Kimse duymadan, kendi kendime, uzun yolculuklara çıkmaya, kendimle yüzleşmeye, gizli kalmış duygularımı sorgulamaya, ironi yapmaya, sesimin çıktığı kadar bağırmaya, türkü söylemeye, müstehcen fıkralar anlatmaya, ölçüsüz ve argo konuşmalara, kısacası konuştuklarımın sadece bende kaldığına emin olduğum ve kimsenin duyma imkanının olmadığı söyleşiler yapıyorum.
Kimi incittim, kim kırıldı, bu hanımefendiye daha kibar davranmalıyım, bu beyefendiye her istediğimi söyleyebilirim, çocuktur üzülmesin, bu adam çok varlıklı, bu nasılsa bir şeyden anlamaz, gibi düşünceleri tamamen göz ardı ederek istediğim ölçüde davranma özgürlüğü yaşıyorum.
Bakan Beyle konuşurken dikkat et, Belediye Başkanından canın ne istiyorsa talep et, Milletvekili’ni küstürme, falan partinin İl Başkanı ile dikkatli konuş, İlçe Başkanının sürekli ruhunu okşa, zira kendisi ve ailesinin hoşuna gitmeyen bir şey konuşur veya yazarsan dikkatli ol.
Diğer yüzünü, yani senin göremediğin yüzü var ya, işte onu anında gösterir sana ve aynı zamanda şahsına karşı saygısızlık yapmaktan çekinmez, kamuda görev yapanları sınırsız ve sorumsuzca eleştirebilirsin, yeter ki kimse duymasın.
Arada bir aynanın karşısına geçiyorum ve kendimi kontrol ediyorum, yüzleşmemek için hemen kafamı çeviriyorum, çünkü yüzüm kızarmış.
Kimse duymuyor ondan eminim, fakat vicdanım devreye giriyor, düşünce ve söylemlerimdeki uyuşmazlık bana izin vermiyor.
Sorumluluk ve yükümlülüklerimi yerine getirmiyorum, hesap verme bilincinden yoksun ve umarsız davranıyorum, işlerimin aksamasını, başkalarının mağdur olmasını, bana olan güvenin sarsılmasını, bahçede kedilerin aç kalmasını, ülkenin sorunlarını, ekonominin kötü yönetilmesini, eğitimdeki zafiyeti, sağlığımın bozulmasını ve daha birçok şeyi düşünmeme kararı aldım, kimse duymadan.
Başka bir kişiye karşı sorumluluğunu yerine getirmeyen adama, hele yapacağına dair söz verip de yapmamışsa, derhal uzaklaşırım kimse duymadan. Düşüncemden dolayı kimseye hesap vermeyeceğimi, kolluk kuvvetlerinin beni ifadeye davet etmeyeceklerini, yargılanmayacağımı ve işlediğim tüm kabahatleri kimsenin duymayacağına göre, korkusuz ve özgürüm.
Trafikte hız yapacağım, kırmızı ışıkta durmayacağım, emniyet kemerini takmayacağım ve seyrüseferde olan herkesi tehlikeye atacağım.
Doğayı tahrip edeceğim, ağaçları keseceğim, anız yakacağım, ava çıkıp ölçüsüzce tavşan ve kuşun canını alacağım, okumayacağım, kitap hediye etmeyeceğim, hasta ziyaretinde kurallara uymayıp, hastanın sağlığını göz ardı edeceğim, hem kimse görmeyecek hem de kimse duymayacak.
Tüm bu olumsuzlukların sonucu olarak bir dostum çıkacak karşıma ve diyecek ki, “olur mu efendim, bu ne sorumsuzluk, bu ne hafifliktir böyle”?
Böyle bir yaşam biçimi olabilir mi, ben insanım diyen birisi bu kadar umarsız davranabilir mi, kendisine, ailesine ve ülkesine karşı sorumlu olan bir kişi bu olumsuzlukları özümseyebilir mi?
Kimse duymasa, kimse görmese bile, kimsenin olmadığı yerlerde bile insanca yaşamayı ve kurallara uymayı göz ardı etmeyen insan, bence iyi insandır.
“Kimse duymasa bile siz okuyun” Faruk Ergan
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
HEMŞİRELERİMİZ HAK ETTİĞİ DEĞERİ BEKLİYOR
KADİR DAYIOĞLU
SIRADA TÜRKÜLER VAR
Ali Rıza Navruz
SİTEMNÂME.. /16-19/
Mustafa Mete ÖZPINAR
SADAKAT ve MUTLU AİLE NİĞMETTİR
Şaban Külhancıoğlu
MAHALLEMİZ 'BİR TANE'YDİ
Mustafa Cengiz
ÖZÜR DİLEYİNCE BU İŞ BİTİYOR MU?
Ahmet Sıvacı
ANNELER GÜNÜ ÖYLE Mİ?
Mustafa Göçer
DOĞA KÖRLÜĞÜNDEN UYANMALlYlZ
Faruk Ergan
KİMSE DUYMADAN
Bekir Oğuz Başaran
DEĞİŞMEM GAZELİ