Geçtiğimiz günlerde bir paylaşım gördüm.
Belki siz de görmüşsünüzdür.
Yoksa artık nedense pek rastlanmıyor.
Paylaşım aslında iki kare fotoğraf ve üzerlerindeki birkaç cümleden ibaretti.
İlk karede, havuz başında oturan bir adamı arkadan görüyorsunuz.
Kim olduğunu anlamak için ismine ihtiyaç yok.
Ardından sağ üst köşesinde kocaman bir “Satılık Villa” ibaresi geliyor.
Sonra “Aranan özellikler” başlığı beliriyor ve bunlar şöyle sıralanıyor:
-Terör örgütü lideri olmak.
-İdam mahkûmu olmak.
-Binlerce insanın ölümünden sorumlu olmak…
İkinci karede ise görüntü tamamen değişiyor:
Duvarında Türk bayrağı asılı, sıvasız bir ev.
Altında iki kelime:
“Şehit Evi.”
Meselenin artık bir villa meselesi olmaktan çıktığını gösteriyordu.
Meselenin, bu ülkede kimin neyi hak ettiği tartışmasından
da çok daha büyük olduğunu düşünüyordum.
Mesele, değerlerin yerini neyin aldığı ve nasıl manipüle edildiğiydi.
Aklıma üşüşen onlarca soru arasında boğuşurken, beni en başta etkileyen konuya
geri döndüm:
Son dönemde Abdullah Öcalan için kullanılan bazı ifadeler, özellikle de “kurucu” veya “kurucu önder” nitelemeleri üzerinden yürütülen tartışma…
Asıl bu konunun üzerinde tekrar tekrar durmak, gerçekleri söylemek gerekiyordu.
Bu ülkenin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk’tür.
Tekdir.
Ve bu Cumhuriyetin vatanı da tektir; bölünmez bir bütündür.
Bu devlet, bu Cumhuriyet yalnızca tek bir kökenden insanların omuzlarında kurulmadı.
Türklerin yanında Kürtler, Lazlar, Çerkezler, Boşnaklar, Arnavutlar ve daha pek çok farklı kökenden insan vardı.
Aynı vatan için mücadele eden, aynı bağımsızlık idealinin peşinden giden insanlar…
Bu Cumhuriyetin kuruluş hikâyesinin temelinde bu ortak mücadele vardır.
Dolayısıyla bugün bir terör örgütü liderini milyonlarca Kürt vatandaşın siyasi temsilcisi, hele hele “kurucu önderi”
gibi sunmaya kalkmak yalnızca tarihi bir tartışma değildir.
Kürt vatandaşlarımızın iradesini de peşinen tarif etmek, onlara dikte etmektir.
Çünkü bir insanın Kürt olması, PKK’lı olması demek değildir.
Bir insanın Kürt olması, Abdullah Öcalan’ı kendisine lider kabul ettiği anlamına hiç gelmez.
Tıpkı Türk olmakla herhangi bir siyasi partinin mensubu olmanın aynı şey olmadığı gibi…
İnsanları etnik kimlikleri üzerinden bir siyasi örgütün içine yerleştirmek, onları temsil etmek değil; onların iradesini ellerinden almaktır.
Mesela hangi Kürt kökenli komşunuz, akrabanız, kasap veya bakkalınız bunu kabul ediyor?
Hiç sordunuz mu?
Büyük çoğunluğun; bu toprakları birlikte vatan yaptık, bu vatanı da yine birlikte savunacağız dediğini herkes biliyor
Çünkü bu Cumhuriyetin Kürt kökenli vatandaşlarının Cumhuriyetle bağı, herhangi bir terör örgütünün varlığıyla başlamadı.
-Kürt vatandaşlarımız bu ülkenin kuruluşunda vardı.
-Kurtuluş mücadelesinde vardı.
-Cumhuriyetin kuruluşunda vardı.
-Mecliste vardı.
Bugün de var. Yarın da olacak.
Bu yüzden kimsenin Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürt vatandaşlarına yeni bir siyasi kimlik, yeni bir lider, yeni bir aidiyet tarif etmeye hakkı yoktur.
Türkiye Cumhuriyeti’nin her karışında onların da bu vatanın eşit yurttaşları olarak hakkı, yeri ve bağı vardır.
Ortak olduğumuz tek bir vatanımız, tek bir Cumhuriyetimiz var.
Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle ve farklı etnik kökenlerden gelen bütün vatandaşlarıyla…
Bu ülkenin bütün vatandaşlarıyla.
Ve bu yüzden bu Cumhuriyetin kıyamete kadar kurucu lideri tek olarak kalacaktır.
Mustafa Kemal Atatürk.
Bunu söylemek kimseyi diğerinden ayırmak değildir.
Tam tersine, herkesi aynı çatının altında tutmaktır.
Çünkü ulusal devlet olmak, insanların aynı kökenden gelmesi demek değildir.
Türkiye Cumhuriyeti bir ulus devlettir ve öyle de kalacaktır.
İnsanların farklı kökenlerden gelmesi, farklı düşünmesi, farklı hayatlar yaşaması; onları aynı vatanın, aynı Cumhuriyetin ve
aynı yurttaşlık hukukunun dışında bırakmaz.
Bizim ortaklığımız tam da buradadır.
*Aynı vatan
*Aynı Cumhuriyet.
*Aynı yurttaşlık bağı.
Yoksa o iki kare görüntünün altındaki “Şehit Evi” ibaresinde “Türk şehit evi” veya “Kürt şehit evi” yazardı değil mi?
Çünkü şehitlik de acı da bu vatan da bir etnik kimliğe ait değildir.
Aynı vatanda, aynı hukuk altında, aynı yurttaşlık bağıyla birleşebilmek demektir.
Bence bugün asıl unutmamamız gereken de budur.
Geri kalan her şey siyasi tartışmadır.
Geçmişten bugüne, içten ve dıştan bizi birbirimizden uzaklaştıran tartışmaların, söylemlerin ve hesapların bir parçasıdır.
Yine çok yara alacağız, çok üzüleceğiz.
Ama yine yanyana ayakta kalan bizler olacağız.
Ve o sıvasız şehit evinin duvarındaki Türk bayrağı…
Bize belki de bütün bunları anlatan en sade görüntüdür.
O bayrak kimin?
Yalnızca Türklerin mi?
Bir etnik grubun mu?
Hayır, Hepimizin.
Çünkü o bayrak, hepimizin ortak vatanını ve ortak Cumhuriyetini temsil eden bayraktır.
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
TIR'LARA YÜKLESENİZ TAM 188 TIR EDİYOR…
Mehmet Arpa
Sessiz Güç: Kelimeler Susarken Bedeniniz Neler Anlatıyor?
Nilgun Batıyeli
BU ÜLKENİN KURUCUSU TEKTİR
Mustafa Acar
GELDİM
Mustafa Cengiz
KAYSERİSPOR MARDİN'DE 3 PUANI SÖKTÜ ALDI…
Mustafa Göçer
İSTANBULDAN FİDAN DİKMEK İÇİN ARKADAŞIM GELDİ
AHMET KARAASLAN
BİTLİS MERKEZ ARIDAĞ KÖYÜ İLKOKLU ANILARIMDAN
Ali Rıza Navruz
BEDRİ RAHMİ EYÜPOĞLU
HASAN ÇİFTÇİ
BABALAR VE OĞULLAR
KADİR DAYIOĞLU
TERZİ VE AT KIÇI