Özgüven iyidir ancak bunu abartınca başka bir şeye dönüşüyor sanırım.
İnsanın kendisini olduğundan büyük görmesi için çok fazla şeye ihtiyacı yok aslında.
Biraz para, biraz makam, biraz çevre…
Günümüzün en geçerli akçesi de maalesef para oldu.
Para varsa kapılar daha kolay açılıyor, insanlar sizi biraz daha fazla dinliyor.
Hatta bazen söylediklerinizin ne kadar doğru olduğundan çok, cebinizde ne kadar olduğu önemseniyor.
Çok para kazanmış olmak küçümsenecek bir şey değil. İnsanların paraya ulaşması her zaman şans eseri de olmuyor.
Doğru yerden başlamak, fırsatı görmek, sebat etmek, çok çalışmak ve doğru kararlar vermek de gerekiyor.
Yine de cebinizdeki para sizi otomatik olarak başkasından daha değerli ya da daha marifetli, daha haklı yapmıyor.
Bugün çok para kazanan bazı insanları düşününce aklınıza bunlar geliyor mu?
Bunların arasında sabah erkenden sokağını temizleyen çöpçüyü, minibüsünü saatlerce kullanan şoförü, el arabasıyla sokaklarda poğaça, simit satan insanı, ya da arabasıyla işe eve giden inşaat işçisini
Bazen birinin para kazanmak için yıllarca eğitim alması, dirsek çürütmesi, ter dökmesi gerekir.
Bir başkasının ise bunların hiçbirine fazladan ihtiyacı olmayabilir.
Doğru yerde olmak, doğru zamanda doğru işi yapmak ya da yıllar içinde işini büyütmek ona aynı parayı, hatta daha fazlasını kazandırabilir.
Yani para para kazanmanın tek bir yolu yok.
Cebinizdeki paraya bakıp kendinizi herkesten daha marifetli sanmak, kişiler üzerinde yorum yapmak biraz da aynanın karşısında kendi boyunuza bakıp dev olduğunuzu düşünmeye benziyor.
Bir gün göçüp gittiğinizde, geride kalanlardan kaçı yalnızca “Çok parası vardı” diyecek?
Yakınlarınız bile belki sadece sahip olduklarınızı hatırlayacak.
Evinizi, arabanızı, servetinizi…
Ama sizi hiç tanımayan, sizin de hiç hatırlamayacağınız biri, yıllar sonra bile sizi hatırlayabilir;
“Sağ olsun. Benden hiçbir karşılık beklemeden yardım etti. O gün beni kurtardı.”
Geride bırakacağınız iz bence bu olacaktır.
O zaman fotoğrafınıza bakanlar, sizi hatırlayanlar gerçekten bir dev görecektir.
Hele o insan bir gün gelip sizden yardım istemişse…
Maddi yardım etmek istemiyorsanız etmeyin. Kimse kimseye yardım etmek zorunda değil.
Yardım etmeye karar verdiğiniz anda, karşınızdaki insanı sorguya çekmenin, geçmişini önüne koymanın, neden size göre bu duruma düştüğünü yüzüne vurmanın ne anlamı var?
İnsan sizden yardım istemeye geldiğinde zaten kolay bir şey yapmıyor.
Bir insanın “Sana ihtiyacım var” demesi, özellikle de bunu tanıdığı birine söylemesi, gururuna dokunan bir şeydir.
Siz o kapıyı açıp yardım ederken bir de sözlerinizle onu küçültüyorsanız, kusura bakmayın ama burada yardımın kendisinden çok başka bir şey konuşmaya başlarız.
O insanı bir kez değil, iki kez eziyorsunuz.
İlkinde hayatın içine düştüğü durum eziyor. İkincisinde siz.
Bir de yardım ederken kullanılan bazı cümleler vardır:
“Bu seferlik veriyorum.”
“Bir daha böyle bir şey olursa benden isteme.”
“Sen zaten hep kendini bu duruma sokuyorsun.”
“Ben olmasam ne yapacaktın?”
‘’Zaten bekliyordum…’’
Siz bunları söylerken verdiğiniz paranın yanında küçük birer nasihat verdiğinizi düşünüyor olabilirsiniz.
Karşıdaki insanın duyduğu şey başka olabilir:
“Sen beceremiyorsun.”
“Sen yine başını belaya soktun.”
“Ben senden daha iyiyim.”
‘’Sen bana muhtaçsın.’’
O zaman verdiğiniz para, yardım olmaktan çıkıp bir üstünlük gösterisine dönüşüyor.
Karşınızdaki insan sizden para istemek için zaten gururundan bir parça bırakıp kapınızı çalmış.
Siz kapıyı açıp elini tutmak yerine bir de başını eğmesini istiyorsanız, kusura bakmayın ama buna yardım demekte zorlanıyorum.
Para verdiniz diye o insanın hayatının sahibi olmadınız.
Sadece o gün, o insanın işine yarayacak bir şey yaptınız.
Ve o insan size mecbur kaldığı için bin pişman olmuştur zaten.
Hepsi bu.
Şöyle bir örnek vereyim burada.
Diyelim ki yardım istediğiniz insanın geçmişinde birçok hata var.
Mesela kumar oynuyor.
Bir kazanmış, bir kaybetmiş.
Borç almış, kapatmış.
Sonunda işler öyle bir noktaya gelmiş ki altından kalkamayacağı kadar büyük bir borcun içine girmiş.
Ve çıkıp size gelmiş.
“Bana yardım eder misin?”
Şimdi ne yapacaksınız?
“Bu parayı yine kumarda mı kaybettin?” diye sorguya mı çekeceksiniz?
Yardım edip etmemek elbette sizin kararınız.
Ancak yardım etmeye karar verdiyseniz, bir de parayı nasıl kullanacağına siz mi karar veriyorsanız?
“Bu parayı sana borcunu kapatman için veriyorum. Başka hiçbir şeye harcama.”
Parayı siz verdiniz diye o insanın hayatının yönetimini de mi devraldınız?
Yardım etmek başka bir şeydir, karşınızdaki insanın yerine karar vermek başka.
Güvenmiyorsanız vermeyebilirsiniz. Hem yardım edip hem de karşınızdakini sorguya çekiyor, ne yapacağını söylüyor, geçmişini yüzüne vuruyorsanız, artık mesele para olmaktan çıkıyor.
Bir insanın eline para vermek, onun hayatının sahibi olmak değildir.
İnsanın değeri, cebindeki parayla değil; elindeki imkânla karşısındaki insana nasıl davrandığıyla ölçülür.
Ne demişler:
Sabah yıkansa
Akşam kokan;
Akşam ölünce
Sabah kurtlanan varlık…
Kibrin kime?
Havan kime?
(Alıntıdır)
Kısaca kendini dev aynasında görmek için başkalarını küçültmene hiç gerek yok.
Bırak, başkaları seni kendi ruhlarında devleştirsin.
Yoksa bil ki sen de sandığın kadar matah değilsin.
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
BU SÜREÇ NEDİR?
KADİR DAYIOĞLU
TURAL PINARBAŞI
Nilgun Batıyeli
KENDİNİ DEV AYNASINDA GÖRME
Ali İhsan Öztürk
BİR MİLLETVEKİLİ BU CESARETİ KİMDEN ALlYOR?
Faruk Ergan
DEĞERLERE SAYGILI OLMAK
Mustafa Cengiz
BİZE LİDERLİK ÇOK YAKIŞIYOR, ÇOK!...
Ali Rıza Navruz
EDEBİYAT HARCI
AHMET KARAASLAN
DUHA KOCA OĞLU DELİ DUMRUL
Mustafa Göçer
SULAMA VE ADAPTASYON SÜRECİ ÜZERİNE
HASAN ÇİFTÇİ
BAKÜ FATİHİ NURİ PAŞA (KİLLİGİL) (1889-2 Mart 1949)