Bugün size, çoğunuzun muhtemelen duymuş olduğu bir başka mitolojik hikâyeden söz etmek istiyorum.
Ancak bu kez, Pandora'nın Kutusu efsanesini özüne sadık kalarak kendi bakış açımdan yeniden yorumlamak istedim...
Mitolojiye göre tanrılar, ateşi insanlara armağan eden Prometheus'a öfkelenmişti. Zeus ise yalnızca Prometheus'u değil, bütün insanlığı cezalandırmaya karar verdi.
Bu amaçla Pandora adında ilk kadını yarattılar.
Ona güzellik, zarafet, merak ve birçok yetenek verdiler.
Fakat Pandora'ya bir emanet de teslim ettiler.
Bir kutu...
Ve tek bir uyarı...
"Ne olursa olsun bu kutuyu açma."
İnsanlık tarihinin en büyük sınavlarından biri belki de buydu.
Merak...
Pandora sonunda kutunun kapağını araladı.
O anda hastalıklar, savaşlar, kıskançlık, açgözlülük, öfke, nefret ve insanın yüreğini karartan daha nice kötülük dünyaya yayıldı.
Korkuyla kutuyu yeniden kapatmaya yöneldiğinde ise içeride yalnızca tek bir şeyin kalmış olduğunu gördü..
Umut.
Pandora kutunun dibinde kalan umudu avuçlarının arasına aldı.
Tam o sırada, biraz ileride bir ağaca yaslanmış, gözlerinde geleceğe dair inancı taşıyan genç bir insan gördü.
Yanına gitti ve Umudu gencin iki avucunun arasına bıraktı.
"Al..." dedi.
"İnsanlık buna bugün olduğu kadar yarın da ihtiyaç duyacak. Ama bu umudu yalnızca sen taşıma. Gittiğin her yerde başkalarına da ulaştır."
Genç, umudu iki eliyle kavradı ve yoluna devam etti.
Yıllar geçti...
Asırlar birbirini izledi...
O genç çoktan yaşlandı ve gitti. Ama umut ne yaşlandı ne de yok oldu.
Bir çocuğun hayallerine dönüştü.
Bir öğretmenin yetiştirdiği nesillere dönüştü.
Bir bilim insanının vazgeçmeyen merakına dönüştü.
Bir çiftçinin toprağa attığı son tohuma dönüştü.
Bir annenin evladına sarılırken hissettirdiği güvene dönüştü.
Ve zamanı geldiğinde, bir milletin bağımsızlık mücadelesinde yeniden filiz verdi.
Bizler bu umudun en güçlü yansımalarından birini, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde verilen Bağımsızlık Mücadelesi’nde gördük.
Çünkü bazen bir insan yalnızca bir millete değil, umudunu kaybetmek üzere olan milyonlara da yeniden inanmayı öğretir.
Bugün geldiğimiz noktada, Pandora'nın kutusundan çıkan kötülüklerin her geçen gün biraz daha çoğaldığına tanıklık ediyoruz.
Savaşlar...
Yoksulluk...
Adaletsizlik...
Çevre felaketleri...
İhanetler ve benzerleri.
Kutu belki bir kez açıldı.
Ama hiç eksilmedi..
Fakat unutmayalım...
O kutuda yalnızca kötülükler yoktu.
Umut da vardı.
Ve o umut, ilk emanet edildiği günden bu yana elden ele, yürekten yüreğe taşınmaya devam ediyor.
Belki de mesele, yalnızca umudu arayıp sahip çıkmak değildir.
Mesele, onu bir sonrakine de taşıyabilmektir.
Çünkü umut ancak paylaşıldıkça çoğalır.
Eğer siz de karanlık, dipsiz bir mağarada yanan bir mum iseniz, hiç kuşkunuz olmasın; karanlığı kırmayı başarmışsınızdır.
"Umut, en karanlık anlarda değil; vazgeçmemeye karar verdiğimiz anda doğar."
Bir sonraki yazımda görüşmek üzere, umutsuzlara umut olmanız dileklerimle…
VÜSELA ALİ-İLETİŞİM(SİZLİK)
AİDİYET -11
M. Kemal Atik
Cumhuriyet Meydanı'nda İnsan Denen Meçhul -2
Ali İhsan Öztürk
İHSAN DÜŞÜNMEDEN EDEMİYOR
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
TÜRK TARİHİ NE ZAMAN BAŞLAR?
Nilgun Batıyeli
Kıbrıs Barış Harekâtı'nın.. Unutturulmak İstenenleri
Ali Rıza Navruz
AŞKTA CEVR-Ü CEFÂ
Mustafa Mete ÖZPINAR
NEREDEN BİLSİN ?
KADİR DAYIOĞLU
HERŞEYİN BAŞI SAĞLIK
Mustafa Cengiz
KAYSERİSPOR’DA “SAT KURTUL” FORMÜLÜ MÜ?
Mustafa Göçer
FİDAN SULAMA FAALİYETİ VE ADAPTASYON SÜRECİ ÜZERİNE