Hep, “ne olacak Fenerbahçe’nin hali!” diye sorulur. Bu sefer, “ne olacak CHP’nin hali!” soruları sorulmaya başladı. Hemen söyleyeyim; CHP’ye bir şey olmaz. İner, çıkar; ayakta kalır. Ama Kılıçdaroğlu ile dibe çakılır. Bunun ne demek olduğunu İzmir, Manisa ve Ankara’da gördük. Bundan sonra da her yerde göreceğiz. Eğer, “Bay Kemal” göremediyse, diyecek bir şey yok.
On üç yıl liderlik yaptığı partili arkadaşlarını bazılarının “fetöcü”, partinin “arınması” gerektiğini yeni yeni anlamış. Özür diliyor, af diliyor, helallik istiyor. İBB ve diğer davalar sürerken, bazılarının iddianamesi dahi hazırlanmamışken, bu ihbar, bu “muhbiri sadıklık!”; iktidarın eline koz vermek neyin nesi?
Güzel bir söz var; “Büyük adama, küçük iş yakışmaz!”; tabii büyük, büyükse!
“Bay Kemal”in koltuk sevdası, hırsı, yenilgiyi hazmedememesi üzerine, çok ciddi eleştiriler yapılıyor; hem de çok ciddi adamlarca. Tepkilerden ikisini paylaşacağım.
Alıntıdan önce bir açıklama yapayım. Dostlar, konunun CHP’li olup olmamakla; şu kadar yıl CHP’ye hizmet edip etmemekle; ömründe hiç CHP kapısının önünden dahi geçip geçmemekle ilgisi yok.
Siyasetin değil, bir başka hukuk alanının ilgi alanına giren, “butlan” kavramını kesinleşmiş, mazbata alınmış siyasete de uygularsanız, “seçim hukuku” ve “hukuk devleti” çok büyük zarar görür. Benim duyarlılığım bu doğrultuda. Yoksa, Kılıçdaroğlu da, Özel de babamın oğlu değil.
Ben, “liberal demokrasiye” inanan birisiyim. Benim ölçülerime uyan, bir parti de yok henüz. Keşke olsa. Umulur ki, CHP, “sosyal demokrat” bir çizgiye yerleşir. Sosyal demokrasinin tüm umdelerini benimser.
Ciddiyetine inandığım, gazeteci Deniz Zeyrek'ten "Tedbir kararı kalkınca kurultay yapılır" diyen Kemal Kılıçdaroğlu'na tepki.
"Hedefin CHP'yi bölmek ve kurultay meselesini kilitlemek olduğu bal gibi ortaya çıktı."
"Kılıçdaroğlu, 'Kurultayı yapabilsem yaparım' diyor. Kim tutuyor elinizi?"
"Avukatınıza söyleyin, Yargıtay'daki bütün başvuruyu çeksin."
"Kendinize güveniyorsanız CHP delegelerinin önüne çıkın hemen."
"Ne bekliyorsunuz?"
İkincisi, yine ciddi bir akademisyen, Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu’na ait. Dostumuz, Osman Selim Kocahanoğlu’ndan aldım.
YOK HÜKMÜNDE BİR LİDER
Bir insan kendini nasıl bitirir? Kendi elleriyle yıllarca biriktirdiği itibarı nasıl yerle bir eder? İnsan, geçmişte kendisine saygı duyan insanların gözünde kendini nasıl küçültür? Bunun yaşayan örneklerinden birini Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ile gördük.
Siyasette yenilmek ayıp değildir. Her siyasetçi kaybedebilir. Hatta bazen kaybedenler, gösterdikleri duruşla, kazananlardan daha büyük bir saygı kazanırlar. Çünkü; insanlar yalnızca başarıyı değil, karakteri de hatırlarlar.
Özellikle de yenilgi anındaki karakteri… 13 yıl boyunca girdiği 13 seçimi kaybeden bir insanın, en azından bu kadar yenilgiden sonra, onurlu bir şekilde kaybetmeyi öğrenmiş olması beklenirdi. Ne var ki; Sayın Kılıçdaroğlu, seçim kazanmayı beceremediği gibi, kaybetmeyi de öğrenemedi.
Kılıçdaroğlu, CHP’de tam 13 yıl genel başkanlık yaptı. Bu süreçte genel seçimler, yerel seçimler, referandumlar ve cumhurbaşkanlığı seçimi dahil olmak üzere, tam 13 ayrı seçim dönemi yaşandı. Göreve ilk geldiğinde; “Başarısız olursam, bırakırım!” demişti. Fakat; 13 seçimin 13’ünde de başarısız oldu ve buna rağmen bırakmadı.
Bir siyasetçinin, birkaç yenilgiye rağmen, mücadeleye devam etmesi, elbette, anlaşılabilir bir durumdur.
Hatta; kimi zaman bu ısrar, seçmen nezdinde direnç ve kararlılık olarak da görülebilir. Ancak; yenilgiler arttıkça, mesele artık siyasi mücadeleden çıkar, karakter sınavına dönüşür. İşte; tam da o noktada, insan kaybettiği seçimlerle değil, kaybettikten sonraki tutum ve davranışlarıyla küçülür.
Sayın Kılıçdaroğlu’nun siyaseten olgunlaşamadığını, son kaybedişinde, yakından gördük. Kaybettiği kurultayda, kazanan rakibinin elini kaldıracak olgunluğu bile gösteremedi. Oysa; istese, farklı bir yol seçebilirdi.
Bütün yenilgilerine rağmen; kendisine saygı duyan milyonların hafızasında vakar sahibi bir siyasetçi olarak kalmayı tercih edebilirdi. Fakat; o, siyasetin doğal akışına saygı duyan bir eski lider olmayı değil, kişisel kırgınlıklarını büyüterek iktidarın elini güçlendiren bir aparata dönüşmeyi seçti.
Çünkü; gerçek yenilgi, sandıkta alınan sonuç değildir. Asıl yenilgi; insanın kendi hikâyesine yakışan bir son yazamamasıdır.
Bazı insanlar seçim kaybeder ama; itibar kazanır. Bazıları ise; yıllarca, koltuğunu korumaya çalışırken, geride bıraktığı bütün siyasi sermayeyi tüketir ve hayatın en acı ironilerinden biri şudur: İnsan; bazen, kazanamadığı için değil, çekilmeyi bilmediği için kaybeder.
Hem Zeyrek’in ve hem de Ersin Hoca’nın yazılarının altına imzamı atıyorum.
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
KAYSERİ'DE MOTORLU TAŞIT SAYISI 550 BİNE KOŞUYOR…
KADİR DAYIOĞLU
NE OLACAK CHP’NİN HALİ?
Mustafa Mete ÖZPINAR
KUL HAKKINI TANIYIN KUL HAKKINDAN SAKININ
Mustafa Cengiz
KAYSERİ, KABUS GİBİ SEZONU KÜME DÜŞEREK NOKTALADI!..
Ali Rıza Navruz
DÜŞE DÜŞEN SESSİZLİK
VÜSELA ALİ-İLETİŞİM(SİZLİK)
İLETİŞİM KALABALIĞI
Mustafa Göçer
KURBAN PAYLAŞMAK, FİDAN YAŞAMAK İÇİN
İhsan Görücü
BİLMEDİĞİNİ BİLMEYENLERİ GEÇECEKSİN
M. Kemal Atik
Tasavvuf Terminolojisinde VECD
Faruk Ergan
SUSMAK!