp götürdüğümüz bu anaya, şimdi kendimizi ve pişmanlığımızı getiriyoruz, istasyonda bir kadın durmuş, gelene geçene:
**
- Benim Ahmed'i gördünüz mü? diyor. Hangi Ahmed'i? Yüz bin Ahmed'in hangisini? Yırtık basmasının altından kolunu çıkararak, trenin gideceği yolun, İstanbul yolunun aksini gösteriyor:
- Bu tarafa gitmişti, diyor.
**
O tarafa? Aden'e mi, Medine'ye mi, Kanal'a mı, Sarıkamış'a mı, Bağdat'a mı? Ahmed'ini buz mu, kum mu, su mu, skorpit yarası mı, tifüs biti mi yedi? Eğer hepsinden kurtulmuşsa, Ahmed'ini görsen, ona da soracaksın:
**
- Ahmed'imi gördün mü?
Hayır... Hiçbirimiz Ahmed'ini görmedik. Fakat Ahmed'in her şeyi gördü. Allah'ın Muhammed'e bile anlatamadığı cehennemi gördü.”
**
İşte böyle Ahmet Hoca; iki elimiz kanda da olsa, siz hangi saikle söylerseniz söyleyin, bizler 23 Nisan Bayramın kutlayacağız. Okullar da olmasa bile meydanlarda ve evimizde. Tabii, bu sefer büyük bir hüzünle. “Ne mutlu Türküm diyene!”
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
HEMŞİRELERİMİZ HAK ETTİĞİ DEĞERİ BEKLİYOR
KADİR DAYIOĞLU
SIRADA TÜRKÜLER VAR
Ali Rıza Navruz
SİTEMNÂME.. /16-19/
Mustafa Mete ÖZPINAR
SADAKAT ve MUTLU AİLE NİĞMETTİR
Şaban Külhancıoğlu
MAHALLEMİZ 'BİR TANE'YDİ
Mustafa Cengiz
ÖZÜR DİLEYİNCE BU İŞ BİTİYOR MU?
Ahmet Sıvacı
ANNELER GÜNÜ ÖYLE Mİ?
Mustafa Göçer
DOĞA KÖRLÜĞÜNDEN UYANMALlYlZ
Faruk Ergan
KİMSE DUYMADAN
Bekir Oğuz Başaran
DEĞİŞMEM GAZELİ