Trafik ya da araçlar canavar mı? Hayır asıl canavar olan, rasyonel davranmayan sürücü ve yayalar ile tabii beceriksiz belediyeler. O nedenle, suçu başkasına atıp, işin içinden sıyrılmayalım. Bir kere, burada bir anlaşalım.
Gün geçmiyor ki şehir içinde bir ya da iki trafik kazası haberi basına yansımasın. Bazan, zincirleme oluyor. Sanırım, ilgili bilgilerin çetelesi, Büyükşehir tarafından tutuluyor. Tutsunlar ki, sonuçlar kendilerine önemli yol gösterecek. Yoksa, "vaka-i adiye" deyip geçip gidiyorlar mı? Bilemiyorum. Ama ben, bildiklerimi anlatmaya, uyarılarımı yapmaya devam edeceğim. Umarım, bir gün dikkate alırlar. Almazlarsa da canları sağ olsun. Ne diyelim?
Trafiği canavarlaştırarak işin içinden sıyrılmak istiyoruz... Aslında, canavar olan biziz de farkında değiliz... Kolektif yaşama bilincinin ya da toplumsal yarar bilincinin, gelişmediği toplumlarda trafik suçları yüksek seviyede seyreder. Bu nedenle trafik, aynı zamanda bir uygarlık, bir uygarlaşma sorunudur.
Trafik, bir uygarlık, bir uygarlaşma sorunu olunca bunun kuralları olması ve bu kurallara uyulması da gerekir. Bu gereklilik, yayasından sürücüsüne, denetleyicisinden düzenleyicisine, araç imalatçısına vs kadar herkes için geçerlidir.
Yine trafik, A’dan Z’ye kadar bir kurallar zinciridir. Ve bu zincir de uzun bir deneyim sürecinde oluşmuştur. Mantıksız denebilecek hiçbir trafik kuralına rastlamadığımı, belirtmek isterim!
Trafik denince ülkemizde aklıma; yılda yaklaşık üç-beş bin ölü, yüz bini aşkın yaralı, milyonlara varan maddi hasar, kural ve kutsal tanımaz sürücü ve yaya ile 15-16 saatin üzerinde zor şartlarda, karda kışta mesai yapan polisler gelir.
Tabii, önemli bir sorun; “Araba sahibi olunca yolları da satın aldığını” sananlar.
Ülkemizde trafik kazalarının “toplumsal cinnete” dönüştüğüne zaman zaman tanık olmaktayız. Çoğu ölümle sonuçlanan bu kazaların nedenleri uzmanlarınca elbette biliniyor. Görevlilerin çoğu zaman, “çaresizlik!” içerisinde oldukları da...
Günlük yaşamımızda aceleyi sevmememize rağmen direksiyon başına geçince dünyanın en “acul” toplumu haline geliyoruz. Acele edenle etmeyen arasında ki zaman fark; şehir içinde beş dakikayı, şehirlerarasında da yarım ile bir saati geçmez. Ama buna rağmen acele ederiz. Neden?
Bu psikolojik soruna yanıt vermeye gücüm yetmez. En iyisi, erbabı yanıtlasın. Bilinen bu gerçeğe rağmen erken gitmeyi, “gaz topuklamayı”, bir gurur bir övünç meselesi yaparız!.. “Abicim, gazı bir topukladım, iki saat bir çeyrekte, Ankara Sitelere vardım!”, geyiğine, hızlı sürücüler arasında sık sık rastlarsınız.
Bu nedenle hızlı araba kullanmak, Ankara’ya “iki saat bir çeyrekte varmak”, “iyi sürücü!” olduğumuzun bir kanıtı mıdır? Ama aynı adam; bir manevrayı bir yana bırakın üç manevrada “U Parka” giremez. Bu da başka bir konu!
Bir başka konu da şu: Trafik suçlarında iki günah keçisi vardır. Sürücü ve yaya!.. Bir olayda suçu, sürücü ile yayaya bölüştürür, geçer gidersin! Oysa başka faktörleri de dikkate almak gerekir.
Özellikle ticari araçların maliyeti ve bunların sürücü/mal sahibi üzerindeki psikolojik baskısı, yolların yüksek performanslı araçlara cevap verememesi, “ölü noktaların” bol, trafik işaretlerinin yetersiz oluşu ya da bunların vatandaş tarafından tahrip edilmesi, yerleşim yerlerinin yol ile hem sınır oluşu vs. Bir de buna sürücü kurslarının yetersizliğini ekleyin.
Şehir içi yolların özellikle kavşakların tanziminde büyük yanlışlıklar ya da yetersizlikler var. Sözgelimi sağa dönüşlerde hem araç ve hem de yaya çok zor durumda kalmaktadır. Güvenli sağa dönüşe sahip bir kavşağa, çok az rastlarsınız.
Bir de “Raylı Sistemin” bazı duraklarının, büyük risk taşıdığını hemen belirteyim. Görebildiğim kadarı ile iki tip durak var. Bunlardan birisinde, raylar durakları dıştan kavrıyor. Buralarda bir sorun olacağını sanmıyorum. Ama bazılarında raylar, durakların tam ortasından geçiyor. İnen ve binenler, araç trafiği ile her an yüz yüze.
Mesela, Çelikevler önündeki durak, ki çok durak böyle... “Tramvaydan” inen adımını attığında, hiçbir güvenlik mesafesi olmayan asfalta basıyor. Sadece, genişçe bir Beyza bant var. Bir de bu yolların, adeta hız yolu haline geldiğini bir düşünün. Allah korusun, düşünmek dahi istemiyorum. Dikkatsiz bir anınızda, adımınızı attığınızda, “b.k” yoluna gitmek kaçınılmaz. Bir de, sağa-sola görüşü kapayan ilan panolarının varlığını düşünün.
Benimkisi, karşı kaldırımdan yapılan bir gözlem... Bu hususu, yetkili arkadaşların tetkikinde yarar görürüm. Bana göre, gerçekten, trafik dolayısıyla can ve mal güvenliği için tehlikeli bir durum var.
Tabi, bu durum bana ulaşımda; “şehir içlerinde, her yönden yayalara ve araçlara açık, hız yolu niteliği kazanacak yolların oluşumuna izin vermemek gerekir” kuralını hatırlattı...
Mesela, Emirgan Parkı önüne üst geçit yapıldı. Haliyle, ışıklar da kalktı. Peki, Doktorlar Ap. Yanında bulunan caddeden ya da Ticaret Meslek Lisesi’nin bulunduğu sokaktan çıkan bir araç, güvenli bir biçimde ana yola nasıl girebilecek? Bu sorunun yanıtı, yukarıda vermeye çalıştığım temel ulaşım kuralının doğruluğuna güzel bir örnektir.
Yine mesela, Orduevi yanından ana yola çıkmakta çok zorlanıyorsunuz. Neden? Kazasız, belasız seyirler, yürüyüşler dileğiyle...
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
TÜRKİYE’NİN TEMEL PROBLEMİ EKONOMİ VE FAİZİN DE FAİZİ…
Mustafa Mete ÖZPINAR
B.O.P. TAM GAZ İŞLİYOR
KADİR DAYIOĞLU
TRAFİK CANAVARI!
Bekir Oğuz Başaran
KÖYLÜ MİLLETİN EFENDİSİDİR
Mustafa Cengiz
KAYSERİSPOR, TÜRK FUTBOLUNUN ANADOLU’DA Kİ FARKLI PROTATİPİ
M. Kemal Atik
Düşünce ve Eylem Kıskacında Erdemli İnsan
Mustafa Acar
BU KÖY BENİM KÖYÜM DEĞİL.
Mustafa Göçer
DÖNÜŞÜM BAŞLAMALIDIR:
Ali Rıza Navruz
GURBET KUŞU
VÜSELA ALİ-İLETİŞİM(SİZLİK)
SEVİYELİ İLETİŞİM HAKKINDA ÖNERİLER