Demokrasi, hele hele “İleri Demokrasiye” sahip toplumlarda hiciv, “şathiye” hayatın normal akışı içerisinde… Bunların yasaklanması, otoriter ve totaliter rejimler has bir şey. Çok şükür, “Tek Parti” dönemi sonrası, adım adım ileri demokrasiye geçtiğimizden hiciv ve şathiye gibi söylemlerin gündemimizde olmadığı muhakkak. O neden sizleri çok gerilere götüreceğim.
Bugün şair Eşref’i konuk edeceğim. Şair, heccav, devlet adamı; öleli neredeyse bir buçuk asır olmuş; duymayanımız, bilmeyenimiz hemen hemen yok gibi. Neyzen Tevfik gibi. Ünleri o kadar yaygın ki; çoğu hicivler, nükteler, Onlara atfedilir; Onların ismi anılarak söylenir... Söylerken de; “Eşref’in dediği gibi...“; “Neyzenin dediği gibi diyerek başlanır.
Rahmetli Peder, Neyzen Tevfik’i çok sever, ondan bahsederken mutlaka “Hazret” sıfatını ekler, isminin başına. Tabii, Neyzen’in yakın dostu, arkadaşı Mehmet Akif’i de saygı ile anar, mutlaka Akif Bey diye söz ederdi ondan. Neredeyse Safahat’ı ezbere bilirdi. Neyzen’in;
Derd-i firakın ile düşeli sevdaya mey'e
Müptelayım, deliyim, düşmüşüm esrarı-ney'e
Feleğin kahpe başında paralansın parası
Ben güzel sevmeye geldim, değil ekmek yemeye
Dizelerini, ilk defa Babamdan dinlemiştim, ortaokuldayken falan. Şiirlerinin toplandığı, “Azâb-ı Mukaddes” başucu eserlerindendi. Sonra bunu, rahmetli Fethi Abi’nin (Gemuhluoğlu), “Dostluk Üzerin” sohbetlerinde görmüştüm.
“Neyzen Tevfik (Kolaylı), kural tanımaz, kalıplara sığmayan ve hicivleriyle döneminin haksızlıklarına meydan okuyan ‘çılgın’ bir şair ve neyzendir. Hayatı, otoriteye karşı duruşu, Bektaşi felsefesi ve benzersiz yaşam tarzı ile simgeleşmiş, Hıfzı Topuz’un ‘Çılgın ve Özgür’ adlı romanına da konu olmuştur.” Kitabı, mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
Eşref, 1847 yılında Manisa Gelenbe’de doğmuş... Büyük dedesi meşhur matematikçi Gelenbevî İsmail Efendi... Hafızı Kur’an; Hıfzını altı ay gibi kısa bir sürede tamamlamış. 1880’li yıllarda yurdun çeşitli ilçelerinde kaymakamlık yapan Eşref, bir süre “istibdat”tan kurtulmak için yurtdışına da çıkmış... 1912’de Kırkağaç’ta vefat etmiş. Kırkağaç Belediyesi’nce yeniden yaptırılan mezarının taşında kendisine ait şu dörtlük varmış:
Kabrimi kimse ziyaret etmesin Allah için,
Gelmesin reddeylerim billâhi öz kardaşımı.
Gözlerim ebnâ-i âdemden ol rütbe yıldı kim,
İstemem ben Fâtiha, tek çalmasınlar taşımı.
Dörtlüğün çok açık olduğunu sadece “ebnâ-i âdem”in İnsanlar anlamına geldiğini belirtmek isterim. Ve mezar taşının çalındığını da... Ölümünden önce söylediği iki dörtlük şunlarmış:
Bize gurbet değilken dâr-ı dünya, dâr-ı ukbâda,
Memâtı sevmemekte affolunmaz bir hatamız vardır.
Düşünsek biz ölümden korkmamak lazım gelir, zira:
Yerin altında, üstünden çok akrabamız vardır.
Diğer dörtlükle de adeta vasiyetini bildiriyor:
Gitmek üzre ukbâya ben bir yolcuyum,
Son konağıdır o âlem, âlem-i nâsûtumun.
Hem gider sırtında, hem şiddetle lânet eylerim,
Girmesin nâmerd olanlar alpına tâbûtumun.
Dâr-ı dünya dünya; dâr-ı ukbâ ahiret; memât ölüm; âlem-i nâsût insanlık anlamlarına geliyor.
Ölümünden bir hafta önce ellerine, ayaklarına kına yaktırmış. Yatak odasının perdelerini kapattırmış, geceleri hiç lamba yaktırmadan, karanlıkta yatmış. Ölümüne rastlayan Çarşamba günü sabahı eşine; “Bir haftadır karanlıkta yatıyorum. Anladım ki, ölüm korkulacak bir şey değilmiş”, Demiş. Sonra kendisini tamamen soydurmuş, gözlerini yummuş, ebedi aleme göç etmiş. Bir de Eşref’in, dönemiyle ilgili, devlet çarkı için söylediği şu söz ve buna verilen muhteşem bir yanıt var...
“Âsiyâb-ı devleti bir har da olsa döndürür.”
Yanıt:
“Döndürür döndürmesine de, ebesinin örekesine döndürür.”
Âsiyâb-ı devletin, devlet çarkı; harın eşek ve örekenin de kirmen olduğunu hemen belirteyim. “Örekenin” bir başka anlamı var mı? Bilmiyorum.
Fethi Abi’nin; “Bedmest şaribül leyli vennehar” yani “gece gündüz sarhoş!” olarak söz ettiği ve devamında “Kaddesallahü sırruhi aziz!” diye kutsadığı, Neyzen Tevfik merhumun bu “Devlet çarkı” hikayesine, o tarihlerde, o dönem yöneticileri için verdiği karşılığı da vermeden geçemeyeceğim:
“Ol kadar har koştular ki âsiyâb-ı devlete,
Çiğnemekten birbirini, dolab-ı devlet dönmüyor.”
İkisini de rahmetle anıyorum... Tabii, rahmetli Babamı da; Akif Merhumu da… Akif, Neyzen, Eşref irfan dünyamızın kilometre taşları. Bunları hiç unutmayalım.
Mustafa Göçer
FİDANLARI BİRLİKTE DİKİYORUZ:
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
KUR’AN’IN ÇİZDİĞİ İYİ İNSANIN ÖZELLİKLERİ
KADİR DAYIOĞLU
ŞAİR EŞREF ve NEYZEN TEVFİK
VÜSELA ALİ-İLETİŞİM(SİZLİK)
PROTOKOL ADABI
Ali Rıza Navruz
DÖŞÜME DÜŞEN DÜŞ
Ali İhsan Öztürk
HAYATIM
Bekir Oğuz Başaran
BABANIZ ÂŞIK ÇOCUKLAR
Mustafa Cengiz
BİR DÜNYA KUPASININ ARDINDAN-3
Mustafa Mete ÖZPINAR
TÜRKİYE DÜNYADA HERŞEYİ İLE BİRTANEDİR
Nilgun Batıyeli
Ne Yiyorduk, Ne Yiyoruz, Yarın Ne Yiyeceğiz?