Geçen hafta bu köşede, yapay zekânın dünyayı ele geçireceği korkularının arkasındaki asıl gerçeğe bakmış; asıl savaşın makinelerle değil, insanın insanı denetleme, yönlendirme ve yönetme arzusuyla ilgili olduğunu vurgulamıştım.
Ne yazık ki bu acı gerçeğin siyasi yansımasıyla yüzleşmemiz uzun sürmedi.
İktidarın yasaklar, sansür sarmalları ve en nihayetinde Halk TV ekranını karartma hamlesi, tam da sözünü ettiğimiz “toplumu karanlığa mahkûm etme” savaşının en çığ, en pervasız sahnesidir.
Açık konuşalım: Millet cidden patlama noktasında.
Sokaktaki isyan, mutfaktaki yangın, adliye koridorlarındaki adaletsizlik artık halının altına süpürülemeyecek kadar büyük bir öfkeye dönüştü.
İşte bu son karartma operasyonu, bir gücün değil, tam da bu toplumsal patlamadan duyulan o devasa korkunun ve paniğin ilanıdır.
Çünkü çok iyi biliyorlar: Sokağın çığlığının stüdyolara özgürce yansıdığı, soyulan halkın hakkının ekranlarda ve gazetelerde açıkça arandığı adil bir düzende, bu toplumun onları yeniden seçmesi ve kurdukları düzene rıza göstermesi mümkün değil.
Sandıkta ve sokakta rıza üretemeyen akıl, çareyi ekranları kapatmakta, sesleri kısmakta ve ülkeyi dışarıdan hiç ışık almayan koyu bir hücreye çevirmekte arıyor.
İsteniyor ki önümüze fırlatılan yeni ses getirecek gündemlerle, kayıkçı kavgalarıyla vakit kaybedelim.
İsteniyor ki asıl büyük fon vurgunlarını, elimizden kayıp giden geleceğimizi göremeyelim ve sadece kendilerinin kurduğu o tek sesli illüzyonla savrulup duralım.
Ama yanılıyorlar. Bu toplumun sabrını, öfkesini ve aklını hafife alıyorlar.
Duvarları ne kadar kalınlaştırır larsa kalınlaştırsınlar, güneşi yok edemezler; yalnızca içerideki o büyük uyanışın öfkesini bilerler.
Bir odadaki bütün pencereleri sımsıkı kapatıp içeriye zifiri bir karanlık gömebilirsiniz.
Ama içeridekilerin o karanlığa teslim olup diz çökeceğini sanıyorsanız yanılırsınız.
Üstelik ülkeyi dışa bağımlı hâle getirip yönetimini dışarıdan gelen talimatlara göre şekillendirmek de başlı başına bir sorun.
Gerçekleri saptırarak bütün çıkış yollarını kapatmaya çalışmak ise çaresizliğin ve asıl kapana kısılmışlığın göstergesidir.
Kimse enseyi karartmasın.
Baskı sarmalı, korkunun kimde olduğunu da gösteriyor.
Toplumun korkmayı bırakıp kendi iradesine sahip çıkmaya başlaması, karanlığın sonsuza kadar süremeyeceğinin işaretidir.
Şafağın en büyük habercisi, karanlığın koyuluğu değil, toplumun artık karanlıkta da yönünü bulabilmesidir.
Bir taraf korkusunu saldırganlıkla gizler, diğer taraf günü geldiğinde faturayı keser.
Tarafını seçmiş, gereğine hazır olduğunuzdan eminim.
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
KONUT SATIŞLARI VE İNŞAAT SEKTÖRÜ…
Mehmet Arpa
Değer Görmek İçin Yapılması Gereken 5 “Hata”
Nilgun Batıyeli
Işığın Şafak Vakti Susturdukça Kendini Ele Veriyor
Ali Rıza Navruz
EDEBİYAT HARCI/2003
AHMET KARAASLAN
EYVALLAHIN AYARI
Ali İhsan Öztürk
KARABAĞ GAZİSİ TURAN GENÇLİĞİ BULUŞTU
KADİR DAYIOĞLU
AHMET HAŞİM
Mustafa Cengiz
BU DA BİZE DERS OLSUN!...
Mustafa Göçer
ADIM ADlM BAŞARABİLİRİZ
Faruk Ergan
PEDRO SANCHEZ