Ne güzel bir söz; “Her şeyin başı sağlık!”.
Hepimiz, bir dostumuzu, arkadaşımıza; ilk sorumuz şu olur; “Sağlığınız nasıl?”.
Ayrılırken “sağlıcakla kalın!”, deriz.
Spor yapmak, bisiklete binmek, yüzmek vs. çok sağlıklı bir şey.
Nitekim, Kanuni Sultan Süleyman, bunu şu beyitle dile getirmiş:
“Halk içinde mu'teber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi”
Açıklaması da yaklaşık şöyleymiş: “Halkın gözünde devlet (iktidâr) gibi değerli bir şey yok.
Halbuki şu dünyada bir nefes sıhhat gibi devlet (güç) olamaz.”
Tabii, her sporun bir kıyafeti var.
Güreşçinin, futbolcunun, boksörün, kayakçının, bisikletçinin, dalgıcın, basketbolcunun, voleybolcunun vs. buna örnekler.
Doğu illerimizin birisinin valisi, bisiklet sporunu sürekli yaparmış; sağlık ve örnek olmak için.
Doğal olarak onun kıyafeti olan, “tayt” giyerler.
Tabii, bir vali ya da bir belediye başkanı, ya da bir öğretmen ya da bir bürokrat sporcu kıyafetleri ile görev yerinde, bu kıyafetleri giyemez.
Son yıllarda, görev başında, bürokratların, kamu görevlilerinin gelişi güzel kıyafetleri “vakayı adiyeden” oldu.
Cumhuriyet devrimlerini savunanlar dışında, bunları eleştirmeyenler oldukça çok miktarda. Tabi, düşük gelirlilerin kılık-kıyafete ayıracakları paranın olup olmadığın da dikkate alınması lazım.
Tabii, bu devrimleri savunanların başında, CHP’liler gelmeli.
Heyhat ama bisiklete “tayt” ile binen valiye ilk tepki, “butlancı” bir milletvekilinden geldi. Valiyi eleştirdi. Eleştiriyi yaptığı günün hemen ertesinde, İç İşleri Bakanı, Vali’yi görevden aldı.
Şimdi, “butlancılara” sormak gerekir; siz bundan rahat mısınız yoksa rahatsız değil misiniz? Bakalım ne diyecekler?
Konu, “her şeyin başı sağlıkla” başlayınca, çok yakında başımdan geçen bir olayı anlatacağım. Akşam sekiz sularında, aniden nabzım 190’lara çıktı.
Hemen dil altı aldım, sonra sürekli kullandığım 25 mg.’lık beloc… Başladı bende bir telaş… Nedense, yıllara sari, bir “panik atak” halim var.
Kim bilir belki de iki katarakt, iki stent, şiddetli bir mide ameliyatı; kanser tedavisi vs. bunun tetikçisi oldu.
Benim anlatacağım bir başka konu sağlıkla ilgili. Umarım, yaşadığım bu olay, İl Sağlık Müdürlüğüne ulaşır. Neyse.
Rahatsızlandığımda beni devamlı acile/hastaneye ulaştıran komşumuz, evde yokmuş, sağ olsun haberi alınca doğru ACIBADEM’e geldi…
Baktık olmayacak, hemen 112’yi aradık, sizlere de tavsiyem bir sıkıntıda mutlaka arayın.
Derken çok kısa zamanda ambulans geldi. Sürücü ile iki sağlık görevlisi çok genç iki hanım.
Önce evde müdahaleyi yaptılar, sonra ambulansa, koluma girerek götürdüler.
Ambulansın soğutucusu güzel çalışıyor.
Hareket ettik, sağlıkçı hanım hanımlar bir yandan nabzımı ve tansiyonumu ölçüyorlar.
Diğer yandan EKG çekiyorlar. Doğal olarak gözleri bende. Ama aklım, şuurum yerinde.
Damar yoluna “kelebek” taktılar. Çıktık yola… Hisarcık’tan şehre doğru gidiyoruz.
Sağlıkçıların gözleri, sürekli üzerimde. “ERÜ aciline götürelim mi?” dediler. Yok dedim. ACIBADEME götürün…
Zira, kalp doktorum, çok değerli insan Savaş Beyaztaş Bey ve Onkologum yine çok değerli insan Abdullah Büyükçelik Bey buradalar.
Hikayemi çok iyi biliyorlar. İş, kötüye giderse, mutlaka onlar da müdahil olurlar. Savaş Bey, sağ olsun, gecenin kaçı olursa olsun, koşar gelir.
Abdullah Hoca ise, telefonuma çıkar, mesajlarımı değerlendir, anında…
Her ikisi de, “Fizan”da bile olsam benimle ilgilenirler. Bir bana mı?
Hayır tüm hastalarına, böyle davranırlar.
Dedim ambulansla yola çıktık. İnanın bir araç, köy yolunda çok rahat gider.
Güzelim asfalt yolda, araç nasıl sarsıyor, “küt, küt!” ses çıkarıyor.
İnanmazsınız monitörden görüyorum.
Tansiyon iyi, her “küt”te nabız beş on derece inip çıkıyor.
Nihayet sağ salim ACIBADEM’in aciline vardık.
Derhal müdahale ettiler, serum falan taktılar, kan aldılar. Müdahale sonunda EKG’mi çektiler, 2-2,5 saat sonra kan değerlerim, “hamd olsun” onlarda çok iyi...
“Gidebilirsiniz!” dediler… Komşum haber alınca benim aracımı getirmiş.
Ona binip Hisarcık’a döndük, saat 23.30 falan.
Bu kadar hikayeyi şunun için anlattım. Sağlık ve yardımcı sağlık personeli çok iyi yetişmiş.
Ne yapacaklarını, nasıl müdahale edeceklerini çok iyi biliyorlar. İstisnasın tüm hastaneler de çok iyi.
Bir ayrımcılık yapmıyorum. ACİL personeli oldukça profesyonel olmuş.
Tabii, tüm bunların gösterdikleri ilgi taktirlerin ötesinde.
Aslında, ACİL personeli ile arkadaş olduk, gidip geldikçe. Çokları ismime kadar biliyor.
Ama. Şimdi gelelim işin “amasına!”.
Belki de bana gelen öyledir, genelleme yapmak istemem, ambulans çok kötüydü.
Kim bilir miadını doldurdu. Öyle ya da böyle İl Sağlık Müdürlüğü mutlaka ambulanslarını bir gözden geçirsin.
Özellikle amortisörlerini sürekli kontrol ettirtsin.
Bu kadar güzel fiziki mekanlara, çok güzel yetişmiş sağlık ordusuna rağmen, yine tekrar ediyorum, beni götüren ambulans, “kaymak” gibi asfalt yolda, “küt, küt!” sarsıyor.
Hem de nasıl!
Son söz: Herkes şunu unutmasın.
Bu, “toplam kalitenin” temel kurallarından birisi.
Bir zincirinin taşıma kapasitesi, “en zayıf halkasının” taşıma kapasitesi kadar.
Nilgun Batıyeli
PANDORA'NIN EMANETİ: UMUT
KADİR DAYIOĞLU
HERŞEYİN BAŞI SAĞLIK
Mustafa Cengiz
KAYSERİSPOR’DA “SAT KURTUL” FORMÜLÜ MÜ?
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
TÜİK'TEN KAYSERİ İLE İLGİLİ İKİ ÖNEMLİ RAKAM BİRDEN…
Ali Rıza Navruz
SENSİZ İKİ GÜN
Mustafa Göçer
FİDAN SULAMA FAALİYETİ VE ADAPTASYON SÜRECİ ÜZERİNE
VÜSELA ALİ-İLETİŞİM(SİZLİK)
AİDİYET-10
Mustafa Mete ÖZPINAR
TÜRK TOPLUMUNU YAŞATAN DEĞERLER
Faruk Ergan
ÇOCUK OLMAK!
Osman Karakebeli
TEMMUZ ALEVİ