Biliyorsunuz “tokatçı” argoda dolandırıcı, sahtekâr, hırsız veya insanları kandırıp parasını alan kimse anlamına gelir.
Bizim bildiğimiz ilk “tokatçı”, Sülün Osman’dı. Kolay yoldan para kazanmak isteyen “garibanlara!” Eminönü’ndeki saati ve Galata Kulesi’ni, Galata Köprüsü’nü satmıştı. Yakın zamanda “Çiftlik Bank” var. 1980’lerde batan “bankerler” ve bankalar”.
Tokatçı sinemaya da konu oldu. Kemal Sunal, Şevket Altuğ ve Ali Şen'in oynadığı 1983 yıl yapımı film. Sunalın her filimi gibi bunu da defalarca izlerim. İzledikçe keyf alırım, acı acı düşünürüm. Ama nedense “Zübük” pek ortalarda gözükmüyor. Neyse, konumuz bu değil, “Tokatçı”.
Saf bir delikanlı olan Osman (Kemal Sunal), yanında çalıştığı Hasan Ağa'nın kızı Emine'ye aşıktır. Hasan Ağa, Emine'yi istemeye gelen Osman'dan çok yüksek bir başlık parası ister. Köyde bu parayı bulamayacağını anlayan Osman, çalışmak için İstanbul'a gider. Dişinden tırnağından artırarak parayı biriktirir.
Köyüne dönmek üzere yola çıkan Osman tüm parasını yolda çaldırır. Eli boş dönünce babasının öldüğünü ve topraklarının elinden alındığını öğrenir. Para kazanmak ve topraklarını geri almak için tekrar İstanbul'a dönen Osman, asker arkadaşı Şevket (Şevket Altuğ) ile karşılaşır. Şevket ona kısa yoldan para kazanmanın yolu "tokatçılığı" (dolandırıcılığı/soygunculuğu) öğretir.
Osman kısa sürede köşeyi döner. Ardından köye geri dönerek hem sevgilisini almak hem de kendisine ve ailesine zulmeden Hasan Ağa'dan intikam almak için bir plan uygular… Vs.
Diyeceksiniz ki, nereden aklınıza geldi? İstanbul Borsası’nda yaşanan son “tokatlama” olayından. Bu, Kemal Sunal’a, Sülün Osman’a, “bul karayı, al parayı” oynatanlara rahmet okutur. “Az buz para!” değil.
Beş yüz küsur “kolay yoldan para kazanmak” isteyen isteyenin, rivayete göre 20 küsur milyar doları “tokatlanmış”. “Tokatlana” para, İyi Parti’nin, çok çalışkan Milletvekili Turhan Çömez’in ifadesi ile, 200 liralık banknotlarla 188 adet 25 tonluk tırı dolduruyormuş. Daha geride ne kadar “tokatlanan” ve ne miktarda para var, bilmiyoruz.
İşin daha da vahimi, olayı üstüne alan yok; birbirinin sırtına yüklemek istiyor. Mübarekler, sanki teflon tava. Kimse üzerine almıyor; birbirlerinin sırtına yıkmaya çalışıyorlar. Sonuçta, bunlar da “garibim” Ekrem İmamoğlu’nun üstüne yıkılırsa, hiç şaşmayın. İmamoğlu, o duruma geldi ki, neredeyse, “Roma’yı da sen yaktın!”, diyecekler. Allah’tan ülkemizde bağımsız yargı ve yargıçlar var.
“Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in Kasım 2025'te yaptığı, "borsada manipülasyona izin vermeyeceğiz" şeklindeki açıklaması, Eylül 2026'da patlak veren büyük fon ve temerrüt kriziyle birlikte siyasetin ve piyasaların en sıcak tartışma konusu haline geldi. Muhalefet ve piyasa analistleri, bakanın manipülasyonu 10 ay öncesinden bilmesine rağmen önlem almakta geç kaldığını öne sürüyor.”
Dostlar, gençler anımsamaz, 70’li yıllarda, “Halka açık şirket” adı altın da binlerce, “Almancı!” tokatlandı. Kayseri’de bunun çok örneği var. Şirketlerin/holdinglerin tamamına yakını battı.
Mesela ben de birkaç kere “tokatlanma” ile karşılaştım. Birincisi, İstanbul’da, Gümüşsuyu’ndan Dolmabahçe’ye iniyorum, parkın içinden. “Bul karayı al parayı!” sektörü temsilcileri tezgah açmış. Sekiz-on kişi de tablanın etrafında toplanmış, bir ikisi hariç diğerleri hep kazanıyor. İnsanları yardım aralarına girdim. Allah var, niyetim, para basmak.
Bir de baktım, arkamdan birisi omuzuma vurdu ve beni dışarı çıkardı. Kendisini tanıttı. Sümer Orta’da birlikte okumuşuz, Yeni Mahalleliymiş. Tanıdım… Bana şunu söyledi; “Kadir, burası sana göre değil, çek git!” dedi. Ben de çektim gittim giderken, arkadaşım, “polis!” diye bağırdı, paraları, tablayı alıp kaçıp gittiler. Racon böyleymiş… Yeteri kadar “tokatladıktan” sonra, bu numara ile kaçıp giderlermiş.
“Polis!”, diyen, bizim arkadaş değil mi? Meğerse o da “erketeymiş”. Yine argoda “erkete”, yasa dışı veya gizli bir iş (kumar, hırsızlık vb.) yapılırken polisin ya da tehlikeli birinin gelip gelmediğini gözetlemek ve haber vermekle görevli gözcü kişi olarak tanımlanıyor.
Şimdi işin esasına geliyorum: Kolay yoldan, büyük para kazanma isteyen isteyenler pek acımamak lazım. Öyle ya, onlar gülerken bazıları da ağlıyor. Unutmayın; “ekonomik faaliyetler, sonucu sıfır olan bir” denklem. Kazananların yanında kaybedenlerin de olması işin doğası gereği. Tabii, en fazla “kasa” kazanır.
Ahde vefanın, verilen sözü tutmamanın, emanete ihanetin yoğun olduğu günümüzde, “tokatlayan” da “tokatlanan” da çok olur. Yani, demem o ki; bir yerde av varsa mutlaka bir avcı da vardır. Tam bu noktada devletin görevi, “avları” “avcılardan” korumaktır.
O nedenle siz siz olun da, bırakınız dost ve arkadaş bildiklerinizi, bir yana bırakın, en yakınlarınıza bile güvenmeyin, günümüzde. Bu doğru mu? Doğru değil ama gelinen nokta, yaşanan hal maalesef böyle.
AHMET KARAASLAN
1984 YlLl TATVAN'DAN BİR ANlM
Mustafa Acar
YARIM EKMEK, BİR ŞEFTALİ
Mustafa Cengiz
İLK 8 HAFTANIN YILDIZI KAYSERİSPOR
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
GAYRİMENKUL GÜVENLİ LİMAN OLMA ÖZELLİĞİNİ KORUYOR…
Ali Rıza Navruz
MUŞTU
Mehmet Arpa
BU İNSANLAR KÖTÜ DEĞİL... DAHA DA TEHLİKELİ!
KADİR DAYIOĞLU
TOKATÇI
Faruk Ergan
UKRAYNA VE TÜRKİYE?
Nilgun Batıyeli
BU ÜLKENİN KURUCUSU TEKTİR
Mustafa Göçer
İSTANBULDAN FİDAN DİKMEK İÇİN ARKADAŞIM GELDİ