Okulların açılmasına, şunun şurasında bir hafta kaldı.
Uzun bir tatil sona erdi.
Yirmi milyona yakın öğrenci ders başı yapacak.
Tabii, büyük sorunlarla…
Allah, hepsinin yardımcısı olsun.
Bu devirde kolay değil öğrenci okutmak.
Bir rivayete göre, dönemin Maarif Nâzırı’nın; “Okullar olmasa maarifi ne güzel idare ederim!” demiş.
Yine bir rivayete göre, İttihat ve Terakkinin önemli Maarif Nazırı Emrullah Efendiymiş.
Hatırlarsanız, bir ara bazı büyüklerimiz; iş alemi, nasıl olsa para kazanıyormuş…
Bu nedenle, herkes bir kişi fazla çalıştırsa, işsizlik oranı, bilmem şu kadar azalırmış.
Hem de bu, kazancın zekatı kadar, falanmış.
Tabi bunu geliştirebilirsiniz, kamusal alana da teşmil edebilirsiniz.
Nasıl olsa sosyal devletiz, binaenaleyh, her kamu binası başına ilave bir kişi istihdam etseniz, işsizlik daha da azalır.
Belki de hiç kalmaz!
Efendim, büyüklerimizi isteğine uyan bir terzi, bir kişi çalıştırmaya karar vermiş.
Aylardır, yıllardır işsiz bir genç de başvurmuş.
Terzi; “Evladım, terzilik nedir?” diye sormuş O da; “Usta, terzilik dediğin ne ki? Önüyle arkası, kolu ile yakası!”
Konu istihdamdan açılmışken onunla bitirelim.
Efendim, işsizliğe katkıda bulunmak için müftülük de harekete geçmiş.
“Hiç olmasa basit bir sınav yapalım!” demiş…
Başlamışlar, sıradan çağırmaya.
Huzura adaylardan birisi çıkmış.
Heyetten bir hoca mesela bizim rahmetli Balcı hoca sormuş:
“Söyle bakalım evladım, Hazreti Köroğlu veli mi yoksa nebi mi idi?”
Bizim ki Kur’an’da geçen peygamberleri tek tek içinden saymaya başlamış.
Köroğlu diye birisi yok.
Bu taktirde ikinci şıkkı daha aklına yatmış; “Velidir efendim!” demiş.
Hoca; “Oğlum hiç veli olur mu? Köroğlu dediğin eşkıyanın teki!”
Aday; “Haklısın hocam, ben de biliyorum ama sorunun başındaki ‘hazret’ sözcüğü var ya işte o kafamı karıştırdı!”
Vakti zamanında Osmanlı hazinesi tamtakırmış…
Fareler açlıktan sizlere ömür oluyormuş…
Diyeceksiniz ki, olmadığı zaman var mıydı ki?
Divan’da, Vezirler başlamışlar çözüm üretmeye…
Ne önerseler, sonuçta kendilerine de dokunuyor, bir türlü karar verememişler…
Tam bu esnada vezirin birisinin aklına ilginç bir fikir gelmiş; “leblebiye narh koyalım, bu sayede hazineye para temin edelim!” demiş…
İçlerinde leblebi ve nohutla iştigal eden olmadığından; “münasiptir efendim!” demişler…
Aslında bu hikaye uzun da, ben kısaca vermeye çalıştım…
Umarım meramımı anlatabildim…
Hikayeyi de Ege Cansen, ODTÜ’de okurken hocaları Fuat Çobanoğlu, ekonomik çözüm önerilerine bir örnek olması için anlatmış…
Dedim ya hikaye uzun, ben kısalttım…
Ekonominin daha radikal çözümü için bilinen hikaye. “Eşrefpaşalı” formülü hatırlayalım:
“Efendim, kuracaksın şehirlerin, ilçelerin meydanlarına üç beş darağacı, çekeceksin üç beşini ipe, bakınız ortalık nasıl süt liman oluyor… Anadın mı, abicim?”
Mustafa Mete ÖZPINAR
İNSANI İNSAN YAPAN ÖZELLİKLER ÇOK AZALDI
KADİR DAYIOĞLU
KOLAY ÇÖZÜMLER
Mehmet Arpa
İyi Niyetin Suistimali: Nezaket mi, Yoksa Görünmez Bir Esaret mi?
Mustafa Acar
SOKAKTAKİ ADAM
Mustafa Cengiz
GÜMRÜK’TE 1 PUANDAN BAŞKASINA İZİN YOK!...
Ali Rıza Navruz
DİYEBİLİYORUZ...
Mustafa Göçer
AĞAÇ DEDE VE YAŞLI ÇAM AĞACI İLE SOHBET
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
BÜYÜMEDE SANAYİNİN PAYINI ARTIRMALIYIZ!
AHMET KARAASLAN
SENATÖR SEÇİMLERİ
Ali İhsan Öztürk
MUTLULUĞUN TARİFİ VAR MI?