Cumhuriyet ve ulu önder, devletimizin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk’e “vurmak” moda oldu, son yıllarda. Eleştiriye “evet!” ama hakaret, yok saymak hiç de kabul edilebilir değil. Cahilane, kin ve nefret dolu söylemler ve yorumlar elbette karşılık bulur.
Bunlar, kahve köşelerinde “geyik!” yapanlar olsa, anlarım. Ne yaparsınız, adamlar. “cahil”. Ama isimlerinin başında akademik sıfat bulunanlar bu kervana katılınca; “zır cahil!” demekten geçemiyorum. Adamlar bir kere tarih bilmiyorlar. Tarih okumuyorlar. Okudukları da Necip Fazıl, Fesli Kadir, Mustafa Armağan vs. Oysa, Cumhuriyet ve Atatürk devrimlerini eleştirmek için nasıl bir sosyal, fiziki, ekonomik miras devralındığını da bilmek gerekir.
Mesela, 1950-1960’ların türküsünü tekrar gündeme getirdiler; “Cumhuriyet Osmanlı ile barışmalı!” İstanbul’a gittiğimiz 1960 yıllarda, kulağımıza üflerlerdi, bunu. “Tamam doğru” diyelim. Peki, bunu diyenlerin “Cumhuriyet ve Atatürk ile barışmaya niyetleri var mı acaba”? Önce burada bir anlaşalım. O mahalleyi az çok bilen birisi olarak söyleyeyim; Bunu asla düşünmezler, “surda yeni gedik açmaya devam ederler!”
Yine unutmasınlar; Osmanlı’nın en fakir ve en geri kalmış, “Anadolu Beylerbeyliği” sadece “asker ve vergi deposu”. Kayseri’de Lise başta olmak üzere birkaç okul, Kurşunlu Camii ve Kapalı Çarşı… Bunlara bir iki tane daha ilave edebilirsiniz. Eski eserlerin tamamı, virane durumda. İnanmayan fotoğraflara bakabilir.
Kayseri dahil Anadolu, salgın hastalıklardan kırılıyor. Zübeyir Kars Hocamızın sadeleştirdiği, Dr. Hıfzı Nuri Bey’in Kayseri Sancağı/1922 (Türkiye'nin Sıhhî-i ictimâî coğrafyası: Kayseri Sancağı). çalışmasını bir okusunlar. “Makarr-ı ulema” olan Kayseri ne durumda? Doğru dürüst yol yok, “bel” yok. Merkez’de, her mahallede doğru dürüst birkaç ev var…
Osmanlı’dan kalan miras, dört başı mamur, güllük-gülüstanlık idi ve Cumhuriyetle bunlar yok oldu gitti. Hayır. Bırakınız kitap okumayı, 19. Yy başlarında çekilen Anadolu’dan ve payitaht fotoğraflarına bakmak bile yeter Anadolu’nun hali pür melalini.
Ama Karamanlı Kâmi’nin dediği gibi: “Güle gûş ettiremez yok yere bülbül inler/ Varak-ı mihr ü vefâyı kim okur kim dinler?”
Evet şimdi ben sizlerle, bazı kaynaklardan aldığım bilgileri, satırbaşları ile paylaşacağım. Taktir sizlerin.
- İlk sayımın yapıldığı 1927 yılında nüfus 13.6 milyon.
- 1927’de 40 bin köy/mezra… Yaşayan nüfus toplamın %75,8’i…
- Yine 1927’de 460 belediye…
- “Nüfusun 6-8 milyonu hasta (1 milyonu frengili; 2 milyonu sıtmalı, 3 milyonu trahomlu) verem, tifüs, tifo kol geziyor; sayıları bile bilinmiyordu. Ortalama ömür 40-50 yıl. Bebek Ölüm oranı 250/1000, Anne Ölüm Oranı 180/100.000. Bütün ülkede 1323 Sağlık çalışanı var (344/554 doktor, 60/69 eczacı, 4 hemşire, 560 sağlık memuru ve 136 ebe) (Hekim 1/20.000) (1/13.000 S.Ç.). 86 Yataklı kurum; toplam yatak sayısı 6437. (https://www.recepakdur.com/media/1773/cumhuriyet-ve-saglik-2211.pdf)
- Nüfusun %9’u Okur yazar [devralınan bu oranın tam gerçeği bilinmiyor]; 4894 ilkokul var. 341 bin 941 öğrenci eğitim görüyor. 40 bin köyün 38 bininde okul yok. 72 ortaokul ve 23 lise vardı. Liseye kayıtlı kız sayısı yalnızca 230. Tek üniversite vardı, Darülfünun, medreseden halliceydi. İbrahim Müteferrika’nın 16 Aralık 1727’de kurduğu ilk matbaadan 150 yıl sonra basılan kitap sayısı yalnızca 417.” İdi. (https://www.recepakdur.com/media/1773/cumhuriyet-ve-saglik-2211.pdf)
- “1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti ilan edildiğinde; ulusal sınırlarımız içinde, 13.900 km'si stabilize şose ve 4.450 km'si toprak olmak üzere toplam 18.350 km yol ve 94 adet köprü vardır.
- Cumhuriyetin ilk yıllarında ulaşımda, dönemin en çağdaş teknolojisi olan demiryolu yapımı ağırlık kazanmış; ancak bir süre sonra demiryolunun tek başına yeterli olmadığı görülerek, 1929 yılında Nafia Vekaleti (Bayındırlık Bakanlığı) içinde Şose ve Köprüler Reisliği kurulmuştur. Bu tarihten sonra çıkarılan yol kanunu ile karayolu yapım çalışmalarına hız verilerek, 1923-1947 yılları arasında karayolu uzunluğu 43.743 km'ye ulaşmıştır.” (ww.kgm.gov.tr)
Nereden nereye? Fakir Cumhuriyet on dört yılda, Osmanlı dönemindeki yolun iki buçuk katını yapmış.
- “Osmanlı İmparatorluğu döneminde inşa edilen toplam demiryolu ağı yaklaşık 8.619 kilometredir. Ancak bu hatların Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde kalan kısmı 4.112 kilometre ile 4.136 kilometre arasındadır.” (Wikipedia)
“1923-1950 yılları arasında, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin milli ekonomisini kurmak amacıyla yabancıların elindeki hatlar millileştirilmiş ve özellikle İç ve Doğu Anadolu'yu limanlara bağlayan toplam 3.764 km yeni demiryolu inşa edilerek hat uzunluğu 7.671 km'ye çıkarılmıştır.” (Wikipedia)
Demiryolu ile ilgili bilgileri farklı kaynaklardan aldığım için verilen verilerde ufak tefek sapmalar olabilir.
- Ülkemizde ilk elektrik üretimi, 1902 yılında Tarsus’ta tesis edilen 2 kW gücündeki küçük bir su türbini ile gerçekleşmiştir. İlk büyük santral ise 1913 yılında İstanbul Silahtarağa’da kurulan 15 MW güce sahip termik santral olmuştur. (www.emo.org.tr)
Silahtarağa, Osmanlı İmparatorluğu’nun şehir şebekeli ilk elektrik santrali olarak hizmete girmiştir. İlk yıllarda saraylara, resmi kurumlara ve tramvay hatlarına enerji sağlayan tesis, zamanla elektrik dağıtımını Galata, Haliç ve Karaköy gibi merkezlerden Bakırköy ve Sarıyer’e kadar genişletmiş.”
“Yani bu santral ile Anadolu yakasına verilen elektrik yok. Kadıköy ve Üsküdar’a, Cumhuriyet döneminde, 1926’da elektrik verilmiş.” (https://enerjimuzesi.bilgi.edu.tr/tr/hakkinda/silahtaraga-elektrik-santrali/)
Kayseri’ye gelince: Bünyan şelalesinden elektrik üretme fikri ilk defa Yunus Bekir tarafından gündeme getirilmiş. Hatta su yolu üzerinde bulunan bazı taşınmazlar satın alınmış. Birinci Harp çıkınca akim kalmış. 1926 yılında aynı sudan imtiyaz alınmış, Bünyan, Talas ve Kayseri’ye aydınlatma için elektrik vermek, artanını sanayide kullanmak üzere.
1928 yılında bu imtiyaz, başta Kayseri Belediyesi olmak üzere otuza yakın Kayserili girişimcinin kurduğu, Kayseri ve Civarı Elektrik TAŞ’ye devredildi. Tesisi yabancılar yapmış, “Skoda” türbinler konmuş, ilk elektrik 1931 yılında, yanılmıyorsam Kazancılar Caddesi’nde bulunan Ankara Oteli’ne verilmiş. Abone numarası “1”. Mesela bizim Orta mahalledeki evimizin abone numarası “222” idi.
Rahmetli Demirel’e sordular: “Bizden önce bir şey yoktu diyorlar, ne dersiniz?” “Ya öyle mi? Benim ve benden önce dikilen elektrik direklerini yıkın bakalım ne oluyor?”
Değerli dostlar, sizleri, yakın geçmişte bir yolculuk yaptırdım. Umarım memnun kalmışsınızdır.
Şaban Külhancıoğlu
İYİ İNSAN ARANIYOR!
Mustafa Cengiz
DÜNYA KUPASININ ARDINDAN (2)
KADİR DAYIOĞLU
CUMHURİYETE VE ATATÜRK’E VURMAK
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
15 FİRMAMIZ İSO İKİNCİ 500’DE
Ali İhsan Öztürk
ÖZTÜRK REKORA KOŞUYOR!
Ali Rıza Navruz
BET BENİZ ARASINDA
Mustafa Mete ÖZPINAR
SİYASETTE DEĞİŞİM
AHMET KARAASLAN
MUTLULUKLA YAŞA ÇOCUK
VÜSELA ALİ-İLETİŞİM(SİZLİK)
AİDİYET -11
M. Kemal Atik
Cumhuriyet Meydanı'nda İnsan Denen Meçhul -2