Oldum olası abartılı şeyleri yazmaktan, yapmaktan ve paylaşmaktan sakınırım.
İster dolu olsun ister boş olsun yemeli içmeli ortamlardaki kurulu olan o masanın etrafında iken sosyal medyada paylaşmaktan hoşlanmam, özellikle aile içi yemeklerde herkesi uyarırım sakın paylaşmayın diye. Asıl konuya gelecek olursam, geçen hafta kardeşlerimle bahçede turşu ve pekmez yaptık.
Üretici olmanın ve çıkan ürünü görmenin zaafına kapılarak, turşuları sosyal medyada kızararak ve sıkılarak paylaştım. Bir de ne göreyim, beğeniler yorumlar derken turşular fenomen oldu, kendim için beklediğim ilginin çok fazlasını kendi ellerimle yaptığım, içine her türlü yiyeceği kattığım turşular benimle arayı açtı gitti. “Vay turşu vay” dedim.
Sevgili dostlarım, Edebiyatçı değilim, roman da yazmıyorum, beğenilmem ve yorum almam konusunda hiç bir zaman iddialı olmadım, zira haddimi bilirim ve kendimi nerede konumlandıracağım konusunda seviyeli ve ölçülü davranırım. Hatta çok güzel makale yazan ve bu konuda yıllarını veren, dirsek çürüten Gazeteci ve yazar dostlarımla sohbet ederken yüzüm kızarır. Hiçbir yazımda ve sosyal medyada paylaştıklarımda küfür, hakaret, argo konuşmalar, birilerinin özel yaşamına müdahale, kimsenin inancını aşağılama olamayacağı gibi tüm insanlığın güzellikler içinde ve huzurlu yaşamasını isterim. Okuduğum ve kütüphanemde olan kitaplar konusunda ukalalık yaparım, okuduklarımla ilgili veya yeni aldığım kitapları paylaşarak bilinmesini isterim ve insanlara kitap hediye etmeyi, özellikle gençlere okuma alışkanlığı kazandırmayı çok severim ve başkalarının da bu konularda yarış halinde olmaları için en büyük tahriki de yaparım. Kayseri’de yaşamlarını idame ettirmeye çalışan dostlarımın yeni çıkan kitaplarını mutlaka almaya çalışırım, kendilerine yerel ve kamu yöneticilerinin mutlaka ekonomik destek vermelerini, mümkünse ilk basım kitaplarının yarısını alarak, insanlara kitap hediye etmelerini çok isterim.
Geçen haftaki yazımın başlığı TAHAKKÜM idi, güçlülerin zayıf olanlara asırlardır yaptırım uyguladığını, kendi yaşam alanlarını genişletmek için başka toplulukları ve topraklarını istila ettiğini, o topraklardaki yeraltı hazinelerini ve kaynaklarını kendi çıkarı için kullandığını ve hatta o toprakların maliki insanları katlettiklerini uzun uzun yazmıştım. Cumhuriyetin 100. Yıl kutlamalarının, İsrail ve Suriye savaşı bahane edilerek bu uğurda feda edilmemesini, eğer yapacaksak hakemliğin tarafsız ve tehlikenin ülkemizden uzak tutularak yapılmasını, yapamayacağımız şeylerin söylenmemesini özellikle büyüklerimize arz etmiştim. Anlatmaya çalıştığım bu güzellikler ilgisiz kalıp, birileri tarafından paylaşılan, insanları tahrik edici, hakaret içeren yazıların ve benim turşunun yüzlerce beğeni, yorum almasını kıskandım. Ve yazımın başlığını “TURŞU VE BEN” olarak belirtmekle kalmadım aynı zamanda “vay turşu vay” senin kadar ilgi göremiyorum, kışın ben seni dostlarımla afiyetle yerim diyerek kıskandığımı itiraf ettim.
“Mükemmel olmadığımı biliyorum ve mükemmel olmak için yaşayamam.” Bob Marley.
Mustafa Cengiz
17. SIRADA, EN FAZLA GOL YİYEN TAKIMIZ!
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
DEVLET VATANDAŞINI KANDIRIR MI?-2
KADİR DAYIOĞLU
BİR ZAMANLAR KAYSERİ
Mustafa Mete ÖZPINAR
GÖZ RAHATSIZLIĞININ PERDE ARKASI 1.NCİ BÖL.
Çınar Can Özyürek
Aynı Yolun Değişen Yürüyüşü
Ali Rıza Navruz
BIRAKIN GİDEYİM
İhsan Görücü
REALİTE ESAS, TOZ PEMBE SENARYOLAR AUT
Mustafa Temizer
BUNLAR AKILLI MİLLET APTAL MI?
Mustafa Göçer
DOĞA KÖRLÜĞÜNÜ YENEBİLİRSEK,
Mehmet Kasap
BİR ÜTOPYA VE DİSTOPYA ÖRNEĞİ; “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ” VE “BİZ” “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ”-16