MUSTAFA REŞİT PAŞA’DAN MUSTAFA İSMET PAŞA’YA TARİHİN TEKERRÜRÜ VE TÜRKİYE’NİN KADERİ 1850 – 1950”
Süleyman KOCABAŞ
Neden 1850’den 1950’ye
Birinci baskısı Temmuz 2013’de ve beşinci baskısı Eylül 2019’da yapılan konu başlıklı adı geçen kitabım, okuyucularımız, yöneticilerimiz ve kamuoyu nezdinde büyük ilgi görmüş, yankılanmış ve 87 kitabım içinde “en çok satanlar” listesine girmişti. Buna sebep, geçmişten günümüze Türkiye’nin kaderinin ne olduğu ve bundan sonra ne olacağının herkes tarafından merak edilmesi ve bilinmek istenmesi idi.
Kitabıma “ana çatı” olarak hakim olan “Mustafa Reşit Paşa’dan Mustafa İsmet Paşa’ya ” esprisi üzerinde kısaca durmak isterim. Sadrazam Mustafa Reşit Paşa, 1850 ertesi ve sonrası kısa dönem yıllarında (1839- 1856), Osmanlı Devletini, ekonomik ve savunma sanayi alanında “Gelişmemişlik” sebebiyle, kendisini savunamayacağı için “Kuzey’den Gelen Tehdit” Çanlık Rusyası tehdidi karşısında, dünyanın süper gücü İngiltere’nin “himayesi” ne sığınmış, İngiltere de büyük jeopolitik önemi ve büyük pazar ekonomisi sebebiyle Osmanlı’yı himayesine alarak yaşatma politikası takip etmişti. Ne var ki, bu politikası daim olmamış, Osmanlı, I. Dünya Harbi yıllarında yine jeopolitik önemi ve gelişmemişliği sebeplerinden kaynaklanan İngiltere’nin başrollerinde olduğu halde yıkılmış ve yerine Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuştu
Ne var ki, Osmanlı’nın yıkılışına sebep olan iki büyük sebebin tecellisi kendisini TCD de göstermeye başladı.
Bu tecelli veya tekerrürlerden olarak bu sefer de Milli Şef ve Cumhurbaşkanı Mutafa İsmet Paşa, yine “Kuzey’den Gelen Tehdit” bu sefer de Çarlık Rusyası yerine kurulan Komünist Rusya’dan gelen tehdit sebebiyle, ekonomik ve savunma sanayi gelişmemezliğinden olarak bu tehditten korunmak için 1850’den 100 yıl sonra 1950 yılların ertesi ve sonrası kısa dönemde (1939- 1964) dünyanın süper gücü Amerika Birleşik Devletlerinin “himayesi” ne sığındı. ABD, Türkiye ve Ortadoğu’nun büyük jeopolitik önemi ve petrol zenginliği sebebiyle bu himayeye alma işine “evet” dedi. Türkiye’nin 1952’de NATO’ya girmesiyle, adı geçen himayeye ilave türevi olarak Kıta Avrupası Büyük Devletlerinin de himayesi kendisini gösterdi.
Ne var ki, 1839- 1914 zaman dilimindeki Osmanlı’daki “İngiliz Asrı” zaman diliminde yaşanan olumsuzluklar, daha değişik şekilde ve boyutlarda kendisini 1939- 2026 zaman diliminde Türkiye’deki “Amerikan Asrı” nda da göstermeye başladı. Esası, süpür güç Amerika’nın kendi nüfuzu ve himayesindeki Türkiye’nin giderek her alanda gelişip kendisine “kafa tutacak” şekilde gelişmesini önlemek için her şeyi yaptı. Hatta, 1990’lı yıllarına başında Komünist Rusya dağılıp bütün dünya Komünizm çöküp, Amerika Kapitalist Bloğu “tek kutup” olarak kendisini gösterince, Amerika’nın Türkiye’nin aleyhine olan davranışları iyice ivme kazandı. “İngiliz Asrı” gibi “Amerikan Asrı”nın da giderek TC Devletini yok edeceği düşünce ve işaretleri kendisin gösterince, buna kesin bir çare olarak Türkiye’nin kendisine yeterli hale gelecek şekilde milli savunma ve ekonomik alanda kendisini Geliştirmesi gündeme geldi. İşte yazı başlıklı kitabımızda bunun bütün kronolojik safhaları 1850’den 1950’ye belgelerle anlatılmış, sonuç olarak kitabımıza “Dünyada jeopolitik önemi çok büyük ve bu sebepten çok muhataralı Anadolu topraklarında ilelebet yaşayabilmesi için “Ne Yapmalıyız?” aşlığı altında bunları dört madde halinde dile getirmiştik.
“Ne Yapmalıyız?”
Bu değerlendirmeyi, adı geçen başlık altında yapmış, kitabımızın yazılıp yayınlandığı Temmuz 2013’ den itibaren günümüz Temmuz 2026 itibariyle de, bu uğurda nelerin yapıldığı, nelerin yapılamadığına dair milletimizi yeniden bilgilendirme ihtiyacı duyduğumuz için, adı geçen başlıklı metni milletimizin bilgisine yeniden sunmak, olup bitenlerin değerlendirmesini şimdilik, yaşarak gördüğünüz için siz okuyucularımızın otokritik yapmasına bırakıyoruz. Bu değerlendirmemiz şöyle idi:
“Dün olduğu gibi (Osmanlı’da) bugün de ve yarında Türkiye’nin kaderini etkileyen iki önemli faktör vardır.Jeopolitik ve Gelişmişlik.
1-Jeopolitik: Bu bir coğrafya, bir yer parçasından kaynaklandığı için bunu değiştiremeyiz. Değişken değildir. İstanbul ve Çanakkale Boğazlarını her zaman “Türkiye’nin Canı”, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Bunların Hediyesi” (1) olduğunu düşünerek yaşayacağız. Bu değişmez Jeopolitik avantajımızdan her zaman faydalanacağız.
2-Gelişmişlik: Türkiye’nin kaderini veya geleceğini “değişken” olarak etkileyen en önemli ikinci faktör budur.
Gelişmişlik, ya fakirlik ya da zenginlik halimizi ihtiva eder.
Elinizdeki incele kitabımızda gördük: Osmanlı Devleti zengin olduğu ve 321 yıl (1453- 1774) dünyanın süper gücü yıllarında, dışarıdan gelen tehditler karşısında kendisini hiç kimseye muhtaç olmadan kendi imkanları ile korumuş ve savunmuş, kimsenin nüfuzu ve hakimiyetine girmemiş, hatta kendisi başkalarını nüfuzu ve hakimiyetine almıştır…
Bunu bir örnek, Osmanlı süper güç oluşu sebebiyle, dünyada olup biten sosyal olaylara bile müdahale etmiştir. Paris’ten Kanunu Sultan Süleyman’ın temsilcisinden kendisine bir mektup gelir. Mektup’ta, “Sultanım” der; “Kadınlı, kızlı, erkekli, içkili ve danslı karmakarışık gösteriler başladı. Bu kötü hal kendi memleketimize de sirayet edebilir. Bunun önlenmesini arz…” Bunun üzerine Padişah, Fransız Kralı Francois’e bir mektup yazar. Şunlardan bahseder: “ Öğrendim ki, sizde kadınlı, kızlı, erkekli, içki ve danslı karmakarışık gösteriler yapılıyormuş. Bu kötü hal memleketime de sirayet edebilir. Tiz bunlara son verile.”Bunun üzerine, bu gösteriler Fransa’da 100 yıl süreyle yasaklanır.
İşte öyle bir zaman geldi ki, onlar gelişip biz fakir kalınca, bu sefer de Gelişmemişlik sebebiyle biz onların nüfuz ve hakimiyetine girmeye başladık; incelememizde de bunları zaten gördük.
Millet olarak, Boğazlar ve Anadolu yarımadasında ilelebet yaşamak istiyorsak, gelişmiş, güçlü ve zengin olmak zorundayız. Onun bunun nüfuzu ve himayesine girmekle bu topraklarda uzun süreli yaşamak mümkün değildir. Bu riskli ve muhataralı toprakları elimizde tutmanın tek çaresi zengin olmak, her alanda kendi kendimize yeterli hale gelmektir.
Millet olarak, “Vatan, millet, bayrak, bağımsızlık, Sakarya…” nutukları atmaya alışkınız. Şu dört şey yerine getirilmedikçe bunlar havada kalmaya mahkumdur:
1-Bütçenim dolu değilse, dışarıdan borç olmak yerine, dışarıya borç vermiyorsak;
2-Çağımızın en modern silahlarını kendi imkanlarımızla yapmıyorsak, dışarıdan silah almak yerine, dışarıya silah satmıyorsak;
3-Sanayileşme ve istihdam (işsiz adam bırakmamak) problemlerimizi çözememişsek;
4-Yalnız ekonomik yönden güçlü olmak yetmez, “Ekonomik Kalkınma” yanında “Manevi Cihazlanma” da gereklidir. Milletimizi millet yapan ve milli varlığına sebep olan dili, kültürü, dini ve tarihini iyi öğrenmeli, sarsılmaz ve yüksek “vatan, tarih, dil ve din şuuru” na sahip olmalıyız. Böyle bir şuur sayesinde, 1915’de Çanakkale’de “Dünyanın en zengin devleti ve süper gücü” denilen İngiltere’yi, “ekonomisi geri ve gücü zayıf” denilen Osmanlı’nın nasıl dize getirdiğini gördük.
Bütün bunları yerine getirmek için milletimizin tam anlamıyla “Ekonomik Kalkınma ve Manevi Cihazlanma Seferberliği” ne girmesi lazımdır.
Evlere varıncaya kadar her yeri atölye yapmalı, günde 18 saat çalışmalı, içte dargınlık ve küskünlükleri bir kanara atarak, “Kalkınma Seferberliği” ni 7’den 70’e herkese yaymalı ve hiçbir zaman emeklilik düşünmeden gücümüzün yettiği yere kadar çalışmalıyız.
Bu kitabımızı okuyanlar ve Türkiye’nin yükseltilmesi idealiyle heyecana kapılanlar, hemen “Şu anda ben ne yapmalıyım?” diye düşünebilirler. Yapacakları ilk iş, sahip oldukları mesleklerini en iyi şekilde icra etmeleri ve mesleklerinde kendilerini geliştirmeleridir. Öğrenci ise, yüz üzerinden 50 alacak şekilde sınıfı geçecek kadar değil, “süper öğrenci” olmak uğrunda yüz üzerinde yüz alacak şekilde çalışmalıdır vb.
Bunları yapmazsak, bu riskli ve muhataralı topraklarda yaşama şahsımız çok düşüktür. Allah korusun, sonumuz Osmanlı’nın kötü kaderi gibi olur.
Haydi!... Hep birlikte “Ekonomik Kalkınma Seferberliği” ne koşalım. Tarihimize yaraşır şekilde yeniden süpür güç olalım… 2023 veya 2071 hedeflerini beklemeyelim, gün bugündür, yarınlarda ne olacağı belli olmaz…”
Dip not:
1- “Türkiye’nin Canı Boğazlar” değerlendirmesini, bu başlık altında 1994’da yazıp yayınladığım kitabımda, belgelere dayalı daha geniş boyutlardan, Osmanlı’nın merkez topraklarında ve başkentinde Boğazların jeopolitik önemi sebebiyle yaşatıldığı ve yıkılışı sonrası merkez “Anavatan Anadolu” toprakları üzerinde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin de bunların jeopolitik önemine binaen kurulduğunu anlattım. Yazım konu başlıklı adı geçen kitabıma ilave olarak, okuyucularım, kaderimizdeki jeopolitiğin önemini dahi iyi ve geniş anlamak için “Türkiye’nin Canı Boğazlar” kitabımı okuyabilirler. 7 Ağustos 2026
Mustafa Cengiz
YAZ SPORLARINDA BU HATALARA DİKKAT!...
Ali İhsan Öztürk
HAZMEDEMİYORUM YA SEN?
Mustafa Göçer
İNSANIMIZ VE KOMŞULARIMIZ FİDANA KARŞI DUYARLI
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
HER GÖRDÜĞÜNÜZE BALIKLAMA ATLAMAYIN!
Süleyman Kocabaş
MUSTAFA REŞİT PAŞA’DAN MUSTAFA İSMET PAŞA’YA
Mustafa Mete ÖZPINAR
İNSAN BEYNİNİ DEĞERLENDİRME
Ali Rıza Navruz
ANNEM
Mustafa Temizer
"TERÖRSÜZ TÜRKİYE" BİLİNMEYEN GERÇEKLER ("TERÖRSÜZ TÜRKİYE" BİLİNMEYEN GERÇEKLER)
Mustafa Acar
AĞlT
KADİR DAYIOĞLU
KAYSERİ’DE YENİ PARTİ