1988 yılının Kasım ayında Ermeniler Tophane Ormanı nadir bitki çeşitleri ile zengin Korusunu yaktılar.
Nedeni: Sanayi tesisi inşa etme bahanesi , Tophane ormanında temizlik çalışmaları yapılması bahanesi ile bu bölgede Ermenistan SSC'sine ait bir alüminyum fabrikasının şubesi (veya pansiyonu) inşa edilmesi amaçlandı. Nadir ağaçlar buldozerlerle tahrip edildi ve yakıldı. Ekonomik yağma ve ekolojik terör yöntemi ile Ormandaki kadim, nadir ve değerli meşe, kayın ve karaağaç ağaçları kesilerek Ermenistan'a ve yabancı ülkelere taşındı ve ekonomik kazanç kaynağı haline getirildi. Azerbaycan'ın kültürel ve tarihi mirasının silinmesine çalışarak Karabağ’ın kalbi Şuşa şehrinin sembollerinden biri ve tarihi öz savunmanın sembolü olan Tophane ormanını yok etmekti amaçları. Ermeniler, bu yeri tahrip ederek Azerbaycanlıların tarihi izlerini ve manevi değerlerini yok etmeye çalıştılar.
O dönemde SSCB ülkesi olan Azerbaycan tabi ki, Sovyet Komünist Partisi Merkezi komitesinin direktifi ve talimatı ile o zamanlar Azerbaycan’da tek TV kanalı olan AzTV bu ağır sabotajın asıl nedenini ört-bas ettirmek ve gerçekleri gizlemek için sokak röportajları ile halkı “uyutmaya”, sakinleştirmeye yönelik yayınlar yaptı. Aslında Tophane ormanı Ermenilerin ilk terör eylemi değildi. O yıllarda 12 yaşlarımda idim, ama elime geçen her kağıt, gazete parçasını okuyor, birilerinden duyduğum ermeni çetelerinin estirdikleri terör eylemlerini gazetelerden de öğrenmeye başlamıştım. O yıllarda elime geçen bir gazetede Ermenistan’a sınır köylerimizden Gazakh İlimizin Yukarı Eskipara, Aşağı Eskipara gibi köylerine çetelerce baskınlar düzenlendiğini ve köy halkına işkenceler yapılarak, çocuklara, kadınlara acımasızca divan tuttuklarının, tecavüzlerle, evlerini yakarak, sırtlarına kaynar semaver bağlayarak köylüleri katliamla öldürdüklerini okudum. Küçük yaşımda böyle ağır makaleleri okumak psikolojimi derinden etkiledi ve bu gibi yazıları araştırmaya, gerçekleri öğrenmeye çalıştım. Sonra da Tophane olayı baş verdi. Çocuk aklımla gidişatın büyük bir çatışmaya evrileceğini idrak ediyordum. Bir akşam AzTV-de haberler yayınında Bakü’nün geniş meydanlarında yürüyen insanları durdurarak röportaj yapan gazetecinin sorusunu duydum:
-Karabağ’da yakılan Tophane ormanı ile ilgili neler söyleye bilirsiniz?
Sorunun cevapalrı beni üzmüştü:
-Bu bir kışkırtma eylemidir. Biz yıllardır. Ermenilerle iç içe yaşıyoruz. Onlar bizim komşularımız, arkadaşlarımızdır. Birkaç holiganın yaptığı eyleme göre ermeni vatandaşlarımızı dışlayacak değiliz!
-Biz Ermenilerle içli-dışlı olmuşuz, o kadar ki, çocuklarımıza kirve tutuyoruz. Onlardan bir zarar gelmez.
-Bu tür Provokasyonlar kardeşliğimizi bozamaz. Biz Ermeniler burada –Azerbaycan’da huzurluyuz ve kardeşlik, barış içinde yaşıyoruz.
Bu konuşmalardan oldukça müteessir olmuştum. Bu röportajlar halkın gerçek endişelerini yansıtmıyordu. Asıl röportajı gazeteciler gidip Gazakh’ta, o yakılan köylerde yapıp, hakikatleri göstermeli idiler. Canı yanan ahaliyi konuşturmalı idiler halbuki. Ama AzTV bağımsız bir kanal olmadığı ve başka özel kanallar olmadığı için halk gerçeklerden uzak tutuluyordu. Durumun vahametini gizlemeye çalışan Merkezi Komte Parti Yönetimi Azerbaycan medyasına gerçek haberi yayınlatmazdı çünkü.
Ama Ermenilerin Tophane ile kalmadığı, sınır köylerine sık-sık baskınlar düzenlediklerini gazetelerden okudukça içimi huzursuzluk ve endişe kaplamıştı. Nitekim durum ta ki Hocalı faciasına kadar, Karabağ’ı kaybetmeye kadar ilerleyerek Azerbaycan halkını felakete sürükledi.
Sözüm ona bu gün Türkiye’mizin başını alan kara bulutlar bana o günlerden tanıdık geliyor. PKK/YPG gibi terör örgütlerinin silah bırakma, örgütü fesih etme gibi uydurmalarına inanmıyorum, neticede yaşanmışlık, tecrübe ve ağır bedeller dolu bir çocukluk geçirmişim. Terörsüz Türkiye zaten başarıya ulaşmış, yiğit Mehmetçiklerimiz, Hilal bıyıklı Özel harekat Polislerimiz yıllar süren mücadeleyi başarı ile sonuçlandırarak teröristleri sınır ötesine kadar tabiri caiz ise “süpürmüşler”. Suriye ve Irak’a kaçan teröristler için AntiTerör Ameliyatları organize ederek onları oralardan da “temizlemenin” siyaseti yapılsa daha kalıcı ve esaslı sonuca ulaşa biliriz. Bu benim sıradan bir vatandaş olarak nacizane fikrim. Belki yanlış düşünüyorum, ama şunu kesin anlıyorum ki, Terörsüz Türkiye projesi 86 milyonluk halkımıza pek faydalı olamaya bilir. Çünkü, gözlemlerimden yola çıkarak söylemeliyim ki, bir kesim Kürt vatandaşlar bu siyasetle şöyle düşünüyor: “Acaba gerçekten benim Kürtçe okul, eğitim, farklı kimlik hak , hukukum var da ben mi farkında değilim?”- ve bu düşünce ile diğer terörü destekleyen STK-lara, DEM partiye bir sempati yaranıyor, ya da ilgi göstermeye başlıyor. Diğer bir kesim Kürt vatandaşlar zaten bu süreci destekleyerek sosyal medyaya konuşan kürt genç gibi” Ben bu ülkede sürekli Türk adının geçmesinden rahatsızım, neden Türkiye Cumhuriyeti, neden Türk Bayrağı, neden her yerde Türk adı geçiyor” diye ağzı sulana- sulana hararetle konuşuyor. Ona ve onun gibi düşünenlere şöyle bir sorum var:
- Madem Türk adının geçtiği her şeyden ve her nesneden, her yerden rahatsızsın, cebinde gezdirdiğin Türkiye Cumhuriyeti Nüfus Cüzdanını neden gidip teslim etmiyorsun nüfus veya emniyet müdürlüğüne ve demiyorsun ki, adından rahatsız olduğum Türk kimliğimi de alın, sizin olsun, ben bu kimliği taşımak istemiyor ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarından, hak ve hukuklarından yararlanmak istemiyorum, kürt kimliğime bunu hakaret olarak görüyorum. Diye bilir misin bunu, yapar mısın? Ve bu kararı aldıktan sonra ülkemizi terk eder misin mesesla, Vatansız olmak ister misin? Ki, senin gibi Vatansızları ABD, Avrupa “sever”, kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak için. Gidip onlara sığınsana. Onlar versin sana vatandaşlık, orda istediğin terörü estir, istediğin özgürlükle yaşa. Yapa bilir misin? Senin gibi yediği kaba tükürenler emin ol Türkiye’den başka hiçbir ülkede böyle nankörce konuşamaz. Anında yaka-paça sınır dışı edilirisin çünkü.
Velhasıl, bu gibi “terörle mücadele, terörü bitirme “ projesi diye halkı asıl gerçeklerden, yaklaşan felaketin ayak seslerinden uzak tutmaya çalışmak fayda getirmez ki, ağır bedeller ödetir.
Can Türkiye’miz için refah günler, aydınlık sema ve tam bağımsız egemenlik diliyorum!
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
TÜRKİYE’DE ACI KADIN GERÇEĞİ!
VÜSELA ALİ-İLETİŞİM(SİZLİK)
TERÖRSÜZ TÜRKİYE - YA DA SİLAHSIZ İSTİLA
M. Kemal Atik
İRADESİNİ KAYBEDEN İNSAN, KENDİSİNİ KAYBEDER
Ali Rıza Navruz
UCU AÇIK DELLENME
Mehmet Arpa
İNSANLAR NEDEN KAYBEDER?
Mustafa Mete ÖZPINAR
İNSAN BEYNİNİ DEĞERLENDİRME
KADİR DAYIOĞLU
BAĞCILIK ÜZERİNE (1)
Nilgun Batıyeli
TEK VE EŞSİZ 30 AĞUSTOS
Mustafa Cengiz
KAYSERİSPOR, HERKESİ TERS KÖŞEYE YATIRDI!
AHMET KARAASLAN
HASRETİM