Bağ sezonunun sonuna doğru yaklaşıyoruz… “Çıra” da yandı; yanacak. Okullar açılacak. Ondan sonra, cevizler çırpılmaya, bağlar bozulmaya, “pekmez kaynatılmaya” başlanacak. Salçalar, turşular tamam. Reçeller daha önce yapıldı. Kayısı, dut kurutuldu… Cevizli pekmez sucukları, köfterler ve pestiller yapılmak üzere.
Elma ise, çok az; çoğu bereli Ağırlıklı olarak Erciyes eteklerinde olur. Elmaları indirmek için henüz vakit var. Ekim ortalarını bulur. Biz de öyle yapacağız… Diğer yerlere yeni yeni giriyor, elma dikmesi. Zira, bol su ve gece-gündüz fazla ısı farkı ister. Geriye ne kaldı? Bağdan göçme… “Alametler yakılır!”. O da yakında başlar.
“Daha otururum, bağın tadı bundan sonra!” diyenlere pek inanmayın. Gösterişten başka bir şey değil. Hava basmaktan; “yınnaşıklıktan” başka bir şey değil. Erciyes’e ilk kar da yağdı. Eskiler, “yedinci kar şehre düşer”, derler. Kıçın dona dona; titreye titreye oturmanın bir tadı var mı? Baksanıza, yağmur yağdı, sıcaklık düştü. Biz, sabah akşam kalorifer yakıyoruz. Sanırım bu, “küçük mihrican!”
Hane halkı ile her gün kavga etmenin ne alemi var ki? Akşamları, kalorifer/soba yakılacak; çoluk-çocuk “sokrana sokrana!”, titreye titreye oturacak; “olmaz olsun bu bağcılık!” yakınmalarıyla. Mesela bizim bahçeye güneş, saat dokuzdan sonra gelmeye başladı. Coğrafi yapı böyle...
Efendim, bağcılığın “efektif” ya da “etkin” süresi üç bilemedin üç buçuk aydır. O da, Haziran ortası ile Eylül ortası arası… Başına ve sonuna, üçer-beşer gün ekleyebilirsiniz. Bundan fazlası, “fıtratı” zorlamadır; bir yararı da yoktur…
Çok şükür… Eskisi gibi; neden bozma olduğunu bilmediğim “mafrac” kayılmıyor artık. Evler, neredeyse dayalı döşeli. “Şeer” evini bir temizlediniz mi işlem tamam... Eskisi gibi göçerken kamyon, at-eşek, arabada kiralanmıyor. Otomobilinle bir iki sefer yaptın mı, kafi göçmek için. Kamyonun yarıdan fazlasının “yakacak” ile dolduğu, çoluk çocuğun kamyonun üstünde sığırcık gibi seyahat ettiği günler gerilerde çok gerilerde kaldı…
Aslında bunlara itibar eden de kalmadı. Tüp gaz, kalorifer ve doğal gaz sağ olsun. Bunu nerden biliyorum: Hisarcık’tan inerken, evlerin önünde, yığınlarla çalı, çırpı; çör-çöp görürsünüz, “çöpçüleri” bekleyen. Tabii, belediyeler de bundan rahatsız, haklı olarak… Neden “malç” yapmayı düşünmezler, anlamıyorum doğrusu.
Oysa, bizim çocukluğumuzda bunların dirhemi heba edilmez, güzelce istiflenirdi. Öyle ya, bazlamayı, yağlamayı ne ile pişireceksiniz? Beğenmediğiniz “yipelek” otu, ocak tutuşturmada hayli işe yarardı. “Gilamadanın” dirhemi, “arıya” verilmezdi.
Hele hele isli saclar da taşınmıyor, artık. Gerçi “sacı” olan ev de azalmaya başladı. Eşyayı kirletmesin diye arabanın, kamyonun yanına asılırdı, mübarek. Evde bıraksan, mutlaka çalarlardı. Öyle ya, eski evler şimdiki gibi değildi. Hoş, ev ne kadar muhkem olursa olsun, yine soyuyorlsr.
Düşüne biliyor musunuz, seç, çok kıymetli bir “hacat”. Bu nedenle dedim, mübarek. Bir de, bir yaz bakılan “itler”, azatlanmıyor, bağlar eteğinde…
Nereler buraları; Gediris’in altı, Hava İkmal’in üstü; Taşlıburun vs… Hayvan tekrar dönüp gitmesin diye, kilometrelerce uzakta azatlanırdı. Kediler ise, genelde “şere” götürülürdü. Hasılı kelam; “Avratlarla, itlerin sefasını sürdüğü; heriflerle eşeklerin cefasını çektiği” eski bağcılığın özlenecek bir yanı yok.
Ya ineği olanlar ne yapsın? Yayan yapıldak ya da eşek sırtında, ineği terkine alacaksın, yavaş yavaş “şere” getireceksin. Allahtan, yol boyu “niyet kuyuları” vardı, buralardan yararlanılırdı. Buralarda hem bir soluklanılır, hem de ihtiyaç giderilirdi.
Hatırlayabildiğim kadarı ile Hisarcık yolundaki tamamına yakını “çıkrıklı” olan kuyular şunlardı: Gediris çıkışında, şimdiki yarmanın başlangıcının hemen sağında “Cevizli Kuyu”. Merdivenli tarafına dönünce solda, “Becen Kuyusu”. Merdivenli’yi çıkınca, Polis Evi’nin altında, ismini hatırlayamadığım kuyu; muhtemelen Merdivenli kuyusu.
Gürle Camii’nin bulunduğu yerde, “Gürle Kuyusu”. Yumurtacı Gediği’nin hemen girişinde, sağda,, Paşabağları Camii’nin bulunduğu yerde bir kuyu. Bunun da adını anımsayamadım… Ama Paşabağları değil. “Yumurtacı” kuyusu da olabilir.
Bu kuyular, kar kuyusu değil; Hisarcık tarafından, baharda gelen yerüstü suları ile doldurulur, bir sezon kullanılırdı. Her evin kuyusu ayrıydı… Genellikle gelip-geçenler içme suyu kullanırdı; hayvanlar su içerdi. Semt çocuklarının da buluşma yeriydi.
Tabii, bir de bu kuyuların çoğunun yanında “namazgah”lar vardı. Çoğunun yerine camii yapıldı, elli yıl kadar önce. O tarihlerde de Ramazan yaza denk gelmişti. Bir furya halinde, mimarisine falan bakılmadan, hayırseverlerce yapıldı… (Devam edecek)
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
TÜRKİYE’DE ACI KADIN GERÇEĞİ!
VÜSELA ALİ-İLETİŞİM(SİZLİK)
TERÖRSÜZ TÜRKİYE - YA DA SİLAHSIZ İSTİLA
M. Kemal Atik
İRADESİNİ KAYBEDEN İNSAN, KENDİSİNİ KAYBEDER
Ali Rıza Navruz
UCU AÇIK DELLENME
Mehmet Arpa
İNSANLAR NEDEN KAYBEDER?
Mustafa Mete ÖZPINAR
İNSAN BEYNİNİ DEĞERLENDİRME
KADİR DAYIOĞLU
BAĞCILIK ÜZERİNE (1)
Nilgun Batıyeli
TEK VE EŞSİZ 30 AĞUSTOS
Mustafa Cengiz
KAYSERİSPOR, HERKESİ TERS KÖŞEYE YATIRDI!
AHMET KARAASLAN
HASRETİM