Çocukları ve hayvanları sevmeyen insanların, insan olma vasıflarından bir şeyler eksiktir denir.
Çocuk konusu da çok vahim olaylara neden olabiliyor. Ama ben bugün hayvanlar adına biraz gerçekleri görmemiz gerektiğine inanıyorum.
Zira çocuk söz konusu olunca bir kimliği oluyor. Bir sokak hayvanının ise varlığını hatırlayan hatırlıyor.
Son dönemde, alınan resmi kararlar ve bu kararlar doğrultusunda yapılan uygulamalar sonucunda kaç hayvanın hunharca öldürüldüğünü bileniniz var mı mesela?
Bir insanın hayvanları sevmesi başka, onlara eziyet etmemesi başka bir şeydir. Sevmek kişisel bir tercihtir. Bir hayvanı sevmeyebilirsiniz.
Onunla aynı ortamda bulunmak istemeyebilirsiniz.
Fakat bu, ona eziyet etme, aç bırakma, işkence etme, yaşam hakkını yok sayma ya da öldürme hakkını kimseye vermez.
Çünkü konu artık sevgi değil, vicdan ve yaşam hakkıdır.
Bunu yalnızca sokakta yaşayan hayvanlar üzerinden de düşünmemek gerekiyor. İnsanlar şehirleri büyütürken, binaları yıkıp yeniden yaparken, ağaçları ve doğal alanları ortadan kaldırırken, başka canlıların yaşayabileceği alanları da yok ediyor.
Çevremde neredeyse her üç binadan biri yıkılıp yeniden yapılıyor.
Biz buna kentsel dönüşüm diyoruz.
Oysa bizim için dönüşüm olan şey, başka canlılar için yaşam alanlarının ortadan kalkması anlamına da gelebiliyor.
Ben yedinci katta oturuyorum.
Üç gece üst üste, açık bıraktığım banyo camından küçücük bir kertenkele içeri girdi ve küvetin giderinde su aradı.
Üç gece boyunca aynı şeyi gördüm.
Herkes hayret oralara çıkmazlar dedi, ama çıktı işte
Belki de o küçücük hayvanın benim banyoma kadar gelmesinin nedeni, çevresinde artık su bulabileceği, saklanabileceği, yaşayabileceği alanların giderek azalmasıydı.
Sonra kontrolsüz üreyen bakımsız hayvanların neden bu denli fazlalaştığını, şimdi neden aniden azaldığını tartışıyoruz..
Bir canlıyı ortadan kaldırdığınızda, onunla birlikte doğadaki dengeyi de değiştirmiş olursunuz.
Kedileri şehirlerden uzaklaştırıp farelerin çoğalmasından sonra yeniden “Farelerle nasıl mücadele edeceğiz?” diye düşünmek bunun en çarpıcı örneklerinden biri.
Doğadaki bir halkayı yok saydığınızda, ortaya çıkan boşluğu başka bir sorun doldurabiliyor.
Köpekler için de durum farklı değil.
Köpek, insanla kurduğu bağ açısından belki de dünyanın en sadık canlılarından biri. Karşılık beklemeden sever, kendisini besleyen ve koruyan insanı unutmaz. T
ehdit altında kaldığında ise çoğu zaman saldırmaktan önce kendisini korumaya çalışır.
Ama bir hayvanı köşeye sıkıştırır, korkutur, aç bırakır, şiddete maruz bırakır ve kaçabileceği hiçbir alan bırakmazsanız, ondan ne bekliyorsunuz?
Bugün sokak hayvanlarına yönelik tartışmanın önemli bir bölümünü oluşturan sorunların bir kısmı da aslında yıllardır insanların kendi elleriyle büyüttüğü sorunlar.
Çocukları eğlendirmek için eve alınan köpek yavruları büyüdüğünde sokağa veya arazilere terk ediliyor.
Evde küçük ve sevimli olan hayvan, büyüdüğünde bir anda “yük” hâline geliyor.
Sonra o hayvanın neden sokakta olduğunu, neden kontrolsüz çoğaldığını, neden insanlarla sorun yaşadığını konuşuyoruz.
Hele de o akıl almaz sokak hayvanlarını beslemek yasak olayı…
Dert etmesinler besleyecek hayvanların çoğunu yok ettiniz.
Bir başka tarafta ise barınaklar var.
Orada yaşananlara ve kamuoyuna yansıyan görüntülere baktığımızda, hayvanları korumak amacıyla kurulmuş yerlerin genelde nasıl korkunç koşullara dönüşebildiğini görüyoruz.
Bir canlıyı sokaktan alıp daha güvenli bir yere götürdüğünüzü söyleyip, onu açlık, hastalık, korku ve şiddetle karşı karşıya bırakıyorsanız bunun adı korumak olamaz.
Ve bütün bunların üzerine, hayvanlara yönelik şiddetin giderek sıradanlaştırıldığı bir ortam ekleniyor.
Bir yavru kedinin hunharca öldürülmesi, bir hayvanın işkence görmesi, patilerinin kesilmesi ya da başka bir vahşete maruz bırakılması artık yalnızca sosyal medyada birkaç gün konuşulup unutulacak olaylar olmamalı.
Böyle olayların failleri bulunmalı, yargılanmalı ve yaptıklarının karşılığını görmelidir.
Çünkü hayvana yapılan şiddet, yalnızca hayvana yapılan bir şiddet değildir.
Bir insanın kendisinden daha güçsüz ve kendisini savunamayacak durumdaki bir canlıya ne yapabileceğini gösterir.
Asıl büyük sorun ise bütün bunların üzerine siyasi kararların eklenmesidir.
Hayvanların yaşam hakkını koruyacak çözümler üretmek yerine onları ortadan kaldırmayı temel alan anlayış kabul edilemez.
Bir ülkede sokak hayvanları için yapılması gereken ilk şey, onları yok etmenin yollarını aramak değil; neden bu noktaya gelindiğini anlamak, kontrolsüz üretimi ve terk edilmeyi engellemek, kısırlaştırmayı etkin biçimde uygulamak, sahiplendirmeyi teşvik etmek, denetimi sağlamak ve gerçek anlamda yaşam alanları oluşturmaktır.
Hayvanları yok ederek değil, insanın hayvanlarla birlikte yaşayabileceği bir düzen kurarak çözüm üretmek zorundayız.
Bir canlının yaşam hakkını savunmak için onu sevmeniz gerekmiyor.
Sadece insan olduğunuzu ve bu dünyanın sadece size tahsil edilmediğini hatırlamanız yeterli.
Dünya yalnızca insanlar için, yalnızca insanlarla var edilmedi. Belki farkında değiliz ama dünyanın doğal düzeni, bir sineğin bile bu büyük döngünün vazgeçilmez parçalarından biri olduğunu gösteriyor.
Kısa bir not: Çevremde fon krizi ile ilgili yazmam isteniyor.
Ben de asrın soygunu hakkında iki kelime yazayım dedim:
Yapan belli, yaptıran belli, kazanan belli, kaybeden belli...
Her şeyin altında imzası olan da belli….
AHMET KARAASLAN
HİZAN İLÇESİ’NDEN AYRILIŞ ANISI
Mehmet Arpa
İçindeki Düşmanı Yen ve Devam Et
Nilgun Batıyeli
2 ve 4 AYAKLI CANLILAR
Mustafa Cengiz
MİLLİ ARA BİTTİ…REZALET BİTMEDİ!
Faruk Ergan
DUT YEMİŞ BÜLBÜL GİBİ
Ali Rıza Navruz
EDEBİYAT HARCI/ 2003
Mustafa Göçer
HEDİYENİZ FİDAN OLSUN
KADİR DAYIOĞLU
TRAMVAY NE KADAR YOLCU TAŞIDI?
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
TÜRKİYE'NİN VE TÜRK'ÜN DEFTERİ DÜRÜLÜYOR!
Ömer Faruk Kotay
UFKA GİDEN KADIN 10