Şimdi yerlerinde yeller esen, Hisarcık, Kıranardı, Talas, Hacılar ve Erkilet’te, belediye sınırları dışında kalan bağlar da dahil, hiçbir bağda elektrik, içme ve kullanma suyu yoktu; 1975’lere kadar Su ihtiyacı kuyulardan, elektrik ise lüks ve gazyağı lambalarından temin edilirdi.
İlk elektrik, 1973 ya da 1974’te Eşek Meydanı’na gelmişti. Şebeke ağaç direkli yapılmıştı; merhum Cemal Ünlü’nün önderliğinde, bölge sakinleri getirmişti. Elektrik Şirketi’nin, trafondan “elektrik satmaktan” başka bir katkısı olmamıştı. Eşek Meydanı’nı, diğerleri takip etti. Eş zamanlı yine kendilerince su şebekesi yapılmaya başladı. Gediris’ten su bastılar depolara.
Yine, Talas, Hisarcık, Kıranardı, Endürlük ve Erkilet ve mücaviri bağlar dışındakilere “kıraç bağları” ve sakinlerine de “kıraç bağcıları” denirdi. Bunun nedeni de, sulama suyunun olmayışı, sularının kıt oluşuydu. Hasılı kelam, “kıraç bağlarında” su kıtlığı nedeniyle; “Mantı suyu ile yıkanan kıraç bağcıları!” yakıştırması yapılırdı.
Kıraç bağlarının kuyuları, kar ile doldurulurdu. Zamanla, beton kullanım yaygınlaştıkça, kuyuların etrafı ve damlar betonla kaplandı, buralardan gelen yağmur suları da kuyulara akıtılmaya başladı, 1970’ler sonrası. Sulama suyu olan yerleşimlerin kuyuları ise; erken baharda, karların erimesi ile akmaya başlayan sularla doldurulurdu. Şimdi, her yerde içme suyu mevcut olduğundan, kuyu doldurma eylemi pek kalmadı; bu hiç doldurulmuyor anlamına gelmez.
Mesela ben doldururum. Yılda, 150 tona yakın su depolarım. Tabii, kuyular ve mahzenler de atıl vaziyete düştü. Mutlaka bunları aktif hale getirmek gerekir. Bu görev de belediyelere düşer. Çok yazdım ama dinleyen olmadı.
Bir de, yine 1970’li yıllarda Eğribucak ve Gediris’te, bağ sakinleri, “tarım arazisi” gerekçesiyle DSİ’ye kuyular açtırdı, sulama kanalları yaptırttı. Aslında ortada, ticari anlamda, “tarım arazisi” falan yoktu, böyle bir “kılıf” uyduruldu Yani, “kıyak çekildi!”. Kuyular halen faal…
Hasılı kelam; Hisarcık, Talas ve Erkilet’te ki az sayıdaki evleri bir yana bırakın, 1970’lerin ortalarına kadar elektriği, “terkos” suyu, sosyal donatıları olmayan, ulaşım zor, üstü tuvaletleri dışarıda, tel dolaplı, kuyuların buzluk olarak kullanıldığı, toprak damlı, toprak zeminli, çoğu niteliksiz barınma mahallerine sahip bir bağ hayatı vardı, Kayseri’de.
Ama millet ne yapsın; yaz geldi mi şehir merkezi kokudan, pislikten, sinekten geçilmez ve çekilmezdi. Bağa göçmek bir zorunluluktu. Merkezde imkanlar artmaya ve apartman hayatı başlayınca, buzdolabı, odunlu termosifon, tüp gaz evlere girince bağcılık da ölmeye başladı 1950 ortaları ile 1970 ortaları arasında. Hisarcık, Erkilet ve Talas dışındaki bağlar “hozana” evler viraneye dönmüştü…
Bağcılığın tekrar canlanmaya başlaması ise, milletin cebi biraz para görünce; “Ecevit zenginlerinin” yani “enflasyon” zenginlerinin önderliğinde, 1975’lerden sonraya denk gelir. Tabii, bir de, “kaçak inşaat/gecekondu” üzerinden para kazananlar da bu yeniden yapılanan bağların öncülerindendi.
Gültepe’de, Yıldırım Beyazıt’ta, Mahrumlar’da, Argıncık’ta bahçeler, tarlalar, sabun kalıbı gibi bölünüp bölünüp satıldı gecekonduculara; tapular da “müşterekti”. Tevhid, ifraz, imar, proje vs.. hak getire… Bu işi yapanlar da çok “para” götürdü. O gün gecekondu/kaçak inşaat yapanların bugün yerleri değerlendi; yani alan da memnun oldu, satan da… Olan, bizim gibi şehrin “yillilerine” oldu.
Yine o yıllarda Kayseri’de, büyük çapta kaçak atın, döviz, silah alınır ve satılırdı; petrol ürünleri “karaborsaydı”. O kadar ki, alenen yapılırdı, bunlar… Herkesin gözünün önünde. Bunu yapanlar da oldukça para kazandı o yıllarda… Elebaşları 12 Eylül’de yargılandı. Bir kısmı epey bir hapis yattı.
Çok uzattık galiba… Peki, yeni bağcılık? “Fıtratı” zorlamadığınız taktirde güzel. Ama eski bağ komşuluğu kalmadı. Şehir komşuları unutulur fakat bağ komşuları unutulmaz. Şimdi ise, korunaklı yapılan sitelerde/villalarda komşuluk diye bir şey kalmadı. O yıllarda bağların etrafı, üç-beş sıra toprak harçlı taşlardan oluşurdu. Birinden diğerine çok kolay atlardınız. Bağcılık, zamanında, “göçüp-inerseniz” güzel. Bir de; sosyal çevreden uzaklaşmamak gerekir. Bugün de, o günde bağcılık, “masraf” kapısı. Bir ailenin yıllık geçim parasını “yutar”. Biz, bunun canlı tanığıyız; derdi hiç bitmez.
Hele hele yapılan “bağ evlerini”; bağlara yapılan masrafı görünce, insan hayrete düşüyor; “bu yatırıma değer mi?” demeden kendinizi alamıyorsunuz. Olağan üstü ve fakat atıl bir servetin buralara yatırıldığını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Bir taraftan “nakit” sıkıntısı çekiyorsun, “kredi” peşindesin, diğer taraftan elindekini avcındakini, toprağa gömüyorsun. Herkes hayrını görsün, güle güle otursun ama bunun bir “iktisadi mantığı” olmadığını rahat söyleyebiliriz.
Bir de, uzun bağ hayatı; insanı sosyal çevreden uzaklaştırıyor. Adeta “öklüyor!” Bir yere “kıvışlıyamıyorsunuz”; ağaçlar, çiçekler, çayır-çimen, meyveler, itler, kediler ne olacak… Seyahat imkanlarının bollaştığı ve kolaylaştığı günümüzde, Boğazköprü’den öteye gidemiyorsun, bağ yüzünden Vesselam… Tabii, imkanı olan. Ama eşimle ben, bir hafta kadar kaçamak yapacağız, Kayseri dışına çıkacağız. O nedenle, yazılarım aksayacak. Özür dilerim.
Haaa… Bundan, elli-altmış yıl önce, Boğazköprü’den ötesini zaten bilmezdi insanlar. Hatta size bir şey söyleyeyim mi? Çoğu Kayserili için “seferilik”, Boğaköprü’den sonra başlardı. Şimdi, nerede başlıyor, bilemiyorum. Siz bakmayın; mehterle, ilahilerle, dualarla düğün-dernek, açılışlar yapıldığına. Gelin bir de bunları, Boğazköprü’yü geçtikten sonra bir görün…
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
KAYSERİ ADLİYESİNİN BAŞARISI VE BARO SEÇİMLERİNE BİR AY KALA…
AHMET KARAASLAN
1982 YILI BİTLİS BİR ANIM
Mustafa Göçer
6.BİYOTİK POMPA TEORİSİ VE ORMANLAŞMA SÜRECİ ÜZERİNE
HASAN ÇİFTÇİ
İZMİR’İN KURTULUŞUNUN 104. YILI (9 EYLÜL 1922 – 2026)
Ali Rıza Navruz
YAĞMUR YAĞIYOR VE SEN YOKSUN!
Mustafa Mete ÖZPINAR
İSLAM DÜNYASI YIKILMAK İSTENİYOR
KADİR DAYIOĞLU
BAĞCILIK ÜZERİNE 2
Mustafa Cengiz
KAYSERİSPOR, TELAFİ EDECEK
Mehmet Arpa
BEDEN DİLİNİZ NE ANLATIYOR?
VÜSELA ALİ-İLETİŞİM(SİZLİK)
TERÖRSÜZ TÜRKİYE - YA DA SİLAHSIZ İSTİLA